Faşistin biraz okumuşuna ulusalcı denir veyahut kısaca Yılmaz Özdil

Muş Bulanık’ta 15 Aralık 2009’da DTP’nin kapatılmasını protesto eden kitleye ateş açarak Necmi Oral ile Kemal Ağca’ adlı iki kişiyi öldüren JİTEM elemanları Turan ve Metin Bilen kardeşlerin yargılandığı davanın  duruşması için Samsun’a giden DTP’nin eski Genel Başkanı Ahmet Türk  saldırıya uğramıştı. Olay sonrasında  Tayyip Erdoğan’dan Devlet Bahçeli’ye kadar  birçok kişinin kınadığı bu saldırıyı   Hürriyet Gazetesi’nin ulusalcı yazarı Yılmaz Özdil, sahiplenerek  Atılan yumruğu ‘adaletin tokmağı’ olarak tarif etti. İlericilik kisvesi altında solcu olarak kendini pazarlayan ve platonik ırkçılar aleminin idoli haline gelen bu muhterem,  faşizmin hastalıklı duygu durumunu ve gerçek yüzünü gösteriyor. Çeşitli gazetelerde iki  kıytırık “kamucu” yazıyla  solculuğa soyunan bu gibi yazarımsılar söz konusu Kürtler, ve Ermeniler   olunca oynadığı solculuk rolünü unutarak, katıksız  kafatascı kesilmekten  kendini alamıyor, histerik krizlere kapılıp 70 yaşındaki birine yumruk atmayı demokratik bir hakmış gibi gösterebiliyorlar. Bütün bunlara rağmen aklını yitirmiş solcular sokağında bu sapkın soytarıların her hali normal karşılanıyor ve solcu olarak sindiriliyor olması ülkede  bazı sol grupların vahim durumunu yansıtan küçük bir enstantane .

15 Nisan 2010 tarihinde  ‘Yumruk’ adlı yazısındaki Ahmet Türk’e atılan yumruk için ‘adaletin tokmağı’ diyen Hürriyet Gazetesi Yazarı Yılmaz Özdil “Bu ülkenin çocuklarına ateş edilip öldürmek ‘demokratik hak’ kabul ediliyorsa, parti liderine girişmek niye ‘ırkçılık’ oluyor? Mayın demokrasiyse, yumruk niye faşizm? Yumruğu ‘adaletin tokmağı’ yerine koyup, Ahmet Türk’ün burnuna inen kişi, bu ülkede pek çok kişinin duygularına tercüman oldu…” ifadelerine yer verdi. Yılmaz bu yazısında kendi aciz ve acınası durumunu göstermek dışında ‘suçu ve suçluyu övmek’ ve ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek’ suçlarını  da işliyor.

Aklı başında her insanın  halkları birbirine düşman etmekten başka bir işe yaramayacağını bildiği bu ve benzeri olaylar, kimi kesimlerin ekmeğine yağ sürdüğü su götürmez bir gerçek. Reha Muhtar’ın rehbersiz gördüğü bu köy Yılmaz Özdil zihniyetinin nemalandığı ve onun için sevdiği sisli bir havadır belki sadece. Anlaşılan Yılmaz bey, 30 bin kişinin neden öldüğünü unutuyor Ahmet Türk’ü Demirel ve Ecevit’le karıştırıyor;
“Mesut Yılmaz’ın burnunu kırmadılar mı?
Demirel’e yumruk atılmadı mı?
Özal’a ateş edilmedi mi?
Ecevit’e İzmir’de kurşun sıkılmadı mı?
Normaldir demiyorum…” diyerek durumu normalleştiriyor.

Peki bunlar normal mi?
Saldırı sonrasındaKürtler Diyarbakır, Şırnak, Hakkâri, Van gibi şehirler başta olmak üzere pek çok il ve ilçede sokağa çıkarak tepki göstermeye başladı.
Büyük şehirlerde ise mobilize olan genç gruplar molotofkokteyllerle  sokakları ateşe verdi. Bazı yerlerde polisle göstericiler arasında çatışmalar yaşandı.
Bir çok yerde onlarca kişi gözaltına alındı.
Yüksekova’daki olaylardan habersiz okulundan çıkan  H.K. adlı 14 yaşındaki çocuğa işkence edildiği görüntülendi.
Şırnak, Siirt ve Batman kırsalında son iki günde meydana gelen çatışmalarda, iki PKK’lı ile bir asker yaşamını yitirdi, çok sayıda da asker yaralandı.

Hangisi Daha Solcu Sağdaki mi, Soldaki mi?

Vatan Gazetesi yazarı Reha Muhtar’ın, 15/04/2010 tarihli  “Sivil vatandaşa ‘devletin boşluklarını doldurma görevi verenler faşisttirler…'” başlıklı yazısından bir bölüm

“PKK’ya ses çıkarmıyorsunuz” deyip, toplumsal infial ve hassasiyetleri arkana alıp, Ahmet Türk’e yapılan saldırıyı “anlaşılabilir” kılmak faşist bir anlayıştır…
Bunu sokaktaki bir vatandaşın seslendirmesi rahatsız edicidir ama belki mazur görülebilir…
Lakin kamuoyu oluşturan gazetecilerin bunu yazıp söylemesi tehlikeli ve utanç vericidir…
Herkes bir silkinmeli ve kendine gelmeli…
(…) Geçmiş geçmişteydi, yaşandı ve bitti…
Aynı provokasyonları bugün denemeye sokmak, utanç vericidir ve günahtır…
Sivil vatandaşa, “devletin ya da hükümetin boşluklarını giderme görevi” vermeye kalkanlar, yarın oluk gibi akacak olası kanın hesabını verebilecekler mi?..
Milleti galeyana getirmekten vazgeçsinler…
Hayatımızı bu provokasyonlarla geçirip bitirdiler…
Çocuklarımızı da bu provokasyonların tarihsel yüküyle kambur etmesinler!..

Radikal gazetesi yazarı Cengiz Çandar’ın 16/04/2010 –  tarihli “Ahmet Türk ve ‘medyanın Ogün Samast’ları’…” başlıklı yazısından bir bölüm

Çok benziyor Ahmet Türk’ün burnuna atılan yumruk ile Hrant Dink’in ensesine sıkılan kurşun. O kadar benziyor ki, Hrant’ın cenazesinde yürüyen yüzbinlerle Ahmet Türk’e ‘geçmiş olsun’ dilekleri gönderen onbinlerce insan muhtemelen aynı kişilerdir.
Sadece onlar değil.
Hrant Dink’e tetik çeken Ogün Samast gibilerine bizi ‘empati yapmaya’ davet eden kişilerle, Ahmet Türk’e karşı girişilen saldırıda ‘meşruiyet arayan’ kişiler de aynı kişiler. İki-üç gündür medyadaki köşelerinde dil döküyorlar.
Bu kişiler, medyanın ‘yüzkarası’ bir çevre. Birbirlerinin sırtlarını sıvazlıyorlar. İçlerinden birinin ‘işlediği suç’u işaret eden kim olursa, ona karşı ‘orkestra halinde’ taarruza geçiyorlar.
Bunlardan birinin, önceki gün, Ahmet Türk’e yönelik saldırı hakkında ‘Yumruk’ başlığı altında yazdığı ve saldırıyı kutsayan yazısı, herhangi bir AB ülkesinde ‘nefret söylemi’nden ötürü cezalandırılır. O gazete teşhir edilir. Herhangi bir demokratik ülkede ‘nefret söylemi’ sahipleri gazeteci diye istihdam edilmezler.
Biz Türkiye’de daha o kıvama gelemedik. Hrant Dink’in öldürülmesinden sonra ortada sırf Hrant Dink’i öldürmüş olduğu için Ogün Samast’ı yücelten ‘beyaz bereliler’ peydah olmuştu. Maçlarda stadyumlarda, sokaklarda. Türkü sözlerinde bile ‘nefret söylemi’ni yayıyorlardı.Ne garip ki, şu günlerde anayasa değişiklerine karşı nasıl çıkacağını şaşıran Yargıtay’ın kararları söz konusu ‘nefret söylemi’ni aklıyor.
Aslına bakılırsa, merkez medyasında Ogün Samast’lara köşe ve hatta gazete yönetimi verilen bir ülkede çok şaşırtıcı bir hal sayılmamalı.
2007 Ocak’ında bana Ogün Samast’ı, Yasin Hayal’i anlamak gerektiğinden dem vuranlar, şu günlerde Ahmet Türk’e yönelik saldırıyı savunan ‘köşe yazarı Ogün Samast’ı’ savunmak için ortaya atıldılar.
Bunu nasıl yapıyorlar?
Van’da Deniz Baykal’a yumurta atılmasını örnek göstererek. Ona ses çıkarmayanlar, Ahmet Türk’e yumruk atılması konusunda da ağızlarını açmamalıymışlar.
Hiç kimsenin Deniz Baykal’a yumurta atılmasına meşruiyet sağlamaya kalkıştığını görmedim, duymadım. Kaldı ki, bu iki olay arasında paralellik kurmaya kalkmanın en hafifinden ‘kötü niyet’ten başka hiçbir açıklaması olamaz. En hafifinden. Zira bu tür bir paralellik, normalde sadece ‘provokatörlük’ ile açıklanabilir.
Deniz Baykal’a Van’da yumurta atılmasını Ahmet Türk’e Samsun’da yapılan saldırının karşısına dikmenin, Ahmet Türk’ün şahsında ülkemizin Kürt halkını hedef alan ‘bölücü’ saldırıyı karartmaktan başka bir amacı olamaz.
***
Evet. Ahmet Türk’e saldırı Kürtlere yönelik, çeşitli biçimler ve yöntemlerle 80 yıldır süregelen saldırganlığın bir 2010 türüdür. Türkiye Kürtlerinin en barışçıl, en sağduyulu, en bilge, en dengeli, en deneyimli ve hatta en yaşlı siyasi şahsiyetine ‘şiddet içeren’ böyle bir saldırı, Türkiye’nin Kürtlerine yönelik bir ‘bölücü’ saldırıdır.
Samsun’daki saldırı kendini bilmez bir meczupun ‘münferit’ bir hareketi olsaydı, Ahmet Türk’ün onca yatıştırıcı açıklamasına rağmen, anında Hakkari, Yüksekova, Şemdinli, Cizre, Silopi, Şırnak ayağa kalkmazdı.
Samsun saldırısının ne olduğu doğru teşhis edildi. Devletin içinde çöreklenmiş bazı güçlerin desteğiyle bir ‘kimliğe’ karşı yürütülen bir saldırıydı. Teşhis doğru konulduğu için, Güneydoğu şehirleri harekete geçti. Tepki o ‘kimlik’ten geldi. Söz konusu tepki kontrol edilemeyecek boyutlara tırmanmadıysa, herkesin Ahmet Türk’e bir teşekkür borcu var. Ahmet Türk, sağduyuyu izlemeye devam ettiği ve herkesi de davet ettiği için, tepkiler daha da büyümeden, belirli sınırlar içinde tutulabildi.
Hrant Dink cinayetinin ne olduğu, arkasında neyin bulunduğu, niçin işlendiği bugün aşağı yukarı belli oldu. Çok kişi Ogün Samast, Yasin Hayal isimlerinin arkasını görebiliyor.
Ahmet Türk’e saldırı, Ogün Samast ile Türk bayrağı önünde
hatıra fotoğrafları çekilen Samsun güvenliğinin gözleri önünde cereyan etti. Adı Ogün Samast olmayan bir Ogün Samast o saldırıda rol aldı. Hemen ardından medyada ‘nefret söylemi’, ‘medyadaki Ogün Samast’lar’, Samsun’un ‘Ogün Samast’ı’nı sardı, sarmaladı, kucakladı.
Olanı biteni gördük. Anladık. O yüzden, biz de, Ahmet Türk’ü sevgiyle kucakladık, kucaklıyoruz.
Onun şahsında halkımızın en mazlum, en çileli kesimine sevgimizi ilan ediyoruz!

Diyarbakır Barosu, Yılmaz Özdil’i dava etti!

Diyarbakır Barosu avukatları, kapatılan DTP’nin eski Genel Başkanı Ahmet Türk’e atılan yumruk için ‘adaletin tokmağı’ diyen Hürriyet Gazetesi Yazarı Yılmaz Özdil hakkında suç duyurusunda bulundu.

Dilekçede Özdil’e 3 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılması talep edildi.

Avukatların imzasını taşıyan dilekçe, Diyarbakır Barosu eski Başkanı Sezgin Tanrıkulu tarafından Cumhuriyet Başsavcılığı’na verildi.

Dilekçede Özdil’in dün Hürriyet gazetesindeki köşesinde yer alan ‘Yumruk’ adlı yazısındaki “Bu ülkenin çocuklarına ateş edilip öldürmek ‘demokratik hak’ kabul ediliyorsa, parti liderine girişmek niye ‘ırkçılık’ oluyor? Mayın demokrasiyse, yumruk niye faşizm? Yumruğu ‘adaletin tokmağı’ yerine koyup, Ahmet Türk’ün burnuna inen kişi, bu ülkede pek çok kişinin duygularına tercüman oldu…” ifadelerine yer verildi.

Özdil’in yazısıyla saldırıyı överek halkı kin ve düşmanlığa tahrik ettiğini belirtilen dilekçede şöyle denildi: “Türkiye toplumunun vicdanında mahkum edilen saldırının meşru görüldüğü ve bunun üzerinden halkın bir kesimini diğer bir kesimine karşı kin, nefret ve düşmanlığa açıkça tahrik edilmeye çalışılmıştır.”
Hürriyet Yazarı Yılmaz Özdil hakkında ‘suçu ve suçluyu övmek’ ve ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek’ suçlarından TCK 215 ve 216 maddeleri uyarınca 3 yıla kadar hapis cezasıyla yargılanması amacıyla kamu davası açılması talep edildi.

“Faşistin biraz okumuşuna ulusalcı denir veyahut kısaca Yılmaz Özdil” üzerine 5 yorum

  1. yazının kim tarafından yazıldığı niçin belirtilmemiş.

    cevap:
    Biz yazıyoruz, cafrande.org. Sitenin adı en üste yazıyor zaten.

  2. kalemine sağlık. biz 1920-1980-1990 gariban kürtleri değiliz artık. bunu herkes bilsin.

  3. Sayın Baran bu mantığa bu yazının neresinden vardınız anlamadım. Yazıyı okuduğunuzdan da pek emin değilim zaten…

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Aramızdaki tek fark devlet, ki biz ondan vazgeçtik – Evrim Alataş* “Bu da kaderin Kürde cilvesi olsun…”

Bağışlayınız efendim, bir süredir sizler-bizler ruh haline kapılmış durumdayım. Diyarbakır’da temelli bulunmanın verdiği bir aidiyet hali midir bilmiyorum ama mütemadiyen...

Kapat