“Bütün iyi evlilikler alışkanlık ve kurallardan beslenmez mi?” Erkeklerin Hikayeleri

Erkeklerin Hikayeleri

İlişki kurmada ya da sürdürmede, birlikte yaşamanın ortak dilini tutturmada çeşitli güçlükler yaşayan; kadınlar tarafından kapana kıstırılma, tuzağa düşürülme, kafeslenme kuşkuları taşıyan erkeklerin ilişkiden anladıklarıyla kadınlarınki birbirinden farklı olmuş tarih boyunca. Anlaşıldığı kadarıyla yüzyılları dolduran bütün bu hikâyelerin, oyunların, romanların, filmlerin gürültüsü de buradan çıkıyor. Erkeklerin bağımsızlık meraklan, serüven tutkuları, sevgi gereksinimleri, sahiplenme istekleri, bağlanma korkuları, toplumsal rolleri ve birlikteliğin tuzaklarından kalkarak çoğaltılabilecek nice durumun yarattığı iki cins arasındaki ezeli sorunlar içinde sıkışıp kalmış bu hikâyeler toplu olarak okunduğunda başka bir boyut kazanıyor.

Erkeklerin Hikayeleri – Murathan Mungan

Önsöz

Elinizde tuttuğunuz kitabın, anlam esnekliği bakımından yorumlamaya açık olan adı, “Bu da erkeklerin hikâyeleri,” diye okunabilir. Ya da erkeklerin nasıl gördüğü, nasıl hissettiği, nasıl yaşadığı ve nasıl anlattığı üzerine olan bu hikâyeler için “bir de erkeklerden dinleyelim bakalım,” denebilir. Yazarların yalnızca erkeklerden seçildiğine bakılırsa, “erkek yazarların hikâyeleri” diye de yorumlanabilir. Bir kitabın adı, hemen her kitapta olduğu gibi, okurun kulağında asıl okunup bittikten sonra yankısını bulur; okurun kendi okumasının, kendi anlamlandırmasının tınısını taşır. Bana öyle geliyor ki, sonuçta adı erkeklerin hikâyeleri olsa da daha çok kadınlar okuyacak bu kitabı.

İlişki kurmada ya da sürdürmede, birlikte yaşamanın ortak dilini tutturmada çeşitli güçlükler yaşayan; kadınlar tarafından kapana kıstırılma, tuzağa düşürülme, kafeslenme kuşkuları taşıyan erkeklerin ilişkiden anladıklarıyla kadınlarınki birbirinden farklı olmuş tarih boyunca. Anlaşıldığı kadarıyla yüzyılları dolduran bütün bu hikâyelerin, oyunların, romanların, filmlerin gürültüsü de buradan çıkıyor. Erkeklerin bağımsızlık meraklan, serüven tutkuları, sevgi gereksinimleri, sahiplenme istekleri, bağlanma korkuları, toplumsal rolleri ve birlikteliğin tuzaklarından kalkarak çoğaltılabilecek nice durumun yarattığı iki cins arasındaki ezeli sorunlar içinde sıkışıp kalmış bu hikâyeler toplu olarak okunduğunda başka bir boyut kazanıyor. Okuduğunuz onca hikâye arasından bir gün bir tanesi öne çıkarak size içinizi kamaştıran yeni bir kitap düşüncesi esinler. Hemen ardından hızlı bir çağrışımla aklınıza düşen ilk birkaç öykü kendi aralann-da eşleşerek birbiri ardına dizilmeye başlar ve birkaç dakika içinde kitabı kafanızda neredeyse yarılamış olursunuz. O hikâyelerin sizde, içinizde bir yerlerde bunca zaman bir saklı su gibi beklemiş olduğunu fark eder, edebiyatın saklama gücüne duyduğunuz hayranlıkla bir zamanlar tanımış, tanışmış olduğunuz, bir biçimde hayatınıza karışmış kişileri anar gibi o hikayelerdeki kişileri anarsınız. Sanatın hayatın önüne geçtiği anlardır bunlar. Sonuçta sanat, hayatı çoğaltmak için değil midir?

Oluşturduğunuz bu bağlam çerçevesinde kuracağınız kitaba uygun yeni hikâyelerin avına çıkar, her şeyi neredeyse bu gözle okumaya başlar, kendinizi birdenbire bir tutkunun izinde hikâye kitaplarına gömülüp gitmiş bulursunuz. İlk çağrışımlarla hemen anımsadığınız hikâyelerin yanı sıra, bir zamanlar okuyup unuttuğunuz, aklınızda kalan solgun imgelerden yola çıkarak ardma düştüğünüz, sizi yeniden okumalara çağıran hikâyelerle, bu çalışma sırasmda keşfedeceğiniz hikâyeler iç içe geçerek başlı başına bir serüven oluşturur. Bir kitabın yazılma serüveni gibi, bir kitabın yapılma serüveni de vardır. Birikimine, belleğine, edebiyat beğenisine güvendiğiniz ve bu kitap için seferber ettiğiniz bazı arkadaşlarınızın önerileriyle sürmeye başladığınız izler, sizi başka konaklamalara çıkarır; bazı yazarlara yeniden uğrar, kimi kitapları yeni keşfedersiniz. Bütün bu süreç, farkında olmasanız da sizi yeniden öykü sanatının eğitiminden geçirir; sizi yeniden hikâye anlatmak, hikâye kurmak üzerine düşünmeye, derinleşmeye; önceki bilgilerinizi gözden geçirmeye yönlendirir. Bir hikâye seçkisi hazırlama sürecinin benim için aynı zamanda böyle bir anlamı da vardır. Her seferinde kendi açtığım bir okula yeniden öğrenci yazılırım.

Raslantılar, birikimlerin kıvılcımlarıdır; bazen başlatmak, bazen sonuçlandırmak için – bazen de bir döngüyü yeniden katetmek için. Bu kitabın ilk öyküsündeki Pavese’nin yakıcı, sade anlatımı, koyu bir yalnızlığı seyreltmeden sadeleştirme gücü olmasaydı, bu kitap ortaya çıkar mıydı, bilmiyorum. Bu örnekte olduğu gibi, o güne kadar erkekler, kadınlar, ilişkiler, roller üzerine düşündüğünüz, biriktirdiğiniz her şeyin ışığında bir öykü birdenbire kendinden daha geniş bir alanı aydmlatmaya başlar. Kitaba kadar giden bir alanı.

Belki de bu nedenle ilk hikâyenin taşdığı temel duygu, kitabın bütününü de kurmaya başlar. Ardına düşülen hikâyelerde yalnızca konu ve izlek benzerliği değil, duygu benzerliği de aranır. Nitekim bu kitaptakilere topluca bakıldığında, hepsinin de erkeklere özgü belli bir bakış açısının, bir yaklaşımın, bir tutumun benzer özelliklerini taşıdığı görülür.

Söylediğim gibi, bu kitabın fikri Cesare Pavese’nin öyküsünden yola çıktı. Ben de bu nedenle kitabı onunla açmak istedim. Yazık ki, böyle dergilerde kalmış, unutulmuş nice güzel öykü vardır. Belki de bu çeşit seçkilerin bir hizmeti de, onları yeniden suyüzüne çıkarmak, yeniden okumaya açmak oluyor. Pavese’nin öyküsünün bendeki çakımının hemen ardmdan Henry Miller’ın, Bernard Malamud’un, John Cheever’ın, Nabokov’un, Raymond Carver’ın belleğimde tazeliklerini koruyan öyküleri neredeyse aynı anda üşüştüler kafama. Birden kitap zihnimde çatılmış oldu. İşin bu yanı, yeni bir oyun öğrenmeye benzeyen hmzır bir sevinç ve heyecan kaynağıdır. Size yeni bir kitap yapmanın heyecanını, telaşmı yaşatan canlı bir süreç başlar. Her ne kadar bir yanıyla benzese de, her şeyini sizin uydurduğunuz bir kitabı sıfırdan yazıyor olmaktan farklı bir süreçtir bu; en azından oyun kurma duygusu farklıdır. Bu sürecin sonunda, birbirinden farklı yazarların elinden çıkmış parçalardan yeni ve bütünlüklü bir yapı çıkartacaksınızdır ortaya.

İster yazılmış, ister yapılmış olsun, bir hikâye kitabında benim için bütünlük, tutarlılık, süreklilik, izlek birliği sağlanmış olması önemlidir. Bu öykülerin art arda gelişleriyle kitabın genel havası, kazandığı tempo, yarattığı süreklilik duygusu, kitabın toplamının çalıştığı üst cümle önemlidir. Her kitap aslında bir üst cümleye çalışır. Tek tek anlattıklarından bağımsız, ama hepsinin toplamından ortaya çıkan bir üst cümledir bu.

Her zaman söylediğim gibi, dilerim bu kitap okuru, başka kitaplardaki başka öykülerin varlığını keşfetmeye, edebiyatçıları başka seçkiler için başka toplamalar yapmaya kışkırtmayı başarmış olsun. Erkek yalnızlığını en iyi anlatan hikâyelerden biri olduğunu düşündüğüm Hemingway’in öyküsü ile kapatmak istedim bu kitabı. Her zaman olduğu ve hepimizin bildiği gibi, bütün gürültülerden sonra geriye yalnızlık kalır.

Murathan Mungan

Erkeklerin Hikayeleri

Erkeklerin bağımsızlık merakları, serüven tutkuları, sevgi gereksinimleri, sahiplenme istekleri, bağlanma korkuları, toplumsal rolleri ve birlikteliğin tuzaklarından kalkarak çoğaltılabilecek nice durumun yarattığı iki cins arasındaki ezeli sorunlar içinde sıkışıp kalmış hikâyeler…
“Bu da erkeklerin hikâyeleri,” diye okunabilir bu kitap. Ya da erkeklerin nasıl gördüğü, nasıl hissettiği, nasıl yaşadığı ve nasıl anlattığı üzerine olan bu hikâyeler için “bir de erkeklerden dinleyelim bakalım,” denebilir. Yazarların yalnızca erkeklerden seçildiğine bakılırsa, “erkek yazarların hikâyeleri” diye de yorumlanabilir.

Kitaptan Bazı Alıntılar

“Kendini öldürmeyi düşünecek kadar zayıf olan, öldüremeyecek kadar da zayıf oluyor…”
Cesare Pavese / Kendini Öldürenler

“Her suskunluk bir gizemin kabulüdür.” Vladimir Nabokov / Sesler

“Sevilen kişinin varlığının verdiği sevinci bile, bütünlüğü içinde, duymak için yalnız olmak gerekir.”

“Bir kadın yabancı biri hakkında bir şeyi, kendi erkek arkadaşı hakkındaki bir şeyden her zaman daha kolayca bağışlar.”
Milan Kundera / Otostop Oyunu

“Evlilikleri alışkanlıklarla ve kurallarla doluydu ve başarılı olmasının nedeni tam da buydu. Bütün iyi evlilikler alışkanlık ve kurallardan beslenmez mi?”

“İnsan birine ikinci kez âşık olabilir mi? ikincisinde onu, fazlasıyla yakından tanımıyor mudur? Âsık olmak, ötekini henüz tanımamayı, ötekinde, insanın kendi arzularının izini düsüreceği beyaz alanların olmasını gerektirmez mi? Yoksa izdüşümün gücü, gerektiğinde, idealindeki imgelerin izini ötekinin sadece beyaz alanlarına değil, tersine onun bitmiş renkli haritasına da yansıtacak kadar kuvvetli midir? Yoksa izdüşümsüz ask var mıdır?”

“Yanında çalışanlara, düşünme ile karar vermenin ayrı şeyler olduğunu, düşünmenin ne doğru bir karar, ne de herhangi bir karar doğurmasının şart olmadığım, karar vermenin, insanın elini kolunu bağlayacak kadar karmaşık olabileceğini ve zor durumlara sokabileceğini öğretmişti. Her zaman, düşünmek zaman ister, karar vermek ise cesaret derdi ve su anda eksikliğini duyduğu şeyin düşünecek zaman değil, aksine karar verme cesareti olduğunu biliyordu. İnsanın verdiği kararlar gibi, vermediği kararlarını, hayatın bir yerlere kaydettiğini de biliyordu. Burada kalmaya karar vermezse, yola devam etmeye karar vermemiş bile olsa, yola devam edecekti.”
Bernhard Schlink

İçindekiler
Önsöz, Murathan Mungan
Kendini Öldürenler, Cesare Pavese
Matmazel Claude, Henry Miller
Sesler, Vladimir Nabokov
Meslek Seçimi, Bernard Malamud
Merhem, John Cheever
Kameriye, Raymond Carver
Fazla Karıştırma, Alberto Moravia
Gün Boyu Gece Yarısı, Hanif Kureishi
Benim Anlatışım, Truman Capote
Buluşma, Charles Bukowski
Laçen’le Hıdır’ın Öyküsü, Paul Bowles
Araya Giren, Jorge Luis Borges
Otostop Oyunu, Milan Kundera
Benzin İstasyonundaki Kadın, Bernhard Schlink
Bir Aile Yemeği, Kazuo Ishiguro
Aydınlık ve Temiz Bir Yer, Ernest Hemingway

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Skruk Korosu, Brilliant ve Ilgar Muradov’dan Azerbaycan Şarkıları – Musik fra Aserbajdsjan
Balzac’tan Eluard’a 10 Edebiyatçıya göre “Aşkın en güzel halleri”
Kapat