Felsefe Öncesinde Evrensel Bağıntılılık Düşüncesi – Aydın Çubukçu

Evreni bir bağıntılar-ilişkiler örgüsü olarak düşünmenin ve bu bütünlüğü etkileyerek dönüştürebilme çabasının ilk izlerine, ilkel dinlerde, büyüde ve mitolojide rastlayabiliriz. Vahşet çağının dini sayılan animizm, her şeyde bir ruh bulunduğuna inanıyordu.

Devamı…Felsefe Öncesinde Evrensel Bağıntılılık Düşüncesi – Aydın Çubukçu

Mantık ve Diyalektik: 4 Maddede Aristoteles Mantığının Temel Öğeleri – Aydın Çubukçu

Gerek düşüncenin bağıntılarını araştırmak, gerekse bütün düşünce sürecini kurallı, yasalı ve denetlenmiş bir sistem olarak genel bir yapı halinde yükseltebilmek için Aristoteles, bazı temel ve değişmez gerçeklikler, herkes tarafından apaçıklığı kabul edilebilecek kurallar bulmak istemiştir.

Devamı…Mantık ve Diyalektik: 4 Maddede Aristoteles Mantığının Temel Öğeleri – Aydın Çubukçu

Schopenhauer: İnsanlar, genel kabul gören bir fikri ne kadar saçma olursa olsun benimserler

Şimdi taraftarlık artık bir görev haline geldiğinden, düşünüp yargıda bulunabilecek olan birkaç kişi de ister istemez susar. Bu noktada, kendi düşünce ve yargısını geliştirme kapasitesi hiç bulunmayan, başkalarının görüşlerini tekrarlayan kimselerin konuşmasına izin vardır sadece.

Devamı…Schopenhauer: İnsanlar, genel kabul gören bir fikri ne kadar saçma olursa olsun benimserler

Küçük Burjuva Muhalefeti, Materyalist Diyalektiğin ABC’si – Lev Troçki

Lev TroçkiDiyalektik ne kurgu ne de mistisizmdir, fakat hayatın gündelik sorunlarıyla sınırlı olmadığı, daha karmaşık ve kapsamlı süreçleri konusunda bir kavrayışa ulaşmaya gayret ettiği ölçüde, düşünüşümüzün biçimlerinin bir bilimidir. Diyalektik ve formel mantık arasında, yüksek ve basit matematik arasındakine benzer bir ilişki vardır.

Devamı…Küçük Burjuva Muhalefeti, Materyalist Diyalektiğin ABC’si – Lev Troçki

Octavio Paz: “Yalnız olduğunu bilen ve bir başkasını arayan tek varlık insandır”

Octavio PazYanlızlığın Diyalektiği
Kişinin içinde yaşadığı dünyayı ve kendisine yabancılaşmış olduğunu bilmesi demek olan yalnızlık Meksikalılara özgü bir duygu değildir. Bütün insanlar yaşamlarının en az bir döneminde kendilerini yapayalnız bir kişi gibi duyumsarlar. Ve de gerçekten yalnızdırlar. Yaşamak, gizemli bir gelecekte varacağımız yere gitmek için geçmişte bulunduğumuz yerden yola koyulmak demektir. Yalnızlık, insan duygusunun en derindeki gerçeğidir. Yalnız olduğunu bilen ve bir başkasını arayan tek varlık insandır. Doğası gereği insan, kendi varlığını bir başkasında gerçekleştirme özlemi içinde ve doğaya “Hayır” diyerek yaşar – kendi kendini yaratan insanın bir “doğası”ndan söz etmemiz doğruysa eğer. İnsan özlemdir, kavuşmak için bir aranıştır. Bu yüzden, kendi varlığını tanır tanımaz kişi, bir eş ya da arkadaştan yoksun olduğunu anlar, yalnızlığının bilincine varır.

Devamı…Octavio Paz: “Yalnız olduğunu bilen ve bir başkasını arayan tek varlık insandır”

Düşünce Tarihi | Klasik Alman Felsefesi ve Yunan Düşüncesinde Diyalektik- Selahattin Hilav

Doğu halklarında metafizik düşüncenin günümüze kadar ağır bastığı açıkça görülmektedir. Eski doğu felsefesinin en temel özelliği durağan (statik) ve değişmez bir dünya görüşüne dayanmış olmasıdır. Çinliler ve Hintliler eşyanın özünü, yani cevherini hiç değişmeyen ve kendi kendine özdeş olan bir şey olarak görürüler.
Çin felsefesinde birde karşıtlıklar ilkesinden bahsedilir. Çinliler dünyanın kuruluşunda bir takım ikilikler ve karşıtlıklar olduğunu kavramışlardır. Mesela Çinliler gökyüzünü doğurtucu bir erkek yeryüzünü de yani toprağı da doğurgan bir dişi olarak görüyorlardı.
Eski İran felsefesinde karşıtlıklar arasında bir çatışma ve savaş olduğunu görüyoruz. Bu anlayışa göre evrendeki herşey iki kategoriye ayrılmış, bir tarafta ışık ilkesinin yönelttiği iyilik diğer tarafta kötülük ilkesinin yönettiği kötülük .

Devamı…Düşünce Tarihi | Klasik Alman Felsefesi ve Yunan Düşüncesinde Diyalektik- Selahattin Hilav

Marksizmin üç ana kaynağı ve Diyalektik Materyalizm – John Pickard

Genel olarak Marksizmin üç ana kaynaktan biçimlendiği kabul edilir. Kaynaklardan biri, Marx’ın, Fransız politikasına, özellikle de Fransa’daki 1790’ların burjuva devrimi ve onu takip eden 19. yüzyılın ilk dönemlerinin sınıf mücadelesine ilişkin analizini geliştirmesidir. Marksizmin kaynaklarından bir diğeri “İngiliz ekonomi politiği” denilen şeydir, yani Marx’ın İngiltere’de geliştiği şekliyle kapitalist sistemi analiz etmesidir. Marksizmin aynı zamanda tarihsel olarak başlangıç noktası olan diğer kaynağının da “Alman felsefesi” olduğu söylenir ve benim burada üzerinde durmak istediğim de onun bu yönüdür.

Devamı…Marksizmin üç ana kaynağı ve Diyalektik Materyalizm – John Pickard

“Yalnızca anlaşılır olanı anlamayanlar, çok az şey anlıyor demektir.”* Didaktik Edebiyat ve Diyalektik

Diğer sanat dallarında verilen ürünler gibi, edebiyat ürünü de başlı başına bir tavır alıştır. Özellikle 18. yüzyıldan itibaren edebiyatın, bireysel ve toplumsal gelişmede önemli rol oynadığını ve toplumsal çatışmaları belli bir “müdahalecilik”le yansıttığını görüyoruz. Burada kastettiğim edebiyat “yazılı edebiyat”tır. Burjuvazinin, sınıf mücadelesinde yazılı edebiyata verdiği büyük önem yadsınamaz.(1) Toplumsal hayatı yazılı hale getirme çabasında olan burjuva ideolojisi edebiyatın, çağın ruhunu yansıtan, buna uygun içerik ve biçime en kısa sürede ulaşabilen özelliğini çok iyi anlamış, ayrıca, bu duruma büyük ölçüde katkıda da bulunmuştur. Edebiyat, diğer sanat dallarını da doğrudan etkileye bilen bir türdür.

Devamı…“Yalnızca anlaşılır olanı anlamayanlar, çok az şey anlıyor demektir.”* Didaktik Edebiyat ve Diyalektik

Analitik ve Diyalektik – Aziz Yardımlı


Kant’ın ‘mekanik’ konuşma yolunda ‘analitik’ anlatımı bir kavramın bir başkasında kapsanması ile ilgili olarak kullanılır — aşağı yukarı kimyasal bir bileşik ve bileşenleri durumunda olduğu gibi. Düşüncenin bu işleminin ne demek olduğu, nasıl türetildiği ya da çıkarsandığı gibi SALTIK OLARAK ÖZSEL bir nokta üzerinde durulmaz. Kant hiçbir zaman tanıtlama denen olgunun felsefe için saltık önemini kavramış değildir.

Devamı…Analitik ve Diyalektik – Aziz Yardımlı

Kızıl Ordu’nun kurucusu Lev Troçki, Stalin’le mücadelesi, sürgünü, vasiyeti ve ölümü

Lenin’in ‘partinin en yetenekli insanı’ diye nitelendirdiği Troçki, 20. yüzyılın öemli trajik figürleri içerisinde Lenin’e en yakın olan devrimci, Sovyetler Birliği’nin ilk yıllarında etkili bir siyasetçi, Dışişlerinden Sorumlu Halk Komiseri görevini alan ilk kişiydi. Devrim sonrası ortaya çıkan fikir ayrılıkları sebebiyle Josef Stalin ile giriştiği siyasi mücadeleyi kaybedince resmi görevlerinden alındı ve  sürgün edildi. Bu sebeple içlerinde Türkiye de olmak üzere birçok ülke değiştirmek zorunda kalan Troçki’nin son durağı Meksika oldu.
SSCB ile ilişkisinin kesilmesinin ardından mücadelesinden vazgeçmeyen Troçki, birçok makale ve kitap yayımladı. Dördüncü Enternasyonal’i kurdu. SSCB’nin en tehlikeli düşmanı ilan edildi. 20 Ağustos 1940’ta bir GPU ajanı olan Ramon Mercader tarafından öldürüldü. Bu tehlikeyi önceden görerek yazdığı vasiyetinde: “Bilinçli hayatımın kırk üç yılı boyunca hep devrimci olarak kaldım… Eğer her şeye yeniden başlayacak olsaydım, elbette bazı küçük hatalarımdan sakınmaya çalışırdım, fakat hayatımın ana yönü değişmezdi. Ben bir proleter devrimcisi, bir Marksist, bir diyalektik materyalist ve sonuçta iflah olmaz bir ateist olarak öleceğim” diyordu.

Devamı…Kızıl Ordu’nun kurucusu Lev Troçki, Stalin’le mücadelesi, sürgünü, vasiyeti ve ölümü

Sokrates: Kimseye hiçbir şey öğretemem, sadece onların düşünmelerini sağlayabilirim

Ahlak felsefesinin kurucusu olarak kabul edilen Sokrates, düşünmekten başka  egemen güçlerin fikirlerine koyduğu  engellenmelerle uğraştı.  M.Ö. 399 yılında, şehrin tanrılarına inanmamak onların yerine başka tanrılar koymak ve böylece gençliği zehirlemekle suçlandı. Yargılayıp baldıran şerbeti içmeye mahkûm edildi.  Söz konusu ölüm olduğunda bile  Sokrates,  yine yaşamına ve düşüncesine uygun davranmaktan geri durmadı.  Zehiri içmeden önce yıkandı hazırlandı: “Ölüyü yıkama işini başkalarına bırakmamalı…dedi. Öğrencileri ve arkadaşları yanındaydılar. Sokrates’i kaçırmak isteyenler oldu. Yaşarsa aynı suçu işlemeye devam edeceği için kaçmayı bile denemedi…  Zehiri getiren görevliye: “Gel bakalım arkadaş” dedi “söyle bana ne yapacağımı?” Görevli:Kolay içtikten sonra odada dolaşırsın bacaklarında bir ağırlık duyduğunda uzanırsın.” dedi. Sokrates baldıran şerbetinin bulunduğu tası aldı ve içti.

Devamı…Sokrates: Kimseye hiçbir şey öğretemem, sadece onların düşünmelerini sağlayabilirim

Ten Kumaşı | Nietzsche ve Merleau-Ponty Felsefelerinde Diyalektik

Aşağıdaki  metin, Nietzsche ve Merleau-Ponty düşünceleri etrafında dönen notlardan oluşmaktadır. İki filozof arasında bir örtüşme aramaktan çok, farklı metinlerden yararlanarak söz konusu düşünürlerin düşünme edimlerinin kökeninde yatan tensel sarıp sarmalamayı deneyimlemeyi amaçlamıştır. Bu sebeple kumaş imgesi yazınsal boyutta kurgulanmaya çalışılmıştır. Hedef, okurun ilgisini söz konusu metinlere çekerek diyalektiği Nietzsche ve Ponty üzerinden yeniden okumaya davettir.

Devamı…Ten Kumaşı | Nietzsche ve Merleau-Ponty Felsefelerinde Diyalektik

Diyalektik ve Tarihsel Materyalizm | 1. Diyalektik yöntemin temel özelikleri – Joseph Stalin

stalinDiyalektik Eski Yunan dilindeki, konuşmak, tartışmak anlamına gelen dialego sözcüğünden çıkmıştır. Eski zamanlarda diyalektik, muhaatabın savındaki çelişkileri ortaya koyup bu çelişkilerin üstesinden gelmek yoluyla gerçeğe ulaşma sanatı demekti. Eski zamanlarda, düşüncedeki çelişkileri ortaya çıkarmanın ve karşıt görüşlerin çatışmasının, gerçeğe ulaşmada en iyi yöntem olduğunu kabul eden filozoflar vardı. Düşüncenin bu diyalektik yöntemi, sonraları doğa olaylarını da kapsadı; doğadaki olayları sürekli bir hareket ve değişme içinde gören, doğadaki gelişmeleri, doğadaki çelişkilerin gelişmesi sonucu olarak, ve doğadaki karşıt güçlerin birbirlerini karşılıklı etkilemeleri sonucu kabul eden, doğanın diyalektik kavranması biçiminde gelişti.

Devamı…Diyalektik ve Tarihsel Materyalizm | 1. Diyalektik yöntemin temel özelikleri – Joseph Stalin

Diyalektik ve Tarihsel Materyalizm | 2. Marksist felsefi materyalizmin temel özelikleri – Joseph Stalin

stalina) Dünyayı, bir “mutlak ide”nin, bir “evrensel ruh”un, “bilinç”in cisimleşmesi olarak gören idealizmin tersine, marksist felsefi materyalizm, dünyayı haliyle maddi olarak kabul eder; dünyadaki bütün değişik olayları, hareket halindeki maddenin değişik biçimleri olarak görür; diyalektik yöntemin ortaya koyduğu gibi, olayların karşılıklı ilişkileri ve birbirine bağlılıkları, hareket eden maddenin gelişme yasasıdır; dünya, maddenin hareket yasalarına uygun olarak gelişir ve hiçbir “evrensel ruh”a gereksinimi yoktur.

Engels diyor ki:

Devamı…Diyalektik ve Tarihsel Materyalizm | 2. Marksist felsefi materyalizmin temel özelikleri – Joseph Stalin

Sanat ve Sanatçının Tarihsel Diyalektiği, Sanatçının Nitelikleri

Sanatçı bir yönüyle içinde yaşadığı zaman diliminden uzaklaşan, taş içindeki heykeli, sözcük yığınları içerisinde imgelenmeleri, mırıltılardan ahenkli ses-zincirini, görsel zenginliği yeniden yaratan emek işçisidir. Evet, sanatçı kişi, öyle ya da böyle emeği ile çalışır. Sanatçının an ile çelişkisi onun hem zenginliğidir ve hem de “an”dan öncesi ile sonrası arasında sürekli mekik dokumasına neden olur; ya geçmişi özler ya da geleceği. Bu yönü ile sanatçı, çağdaşları ile uyumsuzluk yaşar.

Devamı…Sanat ve Sanatçının Tarihsel Diyalektiği, Sanatçının Nitelikleri