Fars Kadın Şiirini Başlatan Furuğ Ferruhzad İçin Bir Önsöz – Rıza Berahani

bu kimdir, bu sonsuzluğun caddesi üstünde
birlik anına doğru yürüyen
ve her zamanki saatini
matematiğin eksiltmeler ve ayırmalar mantığıyla
kuran
bu kimdir bu, horozların ötüşünü
gündüzün yüreğinin başlangıcı diye bilmeyen
ve kahvaltı kokusu sanan
kimdir bu, başında aşk tacı taşıyan
ve gelinlik giysileri içinde çürüyen.*


İki özel yaşam

Benim belleğimde, İran tarihinin en önemli kadını ve en büyük kadın şairi ve yüzyılımız ortaları İran’ın çağdaş şairlerinin en büyüklerinden biri olan Furuğ Ferruhzad’ın iki yaşam öyküsü var:
Biri, orada burada yazılmış olan ve onun yaşamında ve yazınsal olaylarından oluşan, özel ve genel yaşamı ve onda, onun kendisi, ailesi, yaşadığı çevre ve Furuğ’un karşılaştığı ve etkilendiği veya etkilediği kadınlar ve erkekler, ve ayrıca bir kadın ve bir şair olarak onun tarihsel rolünün irdelenip araştırıldığı yaşam öyküsü; ve diğeri ise Furuğ Ferruhzad ve onun ilk yaşam öyküsü ile doğrudan ilgisi olamayan, fakat benimle ilgili olan ve benim yazınsal yaşamım ile ilgili olan Furuğ’un çok özel bir yaşam öyküsü. Bu özel yaşam Öyküsüne Ferruhad’ın şiirlerinin çevrisine yazılan bu önsözün başlangıcında ve bu münasebet ile de onun İran tarih ve edebiyatındaki yazınsal yerine değinmem yersiz olmayacaktır.
Okuyucunun merakını gidermek için bu noktayı hemen belirtmeliyim ki ben Furuğ’un Özel yaşamına girmiş veya girdiklerini iddia etmiş olan erkeklerden değilim. İster o yaşıyorken ve isterse ölümünden sonra, onun çevresindekilerden ve şairlerden bir kısmı, onunla aşksal veya çok samimi ve dostça ilişkide bulunduklarını ve bir çeşit mahremiyyet yaşadıklarını iddia etmişler. Ben onlardan olmadım. Hatta Furuğ’un yakın halka arkadaşlarından da değildim. Gerçi defalarca onunla görüşmüş ve anımsadığım kadarı ile iki-üç kez de onun evinde şiir ve yazın ve çeviri vs üzerine konuşmuştum, fakat bizim aramızda yazınsal ilişkiyi çağrıştıracak bir dostluk asla oluşmamıştı. Bu yakın ilişkinin olmayışının, özellikle yazınsal açıdan, içsel ve ruhsal veya düşünsel bir takım nedenleri vardı. Ve belki de nedeni, onun yazınsal dostluk halkası içinde, onunla benim aramda daha samimi ve yakın ve sağlam ilişkinin oluşmasını önleyen, benim yazın düşmanlarımdan iki-üç kişinin varlığı idi. Bu formal ilişkinin nedeni ne olursa olsun, bir şey çok açıktır, ben her şair ve eleştirmenden daha fazla, ister o yaşarken ve ister 1967 yılından beri, yani erken gelen ölümünden sonra, Furuğ Ferruhzad hakkında yazmışım ve belki de tüm İran’lı ve İran’lı olmayan yazarlardan daha fazla onun eserlerini tanıtmışım. Bunun önemli bir bölümünün benim kadın edebiyatına olan içsel ve ilksel çekimimden kaynaklandığını sanıyorum. Benim, daha sonraları “erel tarih” olarak adlandırdığım şeyle karşıtlığımın odak noktasında, bir yandan benim protest yazına, ve diğer yandan da kadınların yazınına ve kadın sorunsalına olan eğilimim yatar, ilk baştan beri Furuğ Ferruhzad, dünyayı tanıma ve tanıtma yönündeki benim yazınsal projelerimin bir parçası idi. Hepsinden daha önemlisi de dünya edebiyatı ve kültürü için yaşamsal önemi olan, genel olarak kadının bulunuşu ve keşfi idi. Benim kendi eserlerimde kadının oynadığı rol, o içsel çekim ve eğilimin bir belirtisidir ki anlaşılmadığı takdirde benim yazınsal yaşamım da gerçek anlamını yitirecektir. Bu nedenledir ki Furuğ’un değil kendisi, fakat benimle ilgili olan özel bir yaşamı daha olduğunu söyledim. Ve ben, iyisi burada kısaca ona değineyim.

Bir anı, bir belge
1959 yılında benim Türkiye’de, İstanbul Üniversitesinde ingiliz edebiyatı üzerindeki doktora tezim son biçimini aldı. Tezin kaleme alındığı yıllarda ben yirmi dört ve Furuğ Ferruhzad ise yirmi beş yaşında idi. 1958’te ben bir arkadaşımla birlikte istanbul’un Beyazıt meydanında bir apartmanda yaşıyordum. Bu arkadaş o sıralar Furuğ’dan mektuplar alırdı. Zaman zaman onları bana da okurdu. Mektuplar Fruruğ’un ona olan çok yakın ilgisini
gösteriyordu. Furuğ kendi yayımlanmış veya yayımlanmamış şiirlerini gönderiyordu. Benim Furuğ’un şiirine olan ilgim ise bir kaç yıl öncesinden başlamıştı. Fakat o yıl ve sonraki yıllar, Furuğ’un şiirinde, geleneksel dörtlüklerden sonraları Nimai diye adlandırdığımız şiir türüne doğru başgösteren değişme yılları idi. Ancak o zamanlar beni Furuğ’a doğru çeken şey böyle bir değişimin varlığı değildi. Benim doktora tezim Hayyam ve Victoria çağında “FitzGerald” üzerine idi ve onda “FitzGerald”, “Tennysson” ve “Matt- hew Arnold” ve “Svvinburne” karşılaştırılmıştır. Hayyam’ın içeriksel kavramlarını incelerken, Furuğ’un ilk üç kitabına rastladım ve Furuğ’un onları Hayyamsal kuşkunun etkisi ile söylemiş olduğu görünüyordu. O zamanlar beni bu tezi yazmaya sürükleyen bu eserlerin yazınsal yapımsalı değildi. Sonraları bile o tezin yazın yaşamımdaki yerini pek önemsemedim. Ancak Hayyamsal ızdırap Furuğ’a da uğramıştı ve ben ansızın şaşırarak, ingiliz edebiyatı üzerine yazmış olduğum doktora tezinin bir bölümünün Furuğ’a ayrıldığını fark ettim.
Bu konu başka açıdan da incelenebilirdi. 1958’te İstanbul’a geldiğimde, İngiliz edebiyatı bölümü hocalarının büyük bir çoğunluğu İngiliz- di. Sonraları İngiliz hocalar gidip yerine Amerikan hocalar geldiler. İngilizce bölümü, Prof. Turhan ve Prof. Mina Urgan’ın varlığı sayesinde çok sıcak ve neşeli bir ortama sahipti ve kütüphanesi ise o güne kadar gördüğüm en iyilerden biri idi ve yıllarca da benim için aynı yeri korudu. Bu teşvik ortamı bana özel bir durum daha sağladı ve ben kısa bir zamanda o üniversiteden İngiliz Edebiyatı doktoramı aldım. Tarihsel olarak, ben İranlılar ve Türkler arasında bu üniversiteden İngiliz edebiyatı doktorası alan ilktim. Daha da şaşırtıcı olan; tezimin bir kaç sayfası, o zamanlar yirmi altı yaşında olan bir kadın şairin eserlerini incelemeye tahsis edilmiş olması idi ve o kadın Furuğ Fer- ruhzad idi. Hayyam’ı yabancı bir dile çeviren ilk Türkler olmuştur. Furuğ şiirinin ilk tanıtılma yeri de Türkiye oldu, akademik bir tez yolu ile. Furuğ’un şiiri, özellikle ilk üç kitabı, Tutsak (1952), Duvar (1956) ve isyan (1957) iran’ın akademik toplantılarında değil ders maddesi olarak konulup okutulması, söz konusu bile edilmemişti. Bu çok şaşılası bir noktadır: yirmi beş yaşında, dış ülkelerde bilinmeyen, kendi yurdunda henüz ciddiye alınmamış kadın bir şairin, başka bir ülkede doktora tezine girmesi, başka evrensel dilde tanıtılması görülmüş bir şey değildir. Hayır, önemli olan Furuğ’un bu tezin bir bölümünün kendisine ayrılması değil, önemli olan onun bir doktora tezine girişi meselesidir. O gönderiler ve hatta -tez yanımda değil— onun bir kaç şiirinin çevirisi ve açıklanması ve Hayyamsal içeriksel kavramlarla karşılaştırılması, Furuğ hakkında İngilizce yazılmış olan ilk yazıdır. Ve benim çağdaş İran yazını üstüne yazmış olduğum ilk yazıdır. Furuğ böyle bir yazının varlığından habersizdi ve o zamanlar o mektupları alan arkadaşım, Celal Hosroşahi bile bu olayı bilmiyordu. Ben o zamanlar ona kendi şiirlerimi ve öykülerimi okurdum… Belki de, kırk yıl aradan sonra, bu ilk kezdir ki ben kendim bu olayı gün ışığına çıkartıyorum. Herkes benim Furuğ’un o ilk üç kitabı hakkındaki yargımı biliyor ve yine, benim asla doktora tezime yazınsal yaşamımda ciddi bir yer vermemiş olduğumu da biliyorlar. Ancak o tez üç açıdan önemlidir: 1- ilk kez İranlı biri, Hayyam ile FitzGerald’ı karşılaştırıp ve bir sonuca varmıştır; 2- İlk kez Victoria çağındaki o dört şair, Hayyam’ın koşulsallan göz önünde bulundurularak bir inceleme ve araştırma çatısı altında toplanmıştır; 3- İlk kez geleceğinden haberimiz olmayan ve ileride büyük bir şair olup olmayacağı bilinmeyen Furuğ Ferruhzad, bir doktora tezi sayfalarınca tanıtılıyor ve Furuğ, şimdiki Furuğ olmamış olsaydı, belki de o sayfaların çok ilgisiz bir şekilde teze sokulduğu düşünebilinirdi. Ancak şimdi, insanın ona çok az rastlanılan şaşırtıcı bir olay gözü ile bakması doğal görünüyor. Çünkü sonraları, sonraki şiirlerle, Furuğ Ferruhzad’ın önemli bir şair olduğu ortaya çıktı.

Öncesiz ve Sonrasız
Furuğ ile görüşmelerimin açıklamasını başka yerlerde yazmışım. Fakat 1960’ların başlarında, Firdevsi dergisinin yazın ve özellikle şiir sayfalarının sorumluluğu bana verilince, çok kısa bir dipnot düştüm ve orada Nima’dan sonra günümüz İran’ın yeni şiirinin temelini atanları, dört şairi, iran’ın önemli çağdaş şairleri olarak tanıttım: Ahmet Şamlu (1925-…), Mehdi Ehevan Salis (1927-1990), Furuğ Ferruhzad (1935-1967) ve Nadir Nadirpur (1929-….). Furuğ bu toplulukta en genç olan idi ve gerçekte yaş itibarı ile daha sonraki şairler kuşağındandı. Menuçehr Ateşi (1931-….), Yadullah Royaii (1932-…), ve ben (1935-…) fakat o şair olarak edindiği ün nedeni ile bir önceki on yılda tespit edilmişti ve 1958 yılından sonra şiirinde başgösteren değişmeler nedeni ile o dönemin önemli şairleri arasında ve ilk sıralarda yer almıştı. Ben, 1963’te yazılan ve 1964’de yayımlanan, Orman ve Kent adlı öyküsel-alegorik bir şiirimin mitik bölümünde, Furuğ, Ahmet Şamlu ve Mehdi Ehevan Salis’i bir arabaya koydum ve bu arabayı süren Nima idi. Bu dört kişi yeni bir kente giriyorlardı. Bu kent Tah- ran’dı ancak yeni bir dünyanın herhangi bir kenti idi aynı zamanda. Gelenek ile modernizmin çatışmasından doğan çelişkilerin egemen olduğu ve esasen sadece modern şairlerin onda rolü olabilecek dağıtılıp altüst edilmiş olan modern bir kentti. Sonraları Nadir Nadirpur bana serzenişlerde bulunarak :” Neden ben o arabada değilim?” derdi ve ben ona “senin yerin orası değil!” derdim fakat yararsızdı.
“Yeniden Doğuş” yayımlanmadan önce, onun şiirini yazılarım boyunca defalarca incelemiştim. “Yeniden Doğuş”un ilk basımından bir kaç ay önce, Furuğ’un şiirlerini açıklayan ilk uzun makalemi yazdım. Ve giderek onun yüzü, kadının içini kendi şairliğinin temel yeri olarak seçmiş olan bir kadın şair olarak, benim uğraş alanıma yaklaştı. Gerçi onun ve aynı kuşaktan olduğumuz şairlerin kültürel eksikliklerini anlıyordum, ve yeni dünyada insan zihniyyetini ele alan bir eleştirmen olarak, ona durmadan gönderiler yapıyordum, fakat hiç kuşkusuz, Furuğ’da yeni şiir için bir odak noktası görüyordum ve bu, o uzun makalede yansımış olmakla kalmadı ve sonraki seri makalelerimde giderek artan ve genişleyen bir önem kazandı. Onun ölüm günü olan 13 Şubat 1967’dan bir hafta sonra, 804 sayılı ve 22 Şubat 1967 tarihli Firdevsi dergisinde O Şehidin Ölümü adlı bir makale yazdım ve onun bir şair olarak kaderinin nasıl biz erkek şairlerin kaderinden farklı olduğunu bildirdim. O yazının bir bölümünü buraya aktarmak isterim.
“Biz bu kuşağın erkekleri, her ne kadar bakış açısı ve algı düşüncesi ve yaratıcılık v.s. gibi şeyler bakımından birbirimizden farklı olursak olalım, yine de az çok mesafelerle birbirimiz ile karşılaştırabiliriz, ama Furuğ Ferruhzad, özel konumu dolayısı ile kimse ile karşılaştırılamaz. Çünkü erkek şairler her biri kendi paylarınca erkeklik kapasitelerini göstermişler ve bir rolün yükünü taşımışlardır. Furuğ Ferruhzad yalnız başına yıllar boyunca dilsiz kalmış olan İran kadınının açık dilidir. Ferruhzad İran kadınının suskusunun usanmış acılı düğümünün patlayışıdır.
Bundan dolayıdır ki eğer biz bu kuşak eli kalem tutan erkeklerin hikâyesi, bizim avarelik ve başıboşluğumuzdan kaynaklanan acıklı ve düzensiz insanların öyküsüne benziyorsa, Furuğ kendi fiziksel niteliklerinden dolayı, acılar dolu bir “traje- di”nin yalnız kahramanıdır, çünkü o bin yıllar boyu yalnızdır ve yalnız başına bu alınyazının yükünü omuzlamış ve yalnızlıkta, “zaman çizgisi” üzerindeki kendi “oylumlu” yolculuğuna “kendi”ni bırakıyor ve geçiyor(l). Şairane yaratıcılık açısından yüzyıllar boyu kısır kalan İran kadını, Ferruhzad ‘da gebe kalıyor ve kendini tüm şiddeti ve aydınlığı ile zaman aynalarında yansıtıyor. O bu bakımdan kimsenin yerine oturmadığından öncesiz ve benzersiz ve kimse onun yerine geçmediğinden şimdilik ve belki de maalesef bütün zamanlarda sonrasızdır. “(2)

Rıza Berahani
23 Mayıs 1998 Toronto

Kaynak: Ve Yaralarım Aşktandır
Çeviri: Haşim Hüsrevşahi
Öteki Yayınevi (Şiir)


*İnanalım soğuk mevsimin başlangıcına
(1- Yeniden doğuş kitabında “yeniden doğuş” şiirindeki bu bölüme gönderidir: zaman çizgisinde bir oylumun yolculuğu/ ve bir oylumla gebe bırakmak zamanın kuru çizgisini/ bilinçli bir imgenin oylumu /aynanın konukluğundan dönen. Furuğ Ferruhzad, Toplu Şiirler, (Nevid Yayınları, Batı Almanya, 1989), S 390,
2- Firdevsi, 804, 22 Şubat 1967)

 

Ferruhzad hakkında diğer başlıklar

Fars kadın şiirini başlatan Furuğ Ferruhzad için bir önsöz
Furuğ Ferruhzad’ın yaşamı, aile hayatı ve yaşadığı toplum
Furuğ Ferruhzad’ın yaşamındaki erkekler
Furuğ Ferruhzad: tüm varlığım benim, karanlık bir ayettir
Sen o aydın ve pırıl pırıl gökyüzüsün/ ben bu kafeste bir tutsağım
Güzel bir zamandı – Onat Kutlar
Yeryüzünün ayetleri Furuğ Ferruhzad şiirleri
“Benim için en önemli şey şiirdir…”

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Dostoyevski: Neden “güzel şeyler” üzerine derinleştikçe daha çok batağa saplanıyordum?

Sevgili okuyucularım, yemin ederim, her şeyin tam anlamıyla farkında olmak bir hastalıktır; hem de tümüyle gerçek bir hastalık. İnsan için,...

Kapat