Doğu’nun Devrimci Ozanı Rençber Aziz’i Tanıyanlar Anlatıyor: “O herkesin kardeşi oldu”


“Bingöl’e her geldiğinde görüşüyorduk. İstanbul’da bir yandan Kuran kursuna bir yandan saz kurslarına, tanıdık saz ortamlarında sazını geliştirmeye çalışıyordu. Sazı öğrendikten sonra Kuran kursunu bir şekilde bırakmıştı İstanbul’da. Bingöl’e geldiği bir gün dertleşiyorduk. Kendi haline gülüyordu. Elazığ’da hastaneye giderken karşıya geçme meselesini yâd edip gülümsedik. İstanbul’da da aynı şekilde araçların sessizliğinden faydalanıp karşıya geçmeye çalışmış. Kaldırımdayken biri usulca koluna girmiş. O da yardım eden biri zannettim beraber yürümüşler yola doğru. Birden araba kornaları Aziz’i deli edecek durumdaymış Aziz yanındakine sormuş. “Sen görmüyor musun? Beni karşıya geçirmeye çalıştın.” Adam “evet ben görmüyorum ya sen” Aziz “bende görmüyorum.” İki kör adam öylece kalmışlar yolun ortasında. “

<<Öncesi]
Hasan Berdibek, Mahmut Artukarslan, Hafız Hüseyin, Emin Bozoba ve Soner Tutmaç Rençber Aziz’i Anlatıyor Rençber Aziz’i Tanıyanlar Anlatıyor (Görüşen: Ömer Berdibek )

Hasan Berdibek/1958 Bingöl Doğumlu/Ozanın Kardeşi 

Rençber Aziz nasıl anlatılır. Rençber Aziz olarak anlatmak çok zor. Hele bir de bir kardeş olarak Aziz ağabeyimi anlatmak çok daha zor. Bir yerden başlamalıyım. 

1960 lı yılların ortalarında ben daha altı yedi yaşlarındayken gitmek istediği yere elimi tutarak giderdi. Gören gözleriydim. Gören gözleri bendim ama beni her zaman hayretler içinde bırakırdı. Bir yandan Hacı Hıdır Cami yanındaki Kuran kursuna giderdik. Kuran dersleri alırdı. Bir yandan şimdiki Dizdaroglu Pasajının olduğu yerde bulunan harabe bir işyerinde Abdurrahman Bektaş, Ali Metin, Haydar Berdibek, Mehmet Duman ağabeylerin çaldığı bağlamaya eşlik edip türküler söylerdi. Bazen de bana türküler söyletirlerdi. Müziğe olan ilgisi böyle bir ortamda başladı. Bulunduğu her ortamda herkesin duyabileceği bir tonda türkü söylemeyi severdi. Aykırı ve kırılgan bir kişiliği vardı. Önsezileri çok güçlüydü. İçinde fırtınalar kopuyordu. Bunu hissedebiliyordum. Bundan dolayı onun iznini almadan gürültü çıkarmaya bile korkuyordum. 1971 depremi öncesiydi.  Annem İkram Hanım sağdı o zaman. Annem sofrayı kurar bütün çocuklarını sofraya oturtur kendi daha sonra sofraya otururdu. Yer sofrası olduğu için bazen oturma sıkıntısı yaşanırdı. O gün en son sofraya oturan büyük ağabeyimiz Mehmet Ali oldu. Sofraya oturmak için de Azizi hafifçe iterek yer açmasını istedi. Aziz bu harekete çok kırılıp sofradan kalktı. Bahçeli bir evde oturuyorduk Rençber Azizin daha sonra söyleyeceği gibi “Kê Hec’ Fîlît qil o berz o, baxçêyî pîyori rez o” bahçeye gidip bağırmaya başladı. “Ez hîn şêr, nîyu bes” gideyim mi yoksa yeter mi annem de Azizi sakinleştirmek için “Ezo, Ezo ti qê îna kên,  biye runiş” ağabeyim Mehmet Ali sinirlenmişti. Ben ve babam olan bitene gülüyorduk. Yine aynı yıldı. Toprak evde oturuyorduk. Yağmurlu havalarda damı loğlardık. Aziz ağabeyim gel damı loğlayalım dedi. Beraber dama çıktık. Damı kendi loğlamak istedi. Dam kenarlarına geldiğinde kendisini uyarmamı istedi. Başladı damı loğlamaya. Ağabey sağa sola diye uyarıyordum. O esnana dama bir iki serçe kuşu kondu. Ben serçe kuşlarını seyretmeye başladım. Bu dalgınlığımı aziz ağabeyimin çığlıkları böldü. Bir de baktım loğ ile birlikte damdan aşağıya düşmüştü. Allah’tan loğ onun üstüne denk düşmemişti. 

Hareketli, kabına sığmaz bir çocukluk dönemi geçirdi. Köy köy geziyordu. Aziz’in hayatındaki dönüm noktalarından biri 1971 depremiydi. Deprem olduğunda Aziz evde değildi. Tek sığınağı, sırdaşı annemizi o depremde kaybettik. Annemin kaybı Aziz’i çok derinden etkilemişti. Tutunacak dalını kaybettikten sonra sinirleri iyice gerilmişti. Annemizin kaybından sonra İstanbul’a gidip mevlithan okuluna kayıt yaptırıp mevlithan olacağım demeye başladı. Babamın aldığı ses kayıt cihazını alarak İstanbul’a gitti. 18 yaşında görmeyen gözleriyle aziz ağabeyim artık İstanbul yolcusuydu.  

İstanbul’a gider gitmez Nur Osmaniye Kuran Kursuna kayıt yapıyor. Bu arada saz kurslarına gidiyor. bir gün bağlamasıyla kuran kursuna gidince, kuran kursundan kaydı silinip kurstan atılıyor. Tanıdığı bir öğretmen arkadaşı vasıtasıyla, körler cemiyetine üye oluyor. Körler cemiyetinin yönlendirmesiyle; 6 nokta körler rehabilitasyon merkezinde 6 nokta yazı yazma ve okumayı öğreniyor. Cemiyetin düzenlediği faaliyetlerde yer alıyor. Solist olarak çay bahçelerinde cemiyet adına konserler vermeye başlıyor. Cemiyetin teberru makbuzlarını Kadıköy Karaköy arasındaki vapurlarda satıyor. Teberru makbuzlarını satarken de sosyal ve siyasal olaylara karşı olan duyarlılığından dolayı siyasi içerikli, toplumsal mesajlar içeren konuşmalar yapıyor. Rahatsız olan bazı kitleler, Aziz’in teberru makbuzu satarken yaptığı konuşmaları şikâyet ediyorlar. Polis tarafından gözaltına alınan Aziz ağabeyim mahkemeye sevk ediliyor.  Suçu, komünizm propagandası yapmaktı. Mahkemece tutuklanan Aziz ağabeyim önce Paşakapı cezaevine gönderiliyor. Oradan da Toptaşı cezaevine gönderiliyor. Toptaşı cezaevi ortamında samimi bir ortam oluşuyor. Aziz’in ismi orda âşık oluyor. Öyle ki Aziz dense kimse tanımıyor. 7 ay 9 gün cezaevinde kaldıktan sonra çıkartıldığı mahkemede avukat tutmadan kendi savunmasını veriyor. Yaptığı sözlü savunmada: “komünizm propagandası yapma suçundan dolayı 7 aydır içerdeyim. Komünizm ki dünyada örneği olmayan bir düzendir. Komünist dediğimiz ülkeler dahi daha sosyalizme geçiş aşamasında. Bütün dünya sosyalizm evresini tamamlamadan komünizme geçiş yapılmaz. Onun içindir ki komünizm bir ütopya. Bir ütopyanın propagandasını yapmaktan mı suçluyum bir ütopya mı sizi ürkütüyor” bu konuşmasından sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılıyor.

Cezaevinden çıktıktan sonra; daha da olgunlaşmıştı. Cezaevi sonrası cemiyetin düzenlediği bir turneyle, Amasya, Samsun, Eskişehir, Ankara’da konserler verdi. Beraber çıktığımız bu turnede 3 ay İstanbul’dan uzak kalmıştık. Bu süre Aziz için çok uzun bir zamandı. Bir an önce İstanbul’a dönmek istiyordu. Aklı hep Hacer’deydi. Hacer’e âşık olmuştu. Cemiyette çalışan bir sekreterdi Hacer. İstanbul’a döndükten bir süre sonra Hacer işten ayrıldı. Her akşam Kadıköy’den Üsküdar’a giderdik. Belki Hacer’le karşılaşırız diye. Hiç karşılaşmadık. Aziz ağabeyimde bunalır alkol alırdı. Başlardı söylemeye. “gitti canımın cananı, ay le canım vay le, canım bıraktı beni yaralı, ay le canım vay le canım, ben bu dertten ölürsem, Hacer yazsın fermanımı”

 Sosyalist dernek ve partilerin çalışmalarına da katılıyordu. Çeşitli konuşmalar yapardı. Enternasyonal sosyalizm hakkında yaptığı her konuşmadan sonra da kendi bir bestesiyle sözü bitirirdi. ”ma xewityenî yi wênî, ma xewityenî heq ma nêdunî, prode biraymi prode, proyde dezaymi prode” 

1978 yılının şubat ayında İstanbul’dan birlikte Bingöl’e döndük. Sıcak bir karşılamayla karşılandık. Aziz Bingöl’de kaldı. Bense 1977 yılının 10 Martında askere gitmek için Bingöl’den ayrıldım. Ben gittikten birkaç gün sonra Aziz ağabeyim tekrar İstanbul’a gitmişti. Ben Aydın/Söke’de askerliğimi yaparken 1978 yılının haziran ayında bir baktım Aziz ağabeyimle Feyzi Berdibek beni askerde ziyarete geldiler. Çarşı izni aldılar. Bana sen belki askerliğini bitirmeden ben Almanya’ya gideceğim demişti. Bilemezdim o gün Aziz ağabeyimi son görüşüm olacaktı. 4 ay sonra teskere alıp İstanbul’a gittiğimde Aziz ağabeyimin Almanya’ya gittiğini Mehmet Ali ağabeyim söyledi. Bende onun peşi sıra Almanya’ya gidecektim.  Araya 12 Eylül darbesi girdi. Gidemedim. Almanya’ya gidip gelenlerden Aziz’i soruyorduk. İlk gittiğinde kendisiyle hiç görüşemesek de daha sonradan ayda bir iki telefonlaşıyorduk. Kasetlere okuduğu türküleri gönderiyordu bize. Bizde ailece kasetlere seslerimizi kaydetip ona gönderiyorduk. Ablam ve kardeşlerimin kasetlerde yaptığı konuşmaların birçoğunu besteleyip bize kaset olarak gönderiyordu. 

1988 Temmuz ayının son günleriydi. Evde oturuyordum. Babamlar aradı. Onlara gittiğimde aile efradı ve köylümüz Selim Balon ordaydı. Selim Balon söyledi, Aziz’in vefat ettiğini. Tanıdıklarda Almanya’dan cenazesini getirmeye çalışıyorlarmış. Ağabeyim Mehmet Ali, rahmetli eniştem Ali Berdibek ile birlikte Ankara’ya cenazeyi almaya gittiler. Biz de Wusfan (Aşağı Akpınar) köyü eski köy mezrasında mezarını hazırladık. Cenazeyle birlikte “Hasreta Azadî” kaseti bize ulaşmıştı. Babam gelen kasetlere el koydu. Aziz’in kasetlerini dinlemeyi yasakladı. Buna rağmen her tarafta Aziz’in şarkılarını dinliyordu insanlar.  Böylece Aziz bizim olmaktan çıktı. Herkes Aziz’i kendi kardeşi saydı. O herkesin kardeşi (Ezo Bira) oldu. 

Ve oğlumun ismini de Aziz koydum.  Şimdi 17 yaşında.

Rençber Aziz’in Ölümü Üzerine Kardeşi Hasan Berdibek Tarafından Söylenen Ağıt 

Ezo bra ezo bra çire nişin ti ma vira

Zımıstuno wext velguno mujduna gule kelluno

Wa ikrum’ir yo laj biyo munon astari ezmuno

Ezo bra ezo bra çire nişin ti ma vira

Niweş koto berdi zeynebi pe şeker ez mi terdi

Winayiyeyi guret berdi

Ezo bra ezo bra çire nişin ti ma vira

Da ra hor şi istanbuli uca koti qerekolu

Eşt zinduni cad yo heli

Ezo bra ezo bra Şew rej nişin ti ma vıra

Nun umnono wext gelluno gazi da selum kelluno

Vun ez kışt oşt bin binono

Umbaz he cınazo uno

Ezo bra ezo bra çire nişin ti ma vira 

Mahmut Artukarslan/1954 Bingöl Doğumlu/ Ozanın Arkadaşı ve Eniştesi 

Çocukluğumuz beraber geçti. Tek kelimeyle mükemmel bir insandı. Azizin İstanbul yıllarında bir süre beraber kaldık. Gözleri görmüyordu. Buna rağmen Kadıköy’de feribot biletleri satıyordu. Çevresindeki insanlara maddi manevi destekte bulunuyordu. Tabiatı gereği yol gösterici bir özelliği vardı. 

1974 yılında Edirne Uzunköprü’de askerlik yapıyordum. İstanbul körler cemiyetinin konser vereceğini duydum. Konser saatinde nöbetteydim.  İstanbul körler cemiyetini duyunca aklıma ilk gelen Aziz oldu. Ne olursa olsun konsere gitmeye karar verdim. Konser başlamadan 20 dakika önce silahımı bir kamyonete saklayıp konser alanına gittim. Aziz sahneye çıktı. Heyecanıma teslim olarak “ Ezoo,   Allah’ın Muhammed’in seveyim ” diye seslendim. Sahnede o görmeyen adam beni sesimden tanıyarak selamladı. Kısa bir konuşma yaptı. Dönemin siyasi şarkılarından okuyarak konserini bitirdi. Konser bittikten sonra kendisiyle görüştüm. Arkadaşlarla birlikte hayli fotoğraf çektirdik. Elime sadece bir fotoğraf geçti. 

Hafız Hüseyin Artukarslan/1952 Bingöl Doğumlu/Ozanın Arkadaşı 

Rahmetli Aziz ile 1968–1969 yılları arasında Hacı Hıdır Camii yanındaki Kuran Kursunda Kuran dersi alırken tanıştık. İkimizin de gözleri görmediği için. Teyp kasetiyle Kuranı Kerimi ezberlemeye çalışırdık. Kursa devam ettiğimiz sürece Kuranı Kerimin yarısını ezberlemiştik. 1971 Bingöl Depreminde Kuran Kursu ciddi bir hasar görünce Kuran Kursu depremle birlikte kapandı.  Kuran Kursunda ders aldığımız Mikail Hocanın da tayini Elazığ Bölge Yatılı Kuran Kursuna çıktı. Deprem sonrası ben, Aziz ve İdris Argıç ile birlikte Mikail Hocanın peşi sıra Elazığ Yatılı Bölge Kuran Kursuna kayıt yaptırıp orda Kuranı Kerim okumaya devam ettik. Bir gün Aziz biraz rahatsızdı. Tek başına kurstan dışarı çıkmıştı. Bütün gün Aziz’in nerde olduğunu merak ettik. Geldiğinde, hastaneye gittiğini, kaldırımda araçların sesini dinlerken hani sessizliği iyice hissedersin, karşıdan karşıya geçmeyi bekliyor. Birden bire üç dört kişi beni karşıya geçirmeye çalıştı. Bu yardımları beni çok hırpaladı. Çünkü adamlar kolumdan, ayaklarımdan, başımdan tutup beni ayaklarımı yerden keserek apar topar karşıya geçirdiler. Bu anısını o gün anlatırken kendi haline de gülüyordu.  Aziz ezberleme kabiliyeti çok yüksekti. Gözleri görenler üç beş saatte hatta bir günde ancak bir sayfa ezberliyorlar. Benle Aziz kasetten ezberlemeye çalışıyorduk. Ben bir iki saate ezberlerken Aziz kasetten bir saatte ezberliyordu. Bugüne değin tanıdığım en güçlü hafızayı onda gördüm. Aziz’in muska yaptığı söyleniyordu. Ama ben hiç şahit olmadım. Elazığ’dayken bir gün kursa bir bayan geldi. Aziz’i sordu. Aziz o gün orda değildi. Kadın benden muska yapmamı istedi. Bana hafız diye hitap ediyordu. Körlere genelde hafız derdiler. Ben muskadan anlamam deyince “ hafız hepiniz biliyorsunuz “ diye diretmişti. Aziz bir süre sonra İstanbul’a gitti. Bingöl’e her geldiğinde görüşüyorduk. İstanbul’da bir yandan Kuran kursuna bir yandan saz kurslarına, tanıdık saz ortamlarında sazını geliştirmeye çalışıyordu. Sazı öğrendikten sonra Kuran kursunu bir şekilde bırakmıştı İstanbul’da. Bingöl’e geldiği bir gün dertleşiyorduk. Kendi haline gülüyordu. Elazığ’da hastaneye giderken karşıya geçme meselesini yâd edip gülümsedik. İstanbul’da da aynı şekilde araçların sessizliğinden faydalanıp karşıya geçmeye çalışmış. Kaldırımdayken biri usulca koluna girmiş. O da yardım eden biri zannettim beraber yürümüşler yola doğru. Birden araba kornaları Aziz’i deli edecek durumdaymış Aziz yanındakine sormuş. “Sen görmüyor musun? Beni karşıya geçirmeye çalıştın.” Adam “evet ben görmüyorum ya sen” Aziz “bende görmüyorum.” İki kör adam öylece kalmışlar yolun ortasında. 

İstanbul’da sol bir çevreyle tanışmıştı. Bana hep yakın tanıdıkların faşist olduğundan onları bir şekilde faşizmden kurtarıp bu haklı dava için onlarla beraber mücadele etmek istediğini söylüyordu. Çok değişmişti. Sosyalizmden insan hak ve eşitliğinden söz ediyordu. Almanya gittikten sonra pek görüşmedik. Bir kere Bingöl’e dönmüştü o zaman görüştük. Yaptığı müzikten Almanya’daki yaşamından konuştuk. Ekonomik durumu çok iyiymiş. Böyle şeyler anlattı. Gittikten sonra bir şekilde vefat etti. Ben ölümün parasal sebeplerden dolayı olduğunu düşündüm her zaman. Allah yerini cennet etsin. Yaptığı müzik halen yüreğimizi dağlıyor. Gerçekten Zazaca’ya bu kadar hâkim olarak müzik yapan göremiyorum. Aziz’in şarkılarında bir içtenlik, bir uyum var. Ondan sonra Zazaca söyleyen bütün sanatçılar ondan esinlendi ama kimse onun yerini dolduramadı. 

Emin Bozoba/1956 Bingöl Doğumlu/Ozanın Arkadaşı 

Aziz ile kapı komşuyduk. Çocukluğumuz beraber geçti. Anlatacak o kadar çok günlerimiz oldu ki. Bir gün yaptığımız bir muziplikten bahsetmek istiyorum. Sabahın erken saatinde kapı çaldı. Kapıyı açtığımda Aziz kapıdaydı. Mahallenin çocuklarını toplamamı istedi. Sebebini sorduğumda. Mirzan Mahallesinde Sokak köpeklerini taşlamaya gideceğimizi söyledi. “ Nerden çıktı bu. Hiç böyle şeyler söylemezdin ” dedim. Bir şey öğrendiğini onu uygulayacağını söyledi. Ne öğrendiğini sorduğumda “ ben bir sopaya bir şeyler okuyacağım siz köpekleri taşlayacaksınız ben sopayı köpeklere doğru fırlattığımda köpekler çivi gibi olduğu yerde saplanıp kalacaklar “ dedi. Çocuk aklımızla denememizde sakınca olmadığına kanaat edip mahalle arkadaşlarını toplamaya başladık. Epey bir kişi toplanıp Mirzan Mahallesine gittik. Mirzan Mahallesinde her zaman sokak köpekleri bulunuyordu. Birkaç sokak köpeği gördüğümüzde Aziz’e köpekler burada dedik. Siz taşlayın ben okumaya başlayacağım dedi. Biz köpekleri taşlarken o duyamadığımız bir sesle bir şeyler okuyordu. Okumasını bitirdikten sonra sopayı köpeklerin bulunduğu yere doğru fırlattı. Biz Aziz’in dediği gibi köpeklerin olduğu yerde mıhlanıp kalmasını bekliyorduk. Yanılmıştık bir de baktık köpekler şimşek hızıyla üstümüze saldırıyor. O anda ne yapacağımızı şaşırdık. Çil yavrusu gibi dağılsak Aziz’in bu haliyle koşacağı yoktu. Bağırmaya başladık. Mahalleden iki yaşlı kadın köpekleri sakinleştirip bizi uzaklaştırdılar. 

Ebubekir(Soner) Tutmaç/1964 Sivas Doğumlu/Ozanın Arkadaşı 

Aziz Ağabeyi, Dayımın gazinosunda geceleri yaptığı müzik programlarından dolayı tanıdım. Çok kısa zamanda bir birimize muhabbetle bağlandık. İyi bir dostluğumuz oluştu. O, 40 yaşlarında bakımlı ve güzel bir Alman gazeteci bayanla yaşıyordu. Geçirdiği bir iş kazası nedeniyle erken emekliğe ayrılmıştı. Aziz Ağabeye çok iyi bakıyordu. Aziz ağabey daha önce santral görevlisi olarak çalışmıştı. Almancayı çok iyi konuşuyordu. Almanya’da çok iyi ilişkileri vardı. Zaman zaman Alman Dışişleri, İçişleri ve Kültür Bakanlarıyla telefonlaştıklarına şahit oluyordum. Belediye Başkanı ile sık sık görüşüyordu. Hannover işsizlik maaşı alıyordu. Düğün ve bazı gecelerde program yapıyordu. Maddi açıdan hiçbir sıkıntısı yoktu. Paraya önem vermeyen Aziz Ağabey pervasızca para harcar pervasızca kazanırdı. Ben ve çevresindeki insanlar paraya sıkıştığımız zaman başvurduğumuz ilk isim Aziz Ağabeydi. Ondan borç para alırdık. Aziz Ağabey tanıdığım insanlar içerisinde en aykırı olanıydı. Aykırı, asi, yaratıcı,  insancıldı. Aziz Ağabey ilk tanıştığımız zamanlarda Soner (bana Soner diye hitap ederdi.) seni evlendireceğim diyordu. Aziz Ağabeyle tanıştığımda 18–19 yaşlarındaydım. Bir gün beni arayıp “ Soner akşama senin lokantaya (lokanta işletiyordum) geleceğiz bana dört kişilik bir masa ayarla, seni bir bayanla tanıştıracağım” dedi. Akşama gerçekten Aziz Ağabey bahsettiği bayan, bayanın anne ve babasıyla lokantaya geldi. Şimdi eşim olan o bayanla o gün Aziz ağabey sayesinde tanışıp bir yuva kurduk. Kurduğumuz yuvanın bir bireyi de Aziz Ağabeyimizdi. Pazar günleri sabah erkenden bize gelirdi. Kirli çamaşırlarını getirip yıkattırırdı bize. Kendisi de banyosunu bizde yapardı. Banyo yaptıktan sonra pazar günlerini birlikte gezerek geçirirdik. Bu sebeple pazar günleri halen benim için özel bir öneme sahiptir. 

Aykırı ve asi Aziz Ağabeyin yaratıcılık doğasında vardı. Almanya’da bayramlar buruk geçerdi. Bir kurban bayramında Aziz Ağabey Almanların broçin (yuvarlak ve küçük bir hamur ekmeği) dedikleri ekmekten 30–40 tane alıp fırına gelenlere bu ekmekleri dağıtmaya başlıyor. Ekmek dağıtan birini gören almanlar Aziz Ağabeye neden böyle bir davranışta bulunduğunu sorunca o da “ bugün biz Müslümanların Kurban Bayramı, bugün kurban kesip et dağıtmam gerekiyordu. Kesemeyince de size kurban yerine broçin (ekmek) ikram ederek görevimi yerine getirmek istedim “ diyor. Aziz’in bu davranışı almanlar tarafından hoşnutluk ve tebessümle karşılanmıştı. 

Bu dünyadaki son gecesiydi. Akşamları takıldığımız bir mekân vardı. Gece 10 gibi oraya gittim. Aziz ağabey çok alkollüydü. Benim orda olduğumu fark etmesin diye bir köşeye çekildim. Alkollü ve sinirliydi. Benim farkıma varırsa bana ağır laf eder diye çekiniyordum. Saat 11 gibi dayanamadım ne söylerse söylesin o benim ağabeyim diyerek yanına gittim. Selam verdiğimde önce beni azarladı, “ bu saate kadar nerelerdesin ” diye sonra da bana sarılıp gönlümü aldı. Aziz Ağabeyi bir an önce evine götürmek istiyordum. Yalvar yakar onu ikna edemedim. Yalnız başına gideceğini söylüyordu. Tekin ağabey adında bir dostumuz vardı. O da Aziz Ağabeyin oturduğu apartmana yakın bir yerde oturuyordu. Aziz Ağabey benim onu eve bırakmamı kabul etmeyince Tekin ağabeye “ ben bir taksi çağırayım siz Aziz Ağabeyle birlikte eve gider misiniz?” dedim. O da memnuniyetle kabul etti. Taksi geldiği zaman Aziz Ağabeyle, Tekin Ağabey taksiye binip gittiler. İçim rahatlamıştı. Tekin ağabeyle daha sonra görüştüğümde Aziz Ağabeyi oturduğu binanın giriş kapısına bırakıp eve gidiyor. Sonraki gün pazar günüydü. Aziz ağabey her pazar günü düzenli olarak bize gelmeyi adet edinmişti. Gecikince evini aradım telefon çalıyordu ama cevap veren yoktu. Israrlı bütün aramalarıma rağmen çalan telefona cevap veren yoktu. Merak içinde kaldım. Daha fazla dayanamayıp evden dışarı çıkıp Aziz Ağabeye bakmaya gittim. Oturduğu binanın giriş kapısına vardığımda insanlar toparlanmış, polis binayı emniyet şeridiyle çevirmişti. Tanıdık insanlar vardı ne olduğunu sorduğumda Aziz Ağabeyin binadan düştüğünü, sabah erken saatlerde bir vatandaş Aziz Ağabeyin cesedini binanın önünde görüp polise haber vermiş dediler. O an büyük bir şok yaşadım. Ne yapacağımı bilemiyordum. En yakınımdaki insanı kaybetmiştim. Aziz Ağabeyin yerde yatan cesedini alıp morga götürmüşlerdi. Bir bir Aziz Ağabeyi tanıyan yakınlarını aramaya başladım. Bingöllüler genelde Esen’de ikamet ediyordular. Onları da aradım.  Kısa bir süre sonra büyük bir kalabalık oluştu. Aziz Ağabeyi, özlemini çektiği Bingöl’e göndermeliydik. Sandığımız kadar kolay değildi. Konsolosluk bir türlü kabul etmiyordu. Vatandaşlıktan çıkmış birinin cesedini kabul etmeyeceklerini söylüyordular. Yasal bütün yolları, ne kadar tanıdık varsa devreye sokarak Aziz Ağabeyin cesedini göndermeyi başardık. Aziz ağabeyi Hikmet Baluken ağabeyimizle birlikte Bingöl’e uğurladık.

Eşimle uzun bir süre Aziz Ağabeyin yokluğunu bir türlü kabullenemiyorduk. Evimizden biri eksilmişti. Hele pazar günleri boşluktaydım adeta. Türkiye’ye döndüğüm gibi soluğu Bingöl’de aldım. Eşimle birlikte geldiğimiz Bingöl’de Aziz Ağabeyin ailesini ziyaret edip babasıyla, abisi Mehmet Ali bey,  küçük kardeşi Hasan beyle tanıştım. Mezarını ziyaret etmek istediğimi söyleyince beni Aziz Ağabeyin mezarına götürdüler. Aziz Ağabey orda öylece uyuyordu. Bizi yalnız bırakan Aziz Ağabeyle dertleştim dertleştim. 


RENÇBER AZİZ’İ ONLİNE DİNLE


Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Arjantin’in sesi Mersedes Sosa, sevilen şarkılarıyla cafrande.org’ta

Mercedes Sosa (Rosa), birçok halkçı sanatçı gibi yoksul bir ailenin çocuğu olarak  1935 yılında  Arjantin’de doğdu. 15 yaşında katıldığı ses yarışması ile radyoya...

Kapat