“İnsanların yalnızca bir gün yasadığı bir dünyayı düşünün” Einstein’in Düşleri – Alan Lightman

Einstein’in DüşleriHem kalp atışları hem de soluk alışlar öyle hızlı ki, koca bir ömür dünyanın ekseni etrafında bir kez dönüşü kadar bir süreye sıkıştırılmış. Ya da dünyanın dönüsü öyle yavaşlatılmış ki, bir kez dönüsü koca bir ömrü içine alıyor. Her iki yorum da geçerli. İki durumda da bir kadın ya da bir erkek ömrü boyunca tek bir şafak ve tek bir günbatımı görüyor.
Bu dünyada, kimse mevsimlerin değişimine tanık olmuyor. Bir Avrupa ülkesinde Aralık ayında doğan biri, sümbül, zambak, yıldız çiçeği, siklamen, edelvays nedir bilmiyor. Akçaağacın yapraklarının kızıla, altın rengine dönüştüğünü göremiyor, cırcır böceklerini, çalı bülbüllerini dinleyemiyor. Aralıkta doğan, ömrünü soğukta geçiriyor. Aynı şekilde Temmuzda doğan da sıcakta. Mevsimler arasındaki fark kitaplardan öğreniliyor.

Bu dünyada hayat ışıkla tasarlanıyor. Gün batımında doğan bir insan ömrünün yarısını gece geçiriyor, dokuma ve saat yapımı gibi kapalı yerlerdeki isleri öğreniyor, çok okuyor, aydın oluyor, çok yemek yiyor, dısardaki uçsuz bucaksız karanlıktan korkuyor, gölge yetiştiriyor. Şafakta doğan birisi tarım gibi, duvarcılık gibi açık hava islerini öğreniyor. Güçlü bir fizik sahibi oluyor. Kitaplardan, zihinsel islerden uzak duruyor, neşeli ve doyumlu oluyor, hiçbir şeyden korkmuyor.
Işık değiştiğinde hem şafak hem de gün batımı bebekleri bocalıyor. Gün doğduğunda, günbatımında doğanlar aniden ortaya çıkan ağaç, dağ, okyanus görüntüleri karsısında dehşete kapılıyor, ışık gözlerini alıyor evlerine dönüp pencerelerini kapatıyor geriye kalan yaşamlarını yarı ışıkta geçiriyorlar. Gün battığında, şafakta doğanlar gökte uçan kuşların, denizin maviliğinin, bulutların gözaşıcı hareketlerinin birden yoklusundan ürküyorlar. Kapalı yerlerde yapılan isleri öğrenmeyi reddediyor, yere uzanıp önceden görmeye alışık oldukları şeyleri görmeye çalışıyorlar.
Bir tek gün yaşanan dünyada, insanlar tavan arasındaki sesleri dinleyen kedi gibi zamanı kovalıyor. Çünkü kaybedecek zaman yok. Doğum, okula gidiş, gönül meseleleri, evlilik, meslek, yaslılık güneşin bir dönüşüne, ışığın bir geççişine sığmalı. Yolda karşılaşan insanlar şapkalarına dokunup aceleyle devam ediyorlar. Evlerde buluşan insanlar, nazikçe birbirlerinin sağlığını sorup kendi islerine devam ediyorlar.
İnsanlar kefelerde buluşunca, sinirli sinirli gölgelerin hareketini gözlüyor, uzun oturmuyorlar. Zaman çok değerli. Hayat bir kar tanesinin düşüşü. Hayat bir sonbahar günü. Hayat kapanan bir kapının gölgesinin zarif, keskin kenarı. Hayat kolların,bacakların kısa bir hareketi.
Yaslılık gelip çattığında, aydınlıkta da olsa karanlıkta da insan kimseleri tanımadığını fark ediyor. Zaman olmamış ki. Anne babalar, gece yarısı veya öğlen üzeri ölmüş. Kardeşler, geçen fırsatların pesinde uzak kentlere taşınmış. Dostlar, güneşin değişen ışığına bağlı olarak değişmiş. Evler, kasabalar, isler, aşklar hep tek bir güne sığacak biçim-,de tasarlanmış. Yaslılar kimseyi tanımıyor. İnsanlarla konuşuyor ama onları tanımıyorlar. Hayatı, insan fragmanları tarafından unutulmuş konuşma fragmanlarına bölünmüş.
Hayatı, çok az kişinin tanık olduğu episodlara bölünmüş. Yatağının yanındaki masada oturuyor, akan duşun sesini dinliyor, aklındakilerden başka bir şeyin varolup olmadığını düşünüyor. Annesinin kucaklayışı gerçekten olmuş muydu? İlk aşk tokadı gerçekten atıldı mı? Âsığı gerçekten varoldu mu? Şimdi nerdeler?
O simdi yatağının yanındaki masada oturmuş, akan duşun sesini dinleyip, ışığın değişmesini belli belirsiz algılarken onlar nerdeler?

Alan Lightman
Einstein’in Düşleri

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Ariane Bonzon: “Türkiye’de liberal entellektüeller İslamcıların ‘faydalı aptalları’nı mı oynadılar?”

Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı. Kültürel ve toplumsal olarak her şey, agnostik hatta ateist, Batılılaşmış, AB taraftarı “liberal” Türk...

Kapat