Dava – Franz Kafka | “Unutmayın, tutuklusunuz Bay K. ama dışarda gezebilir, işlerinizi yapabilirsiniz”

“Neden olmasın?” dedi Bayan Bürstner. “Edindiğim bilgileri kullanmaktan hoşlanırım.”
“Ben sözlerimde ciddiyim,” dedi K., “ya da en azından sizin gibi yarı ciddiyim. Olay bir avukata başvurmamı gerektirecek kadar önemli değil, ama bir danışmandan gelecek önerinin zararı da dokunmaz.”
“Danışmanlık rolünü oynamam gerekiyorsa,” dedi Bayan Bürstner, “hiç değilse suçunuzun ne olduğunu bilmem gerekir.”
“İşin püf noktası da burada,” dedi K. “Bunu ben de bilmiyorum.”
 “Yoksa benimle alay mı ediyordunuz?” dedi Bayan Bürstner büyük bir düş kırıklığıyla. “Keşke bunun için başka bir zaman seçseydiniz.”  Uzun süredir yan yana durdukları fotoğrafların önünden uzaklaşıverdi. “Ama Bayan Bürstner,” dedi K. “Hiç de alay etmiyorum. Sanırım bana inanmak istemiyorsunuz… Bildiğim her şeyi size söyledim, hatta belki fazlasını da, çünkü bu bir soruşturma kurulu bile olmayabilirdi, başka türlü tanımlayamadığım için ona bu adı verdim. Hiçbir konuda soruşturma yapmadılar. Yalnızca tutuklandım, ama bir kurul tarafından.”
 Sedirin üzerine oturan Bayan Bürstner yine gülmeye başladı. “Olay nasıl oldu peki?” diye sordu. 

<Öncesine git] 

Dava, Birinci bölüm ikinci kısım

“Ha! şu sabahki adamlar!” diyerek eski huzurlu haline kavuştu. “Yok canım, fazla rahatsız olmadım.”
K. sessizce, onun yamanacak çorabı eline alışını izledi. “Bu konuya değindiğim için şaşırmış görünüyor,” diye düşündü. “Hatta bu yüzden beni suçlar gibi bir hali var. Öyleyse mutlaka konuşmalıyız. Bunu ancak yaşlı bir kadınla yapabilirim.”
“Evet,” dedi bir süre sonra. “Bu olayla başınıza kesinlikle iş açtım, ama bir daha olmayacak!”
“Hayır, bir daha olamaz.” Kadın neredeyse hüzünlü bir biçimde K.’ya gülümsüyordu.
“Gerçekten böyle mi düşünüyorsunuz?”
“Evet,” dedi kadın daha alçak bir sesle. “Ama sakın bunu bir felaket olarak görmeyin. Dünyada neler oluyor! Bay K., madem ki benimle bu kadar içtenlikle konuşuyorsunuz, kapıya biraz kulak verdiğimi ve iki gözcünün bana bir şeyler anlattıklarını itiraf edebilirim size. Mutluluğunuz söz konusu ve bu beni yürekten sarsan bir sorun, belki gereğinden de fazla, çünkü sizin ev sahibenizim. Bir şeyler duydum ama, bunların pek de önemli oldukları söylenemez. Tutuklu olduğunuzu biliyorum, ama basit bir hırsızın tutuklanmasına benzemiyor. Bir hırsız tutuklandığında’ durum çok ciddidir, sizin tutuklanmanıza gelince… bu bilgelerin anlayabileceği bir şey gibi geliyor bana -saçmalıyorsam kusuruma bakmayın- anlamadığım bilgece bir şey gibi geliyor, bu doğru, ama anlaşılması da gerekmiyor zaten.”
“Söyledikleriniz hiç de saçma değil Bayan Grubach,” diye yanıtladı K. “En azından büyük bir bölümüne katılıyorum, ama ben işi biraz daha ileri götürüyorum. Bu yalnızca bilgelerin anlayacağı bir iş değil, aynı zamanda önemsiz de, yani bir hiç. Bir saldırganlığın kurbanı oldum, hepsi bu. Uyandığımda Anna’nın yokluğuna sinirlenmeyip kalksaydım, yolumu engelleyen kişilere aldırış etmeksizin sizi bulmaya çalışsaydım, bir kez olsun mutfakta kahvaltı etseydim ve odamdan giysilerimi getirmenizi isteseydim, kısacası mantıklı davransaydım, hiçbir şey olmazdı, olacaklar da engellenirdi. Ama insan hazırlıksız yakalanıyor! Örneğin bankadayken her şeye hazırım, orada asla böyle bir şey olmaz. Elimin altında bir odacı var, banka içi ve dışıyla ayrı ayrı görüşebileceğim telefonlarım var. Sürekli birileri gelir, müşteri ya da memurlar. Üstelik her zaman yapılacak bir sürü işim olur, dolayısıyla da aklım başımdadır. Orada bu tür bir olayla karşılaşmak doğrusu benim için büyük bir zevk olurdu. Neyse geçelim, bitti artık, hatta sözünü bile etmek istemiyordum. Sadece görüşünüzü, aklı başında bir kadının ne düşündüğünü öğrenmek istemiştim ve aynı fikirde olduğumuzu gördüğüm için de mutluyum. şimdi bana elinizi verin; anlaştığımızı kanıtlamak için el sıkışmalıyız.”
“Elini uzatacak mı acaba? Polis şefi bunu yapmamıştı,” diye düşündü. Bayan Grubach’ı süzmeye koyuldu. Ayağa kalktığı için, kadın da kalktı. Biraz sıkıntılıydı, çünkü K.’nın anlattığı her şeyi anlayamamıştı. Bu sıkıntı yüzünden istemediği ve kötü bir ana denk düşen bir şey söyledi:
“Bunu o kadar ciddiye almayın Bay K.”
Sesi ağlamaklıydı ve el sıkışmayı unuttu.
“Çok ciddiye aldığımı sanmıyorum,” dedi K. birden yorgun düşerek. Bu kadının vereceği desteğin yararsızlığını fark etmişti.
Kapıya vardığında, bir soru daha sordu:
“Bayan Bürstner burada mı?”
“Hayır,” dedi Bayan Grubach gecikmiş bir gülümsemeyle. Sonra da kuru bir ifadeyle, “Kendisi tiyatroda. Bir şey mi istiyordunuz? Elçilik yapmam gerekir mi?” diye sordu.
“Yalnızca birkaç söz söylemek istiyordum.”
“Ne zaman döneceğini ne yazık ki bilmiyorum. Tiyatroya gittiğinde, genellikle oldukça geç döner.”
“Önemli değil,” dedi başını eğen K., gitmek üzere kapıya dönerek. “Yalnızca bu sabah odasını kullandığım için kendisinden özür dilemek istiyordum.”
“Hiç gerekmez Bay K., çok incesiniz, küçük hanımın hiçbir şeyden haberi yok. Sabah erkenden evden ayrıldı ve şimdi her şey yerli yerinde, isterseniz kendiniz bakın.”
Bayan Bürstner’in odasının kapısını açmaya gitti.
“Teşekkür ederim, sözünüze inanıyorum,” dedi K., yine de bakmaya giderek.
Ay ışığı karanlık odaya huzurlu bir aydınlık katıyordu. Görüldüğü kadarıyla, gerçekten de her şey yerli yerindeydi; bluz pencereden sarkmıyordu artık, yataktaki yastıklar alabildiğine kabarık görünüyorlardı. Bir bölümüne ay ışığı vuruyordu.
“Bayan Bürstner çoğunlukla çok geç dönüyor,” dedi K., sorumlusu oymuş gibi Bayan Grubach’a bakarak.
“Gençlik işte,” dedi Bayan Grubach bağışlayıcı bir ifadeyle.
“Elbette, elbette,” dedi K., “Ama işin sonrası da var.”
“Hem de nasıl!” dedi Bayan Grubach. “Çok haklısınız bayım! Hatta belki oldu bile! Bayan Bürstner hakkında kötü şeyler söylemek istemiyorum. Çok nazik, çok sevimli, çok uygun davranan, dikkatli ve çalışkan bir kızdır. Bütün bunları takdir ediyorum, ama doğrusu şu ki, daha gururlu, kendine daha hâkim olmalı. Bu ay içinde ona iki kez dar sokaklarda rastladım, her ikisinde de yanında farklı biri vardı. Bu beni çok üzüyor. Yalnızca size anlatıyorum bunu, Bay K., ama kendisine de sözünü etmekten kaçınmamalıyım. Zaten onu gözlememin tek nedeni bu değil.”
“Çok yanlış bir yoldasınız,” dedi K., kızgınlıkla ve öfkesini saklayamadan. “Zaten o hanım hakkındaki sözlerimi de yanlış anladınız. Sizin düşündüğünüz şeyi kastetmemiştim. Hatta size açıkça, kendisiyle hiç konuşmamanızı öneririm. Onu iyi tanırım: söylediklerinizin hiçbiri doğru değil. Ama biraz ileri gittim galiba, yapacaklarınızı engellemek istemem, ona istediğinizi söyleyin.”
“Ama Bay K.,” dedi Bayan Grubach, onu çoktan açtığı kapıya kadar izleyerek, “şimdilik onunla konuşmaya niyetli değilim. Doğal olarak onu daha fazla gözetlemeliyim. Bildiklerimi bir tek size açtım. Ne de olsa, pansiyonun temiz kalması bütün kiracıların çıkarınadır! Ben sanki başka şey yapmaya mı çalışıyorum?”
“Temizmiş!” diye atıldı K., kapı aralığından. “Pansiyonu temiz tutmak istiyorsanız, bana yol vermekle işe başlamalısınız…”
Sonra da kaba bir hareketle kapıyı kapattı; yine hafifçe vuruldu, ama aldırış etmedi.
Canı uyumak istemediği için de yatmamaya karar verdi. Bu, aynı zamanda, Bayan Bürstner’in saat kaçta döndüğünü görmek için bir fırsat olacaktı. Böylece, uygun olmasa da, kendisiyle birkaç söz edebilirdi belki. Hatta pencereden bakarken, bir yorgunluk anında, Bayan Bürstner’i kendisiyle birlikte ayrılmaya ikna ederek Bayan Grubach’ı cezalandırmayı bile düşündü, ama hemen bu düşüncenin abartılı olduğunu fark etti ve evden ayrılma girişiminin sabahki olaylar yüzünden olduğuna ilişkin bir kuşku düştü içine. Bundan daha saçma, özellikle de daha yararsız ve bayağı bir şey olamazdı. Boş sokağa bakmaktan yorulunca, içeri girenleri hemen görebilmek için holün kapısını araladıktan sonra kanepeye uzandı. Yaklaşık saat on bire kadar orada kalıp puro içti. Sonra Bayan Bürstner’in gelişini hızlandırabilirmiş gibi, dayanamayıp holde biraz gezinmeye çıktı. Ona pek gereksinim duymuyordu, hatta yüzünü bile tam olarak anımsayamıyordu, ama konuşmaya kararlıydı ve geç dönmesinin bu gün bitimine huzursuzluk ve düzensizlik kattığını ona göstermek için can atıyordu. Ayrıca bu akşam yemek yememesi ve gün içinde kendisine verdiği sözü çiğneyip Elsa’yı görmeye gitmemesi de yine onun yüzündendi.
Merdivende bir ayak sesi duyduğunda saat on bir buçuğu geçmişti. Düşüncelere dalmış bir halde, kendi odasındaymış gibi gürültü yaparak,
holde dört dönüyordu. Yukarı çıkıldığını duyunca, boş bulundu ve kapısının arkasına sığındı. Dönen Bayan Bürstner’di. Giriş kapısını kapattı ve içi ürpererek ince omuzlarının üzerine ipek bir şal attı. Her an odasına dönebilirdi, bu durumda K. gece yarısından sonra onu göremezdi elbet. Ne yazık ki odasında ışık yakmayı unutmuştu. Bu karanlık odadan çıkacak olursa, genç kızın üzerine atılıverecek bir serseri gibi görünür, kuşkusuz onu alabildiğine korkuturdu. Ne yapacağını bilemiyordu, yitirilecek zaman kalmadığından, kapı aralığından alçak sesle, “Bayan Bürstner,” diye seslendi.
Bir çağrıdan çok bir yakarışı andırıyordu bu. “Burada biri mi var?” diye sordu Bayan Bürstner şaşkınlıktan irileşmiş gözlerle çevresine bakınarak.
“Benim,” dedi K. ilerleyerek.
“Aa! Bay K.,” dedi Bayan Bürstner gülümseyerek. “İyi akşamlar efendim,” ve ona elini uzattı.
“Size birkaç şey söylemeliyim, şimdi olur mu?” “Şimdi mi?” diye sordu Bayan Bürstner. “Şimdi olması şart mı? Biraz garip olmaz mı sizce?” “İki saattir sizi bekliyorum.” “Ama tiyatrodaydım, nasıl bilebilirdim ki?” “Sizinle konuşmamı gerektiren nedenler bugün ortaya çıktı.” “Tanrım, aslında gelip benimle konuşmanız için bir engel göremiyorum ama son derece yorgunum. Kısa bir süreliğine odama geçin. Burada konuşacak olursak herkesi uyandırırız ve bu durum başkalarından çok beni rahatsız eder. Orada bekleyin ve ben odamın ışığını yakar yakmaz holünkini söndürün.”
K. söylenenleri yaptı. Hatta biraz daha bekledi. Sonunda, Bayan Bürstner odasından alçak sesle onu çağırdı. “Oturun,” dedi sediri göstererek.
Kendisi ise, yorgunluğundan söz etmiş olmasına karşın sırtını karyolanın demirine dayayarak ayakta durdu. Çiçeklerle süslü küçük şapkasını bile çıkartmamıştı. –
“Benden ne istiyorsunuz?” dedi bacaklarını hafif çapraz tutarak. “Gerçekten merak ediyorum.”
“Belki de bu işin,” diye başladı K., “şimdi sözü edilecek kadar acil olmadığını düşünebilirsiniz ama…”
“Yuvarlak sözlerden hiç hoşlanmam,” dedi Bayan Bürstner. “Öyleyse işim kolaylaşıyor,” dedi K. “Bu sabah, bir bakıma benim yüzümden, odanız biraz karıştı. İsteğim dışında, yabancılar yaptı bunu, ama yine de söylediğim gibi nedeni bendim. Bunun için sizden özür dilemek istedim.”
“Odam mı?” diye sordu Bayan Bürstner. Odayı incelemek yerine, K.’nın yüzünü süzüyordu. “Ne yazık ki, evet,” dedi K. ilk kez göz göze bakıştılar. “Olayın nasıl olduğundan söz etmeye değmez.”
“Oysa ilginç olan da bu.” “Hayır.”
“Madem öyle, sizi bana açılmaya zorlayamam. Olayın ilginç olmadığını kabul edelim, buna itirazım yok. Benden özür dilemenize gelince, ortalıkta düzensizlikten eser olmadığı için hiç zorlanmadan, yürekten bağışlandınız.”
Ellerini kalçalarına dayayıp odayı çepeçevre dolaştı. Fotoğrafların iliştirilmiş olduğu küçük hasırın önüne gelince, durdu.
“Ama baksanıza!” diye bağırdı, “Fotoğraflarım gerçekten de ellenmiş. İşte bu hiç hoş değil! Anlaşılan birisi gerçekten odama girmiş!”
K., o saçma sapan hareketliliğini bir türlü denetleyemeyen memur Kaminer’e içinden lanetler okuyarak başıyla onayladı.
“Zaten yapmamanız gereken bir şeyi size yasaklamak, yokluğumda odama girmeyiniz demek doğrusu bana garip geliyor!” dedi Bayan Bürstner.
“Fotoğraflarınızı benim ellemediğimi size açıklamıştım, Bayan Bürstner,” dedi K. gidip kendisi de bakarak. “Ama madem ki inanmıyorsunuz, soruşturma kurulunun yanında üç banka memurunu da getirdiğini, bunlardan birinin bu fotoğrafları karıştırma cesaretini gösterdiğini size itiraf etmeliyim. İlk fırsatta işine son verdireceğim.” Genç kızın sorgulayan gözlerini kocaman açtığını görünce de, “Evet, Bayan, buraya bir soruşturma kurulu geldi,” diye ekledi. “Sizin için mi?” diye sordu Bayan Bürstner. “Evet,” diye yanıtladı K. “Olamaz! diye haykırdı genç kız gülerek. “Oldu işte,” dedi K. “Suçsuz olduğuma inandınız mı?” “Suçsuz mu?” dedi genç kız. “Ağır sonuçlara yol açabilecek bir değerlendirmede bulunmak istemem, üstelik sizi tanımıyorum. Yine de, birinin peşine hemen bir soruşturma kurulu takılmışsa, ciddi bir suç söz konusu olmalı gibi geliyor bana, hem serbest olduğunuza göre -çünkü sakin halinizden cezaevinden kaçmamış olduğunuz izlenimini ediniyorum- çok da büyük bir suç işlemediniz herhalde.”
“Soruşturma kurulu,” dedi K., “suçsuz olduğumu ya da en azından sanıldığından çok daha az suçlu olduğumu anlamış olmalı.” “Elbette, bu mümkün,” dedi Bayan Bürstner, birden dikkat
kesilerek.
“Görüyor musunuz,” dedi K., “yargıyla ilgili konularda pek de
deneyimli sayılmazsınız.”
“Gerçekten de değilim,” dedi Bayan Bürstner, “bu da beni üzüyor, çünkü her şeyi bilmek isterim, yargıyla ilgili konular beni çok ilgilendiriyor. Yargının çekici bir gücü vardır, sizce de öyle değil mi? Zaten bu konuda kesinlikle daha fazla şeyler öğreneceğim, çünkü gelecek ay bir avukatın yanında çalışmaya başlıyorum.”
“Bu harika bir şey,” dedi K. “Belki davam konusunda bana biraz yardımcı olabilirsiniz.”
“Neden olmasın?” dedi Bayan Bürstner. “Edindiğim bilgileri kullanmaktan hoşlanırım.”
“Ben sözlerimde ciddiyim,” dedi K., “ya da en azından sizin gibi yarı ciddiyim. Olay bir avukata başvurmamı gerektirecek kadar önemli değil, ama bir danışmandan gelecek önerinin zararı da dokunmaz.”
“Danışmanlık rolünü oynamam gerekiyorsa,” dedi Bayan Bürstner, “hiç değilse suçunuzun ne olduğunu bilmem gerekir.”
“İşin püf noktası da burada,” dedi K. “Bunu ben de bilmiyorum.”
“Yoksa benimle alay mı ediyordunuz?” dedi Bayan Bürstner büyük bir düş kırıklığıyla. “Keşke bunun için başka bir zaman seçseydiniz.”
Uzun süredir yan yana durdukları fotoğrafların önünden uzaklaşıverdi.
“Ama Bayan Bürstner,” dedi K. “Hiç de alay etmiyorum. Sanırım bana inanmak istemiyorsunuz… Bildiğim her şeyi size söyledim, hatta belki fazlasını da, çünkü bu bir soruşturma kurulu bile olmayabilirdi, başka türlü tanımlayamadığım için ona bu adı verdim. Hiçbir konuda soruşturma yapmadılar. Yalnızca tutuklandım, ama bir kurul tarafından.”
Sedirin üzerine oturan Bayan Bürstner yine gülmeye başladı. “Olay nasıl oldu peki?” diye sordu. “Korkunç bir şeydi,” dedi K.
Ama artık bunu düşünmüyordu. Dirseğini bir yastığa dayayıp bir eliyle başını tutarken, diğerini de yavaşça kalçasında gezdiren Bayan Bürstner’in görüntüsüne kaptırmıştı kendini. “Bu çok genel bir söz,” dedi genç kız.
“Hangisi çok genel?” diye sordu K. Sonra anımsayarak sordu:
“Olayların nasıl olup bittiğini size göstermeli miyim?” Biraz kıpırdamak istiyordu, ama gitmeye niyetli değildi. “Çok yorgunum,” dedi Bayan Bürstner. “Öyle geç döndünüz ki!” diye yanıtladı K. ‘
“İşte şimdi de bana sitem ediyorsunuz,” diye karşılık verdi Bayan Bürstner. “Ne de olsa haklısınız, içeri girmenize izin vermemeliydim. Zaten anlaşıldığı kadarıyla gereksizmiş.”
“Gerekliydi,” dedi K., “bunu siz de anlayacaksınız. Gece masasını yatağınızın yanından uzaklaştırabilir miyim?”
“Bu da ne demek!” dedi Bayan Bürstner. “Asla olmaz!” “Öyleyse size hiçbir şey gösteremem,” dedi K. kendisine onulmaz bir haksızlık yapılmış gibi yerinden sıçrayarak.
“Açıklamanıza yarayacaksa, gece masasını çekin bakalım,” dedi Bayan Bürstner. Bir süre sonra daha alçak bir sesle, “Bu akşam öyle yorgunum ki, gerekenden fazlasına izin veriyorum,” diye ekledi. K. küçük mobilyayı odanın ortasına çekip arkasına oturdu. “Oyuncuların konumunu tam olarak gözünüzde canlandırmalısınız; bu çok ilginç. Ben, polis şefi rolündeyim, orada bavulun üzerinde iki gözcü oturuyor ve üç genç adam fotoğrafların karşısında ayakta duruyorlar. Pencerenin kulpunda beyaz bir bluz asılı, bunu sırf belleğimi tazelemek için söylüyorum. İşte şimdi başlıyor. Ah! Az kalsın kendimi unutuyordum, oysa en önemli kişi benim! Burada, gece masasının karşısında ayaktayım. Polis şefi son derece rahat oturmuş, bacak bacak üstüne atmış, kolları aynen böyle iskemlesinin sırtından sarkıyor, kaba herifin teki. İşte şimdi gerçekten başlıyor.
Polis şefi beni uyandırmak istercesine bir çığlık atarak sesleniyor, ne yazık ki anlayabilmeniz için benim de çığlık atmam gerekiyor; zaten yalnızca adımı söylerken bu şekilde bağırıyor.”
Gülerek dinlemekte olan Bayan Bürstner, K.’nın bağırmasını engellemek için işaret parmağını dudağına dayadı, ama geç kalmıştı. K. kendini tamamen canlandırdığı role kaptırarak, ağır ağır, “Josef K.” diye bağırdı. Korkuttuğu kadar yüksek çıkmamıştı sesi, yine de atılan çığlık odanın içinde yavaş yavaş dağılıyordu adeta.
Bunun üzerine yan odanın kapısına kısa aralıklı sert darbelerle vuruldu. Bayan Bürstner sarardı ve elini yüreğine götürdü.
K. öylesine irkildi ki, bir süre sabah olup bitenleri ve bu olaylar yüzünden yanında bulunduğu genç kızı düşünemedi. Kendine gelir .gelmez, Bayan Bürstner ona doğru atılıp elini tuttu.
“Kaygılanmayın,” diye mırıldandı K., “kaygılanmayın, ben her şeyi hallederim. Ama kapıyı vuran kim olabilir? Yanda salon var ve orada kimse yatmıyor.”
“Yatıyor,” diye kulağına fısıldadı Bayan Bürstner. “Dünden beri Bayan Grubach’ın yeğeni olan bir yüzbaşı, başka serbest oda olmadığı için orada yatıyor. Bunu ben de unutmuşum. Neden o çığlığı attınız? Ah, Tanrım! Çok üzgünüm!” ¦
“Üzülmenize hiç gerek yok,” dedi K., genç kız kendini yastıkların üzerine bırakırken onu alnından öperek. Ancak kız bir sıçrayışta dikildi:
“Çıkıp gidin! Haydi gitsenize! Ne istiyorsunuz? Adam kapıyı dinliyor, her şeyi duyuyor. Bana eziyet ediyorsunuz!”
“İçinizi biraz olsun rahatlatmadan gitmem,” dedi K. “Öbür köşeye gelin, orada konuştuklarımızı duyamaz.” Genç kız onu sessizce izledi.
“Bu durum canınızı sıkabilir, ama herhangi bir tehlike altında değilsiniz. Biliyorsunuz ki bu olayda her şey -özellikle de yüzbaşı yeğeni olduğuna göre- Bayan Grubach’a bağlı; o bana gerçekten güven duyuyor ve söylediğim her şeye inanıyor. Zaten onu avucumun içinde tutuyorum, çünkü bana büyük miktarda bir para borcu var. Odanızda bulunmamı haklı çıkaracak her türlü açıklama önerinizi, gerçeğe uygun olması koşuluyla kabul ediyor ve bunları Bayan Grubach’a iletmeyi üstleniyorum, hem onu yalnızca başkalarının önünde inanmış gibi yapmaya değil, gerçekten ikna etmeye söz veriyorum. Beni kayırmak zorunda değilsiniz. Size saldırdığımı sansınlar istiyorsanız, Bayan Grubach’a böyle söylerim. Bu kadın bana öylesine bağlı ki, bana olan güvenini yitirmeksizin buna inanır.”
Oturduğu yerde çöküp kalan Bayan Bürstner, sessizce yere bakıyordu.
“Neden Bayan Grubach size saldırdığıma inanmasın ki?” K. önünde genç kızın saçlarını görüyordu; bir kurdeleyle tutturulmuş, hafif kabarık, kızılımsı ve bir çizgiyle ikiye ayrılmış saçlardı bunlar. Bayan Bürstner’in gözlerini kendisine çevireceğini düşünüyordu, ancak genç kız duruşunu değiştirmedi.
“Özür dilerim, yüzbaşının varlığının doğurabileceği sonuçlardan çok, gürültünün aniliği yüzünden korktum. Çığlığınızdan sonra öyle büyük bir sessizlik olmuştu ki! Bu sessizlik içinde birden kapı vurulmaya başladı. Beni korkutan bu oldu, üstelik hemen yanı başındaydım. Neredeyse yanımda vuruluyordu. Önerileriniz için teşekkür ederim, ama kabul edemem. Odamda olup bitenleri yanıtlamak bana düşer, zaten kimse benden hesap soramaz. Niyetinizin mükemmelliğini takdir etsem de, önerilerinizin ne kadar kırıcı olduğunu fark etmemeniz beni çok şaşırttı. Ama şimdi gidin, beni yalnız bırakın, buna her zamankinden daha fazla ihtiyacım var. Benden istediğiniz üç dakika yarım saate, belki daha da fazlasına dönüştü.” K. onu önce elinden, sonra da bileğinden tuttu. “Bana kızmadınız mı?” dedi. Bayan Bürstner elini yavaşça çekerek yanıtladı: “Hayır, hayır, ben asla kimseye kızmam.” K. tekrar bileğini tuttu. Bayan Bürstner bu kez izin verdi ve onu kapıya kadar geçirdi. K. gitmeye iyiden iyiye kararlıydı. Ancak kapıya vardığında, genç kızı orada bulmayı beklemiyormuşçasına duraksadı. Bayan Bürstner de kurtulup kapıyı açmak ve hole süzülmek için bu fırsattan yararlandı.
“Haydi, rica ederim gelin artık. Baksanıza -altından ışık sızan yüzbaşının kapısını gösteriyordu- lambayı yakmış, bizi dinleyerek eğleniyor.”
“Geliyorum, geliyorum,” dedi K. çabucak çıkarak.
Onu yakalayıp ağzından öptü, sonra da zorlukla keşfettiği kaynağa atılan susamış bir hayvan gibi, yüzünün her yerini öptü. Son olarak da gırtlak yerinden boynunu öpüp dudaklarını uzun süre üzerinde tuttu. Yüzbaşının odasından gelen bir gürültü öpücüklerine bir son verdi.
“Artık gidiyorum,” dedi.
Bayan Bürstner’e adıyla seslenmek istiyordu, ama ne olduğunu bilmiyordu. Genç kız yorgun başını salladı, elini öpmesine izin verdi. Bütün bunları görmezden gelircesine başını çevirmişti ve iki büklüm halde odasına girdi.
K. hemen yatıp çabucak uykuya daldı. Dalmadan önce de davranışı hakkında düşündü biraz. Bundan hoşnuttu, ama daha fazla hoşnut olmadığı için şaşkındı. Yüzbaşının varlığı yüzünden Bayan Bürstner için ciddi olarak kaygılanıyordu.

ikinci Bölüm
BAYAN BÜRSTNER’ĠN KIZ ARKADAŞI
Sonraki günlerde K., Bayan Bürstner’le hiç görüşemedi. Yanına yaklaşmak için her yolu denedi, ama genç kız her seferinde bunu engellemeyi başardı. K. işinden çıkar çıkmaz evine dönüp ışığını söndürerek, kanepede yattığı yerden holü gözlemeye çalıştı. Hizmetçi, odanın boş olduğunu sanıp önünden geçerken kapısını kapatsa da, bir süre sonra ayağa kalkıp tekrar açıyordu. Sabahları, Bayan Bürstner’le işe gitmeden önce karşılaşabilmek için, her zamankinden bir saat erken kalkıyordu. Ancak bu çabaların hiçbiri işe yaramadı. Bunun üzerine genç kıza, birisi iş yerine, diğeri ise evine olmak üzere iki mektup gönderdi. Bu mektuplarda kendi tavrını bir kez daha haklı göstermeye çalışıyor, Bayan Bürstner’in getireceği sınırları asla aşmayacağına söz veriyor, tek dileğinin onunla görüşmek olduğunu belirtiyor ve kendisi istemedikçe Bayan Grubach’la konuşmayacağını ekliyordu. Son olarak da, ertesi pazar bütün gün evde oturup isteğinin kabul göreceğine ilişkin bir işaret, ya da reddedilmesi durumunda, en azından nedenlerinin açıklanmasını bekleyeceğini söylüyordu, istediği her şeyi yapmak için söz verdiğine göre de bunlar herhalde akıl almaz nedenler olacaktı. Mektuplar ona geri gelmedi, ama bir cevap da alamadı. Buna karşılık, ertesi pazar günü, yeterince açık bir işaret çıktı ortaya. Sabah erkenden, anahtar deliğinden baktığında, holde özel bir hareketlilik gördü ve durum az sonra açıklığa kavuştu. Fransızca dersleri veren hassas yapılı, soluk yüzlü ve hafifçe topallayan bir genç hanım -kendisi Alman, adı da Montag’dı- Bayan Bürstner’in yanına yerleşmek üzere daha önce
oturduğu odadan taşınıyordu. Saatler boyu holü arşınladığı görüldü. Her seferinde, unuttuğu bir gömleği, şalı ya da kitabı eski odasından alıp getirmesi gerekiyordu.
Bayan Grubach kahvaltısını getirdiğinde -onu kızdırdığı günden beri her türlü hizmetini kendisi görüyordu- K. kendini tutamayıp onunla konuştu:
“Bugün holde neden bu kadar gürültü var?” diye sordu kahvesini fincanına doldururken. “Buna engel olunamaz mı? Temizlik yapmak için pazar dışında gün yok mu?”
Bayan Grubach’a bakmamış olsa da, rahatlamış biri gibi iç geçirdiğini fark etti. K.’nın sorduğu sorularda bir tür bağışlama, ya da en azından bir bağışlama başlangıcı seziyordu.
“Temizlik yapılmıyor Bay K.,” dedi kadın. “Bayan Montag, Bayan Bürstner’in odasına taşınıyor ve eşyalarını getiriyor yalnızca.”
Başka bir şey eklemeden, K.’nın olayı nasıl algıladığını ve devam etmesi için izin verip vermediğini öğrenmek istedi. Ancak K., kahvesini düşünceli bir biçimde karıştırarak bir süre beklettikten sonra, kadına baktı.

Franz Kafka

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Ece Temelkuran’ın En Sevdiği 5 Film Sahnesi ve Bu Sahnelerden Kesitler

Gazeteci-yazar Ece Temelkuran’ın Altyazı’nın 100. Özel Sayısı’na yazdığı “Sinemadaki Naylon Torba Büyüsü…” başlıklı filmlerden bahsettiği kısa yazısında anlattığı ‘Amerikan Güzeli’ndeki...

Kapat