Cemal Süreya’nın “Onüç Günün Mektupları”nı yazdığı eşi Zühal Tekkanat ile bir söyleşi

Cemal SüreyaCemal Süreya’nın ve oğlunuz Memo Emrah’ın ölümü gerçekten de trajik. Sizce başka sebepler var mıdır? Yoksa babasının ölümüne üzülüp bir intihar söz konusu olabilir mi? Çok acılar, üst üste ölümler yaşadınız. Cemal Süreya’nın ve 7 ay sonra da oğlunuzun vefatı. Bu acıya yürek dayanmaz! O dönemlerde sizi yalnız bırakmayan dostlarınız kimlerdi? Ve elbette bilirim ki en büyük desteği kızınız İçsel’den gördünüz. Sanırım kızınız İçsel’in varlığı o günlerde ve bugün de size iyi gelmiş ve huzur vermiştir. Biraz gerçek dostlarınız ve kızınız İçsel’den söz etseniz?

“Beni öp sonra doğur beni”

Sevgili Zühal Tekkanat, siz Cemal Süreya’nın sevdiği eşi olmanın yanı sıra, aynı zamanda şiir kitapları da olan bir şairimizsiniz. Geçtiğimiz günlerde artshop yayınlarından 2 kitabınız birden çıktı. “Elif Sorgun“ isminizle “Son Kanadım Tek”, bu kitaplarınızdan titizlikle seçilmiş, “seçilmiş şiirler” ve “Yaşadığım Yıllar” adında hayatınızı anlattığınız kısa bir kesit. “Yaşadığım Yıllar” adlı kitabınızı yayınlatmanız, bunu hayattayken yapmanız bence çok iyi oldu. Okur, en azından, birinci ağızdan, yani sizden sizi tanımış ve kimi gerçekleri daha net öğrenmiş olacak. Yaşadıklarınız gerçekten de hüzünlü ama sanatla da yoğrulmuş kocaman bir yaşam! Siz ince ruhlu bir şairsiniz, şiir de ince bir şey ve anılarınız da inceliklerle örülmüş ince bir kitap!

Sevgili Engin Turgut; söyleşimize başlarken, ilk sorunuzdan anladığım kadarıyla üç “ince” sözcükleriyle, ‘ince’ bir kitap olan “Yaşadığım Yıllar”dan açıklama bekliyorsunuz. Bunu şöyle söylemeliyim: Bir yazar, ister tanıtma, ister deneme, isterse eleştiri yapar. Günlükler de bir şeyler söyleyebilir. Ama bir yazar kalkıp, yanlışlar doğru olarak kalmasın diye yaşamını belgeleştirmesi oldukça en zor çalışmadır. Sizin, her okurdan aldığım yanıt gibi, daha geniş tutulmalıydı sözümüz, doğrudur, gel gör ki güzel kardeşim, iş öyle değil. Çocukluğum, okul durumum, evliliklerim ve ayrılıklarım var. Yanı sıra benliğim var. O benliği ayakta tutan yaşantım var. Varlığın başına günceller düşer. Bana, sana uygun olanı yeğleriz. İster günlenir, ister kapanırsın. Bu da yaşamların artı genlerini toplayarak tümleşir. İnce kitap “aa bitti!” denilse de, onu yazana dek zorlandığım bir gerçektir. Bence dozunda kaldı…

“Elif Sorgun” ismi size Cemal Süreya’nın harika bir armağanı olsa gerek. Elif Sorgun, Zühal Tekkanat’ı, Zühal Tekkanat Elif Sorgunu anlatmak istese, neler söylersiniz bu konuda?

Zühal Tekkanat resmi işlerde, emekli olduktan sonra düzyazılarda görev aldı. Elif Sorgun’sa bana armağan edilen tatil yörelerinde gezinir. Biri evde, diğeri dışarıda yaşarlar. Zaman zaman da işleri el değiştirir. İyi geçinirler ama diğeri biraz huysuzdur. Türk Dili Dergisi’nin “Perşembe” toplantılarına gittiğimde; ikiz adımı sorarlardı, ben de “onu evde bıraktım, sizlere selam söyledi” derdim. Bunu unutamam.

“Onüç Günün Mektupları” Cemal Süreya tarafından size yazıldı. Duygulanarak, zaman zaman ağlayarak okuduğum sevgi, aşk, tutku ve edebiyat değeri taşıyan mektuplar bunlar. Bize biraz da bu kitaptan söz edebilir misiniz?

Sevgili Engin, güzel ve önemli bir soru bu! S.S.K Okmeydanı hastanesiydi. Korkulu bir ameliyat sonucunun sorunu vardı. Bana moral vermek için, tam onüç gün mektup yazıp, başucumda duran çekmeceye bırakıyordu. O zamanlar pek bir anlam veremiyordum. Daha sonra değerlendirmenin gereği doğdu. Kitaplaştırmamı sevgili Cemal istiyordu ve bu isteği bir vasiyetti adeta. “Zühal, dosyalaştırdığın mektuplarımı ben ölürsem sen, sen ölürsen ben, ikimiz de yoksak oğlumuz Memo bastırsın bunu e mi?” demiştir. 1990’nın Temmuz ayında Can yayınlarına gittik oğlumuzla. Erdal Öz, “bırakın, okuyup basıp basmayacağımı size bildirim” demişti. Telefon etti, gittik. Basacaktı. 100 TL istedim. İyi ki de istedim. O da verdi, iyi ki verdi. Memo’ya telif avansı olarak ödedim. İyi ki verdim. Kitap, babadan anneye, alınan telif de oğlumuza yaradı. Hala içim rahattır.

Sevgili Zühal Tekkanat oğlunuz Memo Emrah ile babası Cemal Süreya arasında- çoğunlukla sanatçılarla çocukları arasında kimi sıkıntılar yaşanır- bir didişme, bir sürtüşme yaşanıyor muydu? Aklıma Turgenyev’in “Babalar ve Oğullar”ı geldi. Cemal Süreya Memo Emrah’ı ve Memo Emrah da babasını çok severdi. Acaba diyorum Memo Emrah biraz da babasının gölgesi altında kalmanın ezikliğini mi yaşıyordu sizce?

Sevgili Engin kardeşim, Memo Emrah Seber, keşke yaşasaydı da bu soruyu ona sorsaydınız. Ama ben en çok tanıyan biri olarak ve Memo’nun annesi olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim. Memo benden çok babasını severdi. Ağlarsa, “baba, baba” diye ağlardı. Babası da sussun diye duvarlara baktırıp kucağında konuşurdu. Sonraları hep arkadaş, hem de baba-oğul ilişkileri iyiydi. Tam tersine eziklik duymaz, babasına tapardı. Babası da onu, “atam benim, babam benim” diyerek söyleştiklerini hiç unutmam. “Bana bak köpke, ben senin neyinim, tekrarla bir daha, bir daha” der, Memo da “ babamsın, babam benim” diyerek şakalaşırlardı. Aslında Cemal’le ayrılığımız, onu içten içe yaraladı. Bir gün bana “sen çok iyisin anne, babam sanki biraz uçarı gibi” demişti. Ben de “oğlum biz ayrıldık ama gene görüşüyoruz” diye bir şeyler söylerdim. Yeter ki bir kopukluk, huzursuzluk olmasın istedim. Aileler boşansa da çocukları için görüşürler, görüşmelidirler, yeter ki o güzelim eski terbiye incinmesin, hasar görmesin.

Cemal Süreya Kültür ve Sanat Derneği’nin kurucularındansınız. Orada ki emeğinizi ve özverinizi yakından bilenlerdenim. Hadi gelin, bize bu derneğin Türk edebiyatına, şiirine katkılarını anlatın. Şiir okurunun bilmediği ve yanlış anladığı ve yanlış yönlendirildiği o kadar çok şey var ki; bu önemli konuyu sizden de duymak daha sağlıklı ve yayarlı olacak kanısındayım. Ne dersiniz?

Sevgili Engin, Cemal Süraya Kültür Sanat Derneği’nin birinci ayağıyım. Bildiğiniz gibi ikinci ayağı ve eli kolu Mehmet Ali Işık, üçüncü ayak İsmet Kemal Karadayı ve masamızın dördüncü ayağı bu kuruluşu evime getiren, bu projeyi bizlere sunan sevgili kardeşim Günnur Yalçın’dır. İsmet Kemal Karadayı’nın düzenlediği tüzük üstüne; genel kurul, oylara göre yönetim sonucu seçimler yapıldı. Yönetim kurulu aldığı kararlara göre yapılacak işler gündeme getirildi. 1993 yılından beri sanat adına çok önemli işler gerçekleştirildi. Bir, Cemal Süreya şiir ödülleri, iki, Tüyap Kitap Fuarı’nda standımız, üç, her yıl 9 Ocak’ta gerçekleştirdiğimiz Cemal Süreya’nın kapsamlı bir şekilde etkinliklerle anılması, yaş günlerini kutlamamız dışında kültür- sanatla ilgili sempozyumlar ve geziler düzenledik. Şairlerin yayınlanan kitaplarına “kitap imza günleri” yapıldı. Derneğimiz Cemal Süreya adına bir web sayfası da hazırladı. Özellikle gençlerden gelen ilgi bir çığ gibi büyüdü. Yani derneğimizin şiire ve özellikle Cemal Süreya sevgisinin artmasına katkısı asla yadsınamaz. Ben bu derneğe 5 yılımı seve seve verdim. Bir fiil çalıştım. Derneğimize emeği geçen başkan, başkan yardımcısı değişikleri de yaşadık. Onların hepsine, emeklerine gönülden teşekkür ederim. Benim dönemimde dernek çalışması olarak iki önemli kitap yayınladık. Biri, “Cemal Süreya ve Sonrası”, diğeri “Cemal Süreya 20 Yaşında” İki kitap ta büyük ses getirdi ve okurla buluştu. Bu anlamda bu kitapları büyük bir özveriyle basılmasını üstlenen artshop yayınlarının sahibi Vedat Akdamar’a bir selam göndermenin tam yeridir.

Şiir ödüllerine gelince, yönetim kurulunun seçkisine göre, jüriden oluşan adlara bağlıdır. Onlar değerlendirirler. Derneğimize emeği ve sevgisi geçen, -adlarını unuttuklarım bağışlasınlar-herkese teşekkür ederim. Aklıma gelenler ve söyleyeceklerim şimdilik bu kadar!

Dostluğunu yaşadığım sevgisini gördüğüm Cemal Süreya’nın bu kadar çok sevilmesini neye bağlıyorsunuz? Özellikle toplu eserleri “ Sevda Sözleri” ve “On Üç Günün Mektupları” ve diğer bütün yapıtları ilgi görüyor, seviliyor, satılıyor ve çok okunuyor. Bu konuda da söyleyeceklerinizi bir şair ve bir okur olarak ben de merak ediyorum.

Senden yine güzel bir soru daha! Cemal Süreya her şeyden önce güler yüzlü, sevecen, dil büyücüsü. Cemal’e herkes hayrandı ama niye beni seçti? Yıldırım evlenmesiyle hayatımızı birleştirdik. Müthiş bir yetenek, sorumluluğunu bilen iyi bir eşti. Oğluna da, bana da düşkündü. Bize nazar değdi sevgili Engin. Hala üzgünüm. Yapıtlarına gelince; Bana şöyle bir söz etmiştir. “Zühal, ben iyi bir şairim ama öldükten sonra ‘büyük şair’ diyecekler, sen beni korursun, inanıyorum” demiştir. Bu sözleri söyleyen Cemal Süreya bana daima güvenmiştir. Ben de onun bana güvenini hiç boşa çıkarmadım. “Biz ölmedik, yazılmadı adımız mezar taşlarına“ demesini nasıl unutabilirim ki? Sevenleri çoğaldıkça Cemal’i kutluyor, onlarla büyüyorum.

Canım Cemal Süreya’nın ve oğlunuz Memo Emrah’ın ölümü gerçekten de trajik. Sizce başka sebepler var mıdır? Yoksa babasının ölümüne üzülüp bir intihar söz konusu olabilir mi? Çok acılar, üst üste ölümler yaşadınız. Cemal Süreya’nın ve 7 ay sonra da oğlunuzun vefatı. Bu acıya yürek dayanmaz! O dönemlerde sizi yalnız bırakmayan dostlarınız kimlerdi? Ve elbette bilirim ki en büyük desteği kızınız İçsel’den gördünüz. Sanırım kızınız İçsel’in varlığı o günlerde ve bugün de size iyi gelmiş ve huzur vermiştir. Biraz gerçek dostlarınız ve kızınız İçsel’den söz etseniz?

Ölüm konvoyuna girersek Cemal Süreya’yı 9 Ocak 1990’da ve aradan aylar geçti 12 Ağustos 1990’da ise Memo Emrah’ı kaybettim. Babamsa beni hiç yalnız bırakmadı ama ne yazık ki onu da 1998 Ocak ayında yitirmiştim. Cemal’i kaybettiğim gün Cemal’li dostlar geldiler. Acımızı paylaştık. Muzaffer Buyrukçu, Tevfik Akdağ, Ercüment Uçarı, Asım Bezirci, İsmet Kemal Karadayı, Enver Ercan canlarıydı Cemal Süreya’nın. Memo Emrah için başta ablası İçsel, teyzesi Nihal yani hepimiz perişan olduk. Memo’yu da yitirdikten sonra, kızımın babasının doğum kenti olan Kütahya’ya gittik, Kadıköy Cihanseraskeri sokağından hüzünle ayrılarak. Haremden bindik otobüse. İki otobüs yan yana. Birinde asker yolculuğu, diğerinde biz varız. Askere gidenleri sağlayıp solluyorlar. Öyle bir coşkuyla gönderiliyorlar ki dikkatimi çekti. Eğer Memo öldürülmeseydi ve obez raporu verilmeseydi, o asker otobüsünde olacaktı. Çünkü Memo Emrah’ın yaşında olan bakkal Abidin’in oğlu da o arabadaydı ve askere uğurlanıyordu. Elimde olmaksızın oksijen darlığı çekiyordum. Nefes alamıyordum ve içimden “Allah oğlumu öldürenlerin cezasını versin” diyordum. Oğlumuz Memo Emrah’ı morgda görünce ağaçlara Cemal’in fotoğraflarına sarılmış ölmek gelmişti içimden! Otobüsteyiz. Bu arada kızımın sesini duydum. “Anne, ben yok muyum?” Psikiyatrist Güler Morcan okul arkadaşım “ Zühal, seni hastaneye yatıralım” dedi. “Benim oğlum içerde, kanlar içinde, sen ne diyorsun” dedim. Sevgili Güler, “her zaman yanındayım” dedi. Kızımla ben tüm acıları atlatır gibi hep birlikte olduk! Geride bir aile var. Birbirimize küçük armağanlar alarak sevdiklerimizi ve kaybettiklerimizi asla unutmayız.

6 şiir kitabınız var. Birçok önemli dergilerde şiirleriniz, yazılarınız yayınlandı, ilk şiirlerinizi 1965 yılında “ Gibi” adlı kitabınızda topladınız. Türk edebiyatında, yazarlar ve şairler sözlük ve antolojilerinde haklı olarak saygın bir yeriniz ve imzanız var. Ayrıca aldığınız plaketlerde bir sevinç kaynağı olmalı. “ Papirüs Şiirleri Antolojisi”ni sizden başka düşünen ve çıkartan olmadı. “Cemal Süreya ve Sonrası” ve Cemal Süreya 20 Yaşında” adlı kitaplarda inanılmaz büyük bir emeğiniz söz konusu. Tek tek yapıtlarınızdan söz edelim.

Cemal Süreya’nın da sevdiği, sevgili Engin Turgut, yedi şiir kitabım olmuştu. “Gibi” adlı şiir kitabım 1965’te yayınlandı. Epey bir aralıktan sonra “Acıben”, “İçimizdeki Günler”, “Yakamı Bırakmayan Şiirler”, “Şiir Buluşması”, “Dikine Sarkan Çiçek” ve “Son Kanadım Tek” Şiir kitaplarım Elif Sorgun’dan sorumlu. Diğerleri Zühal Tekkanat’tan sürmede: “Papirüs’ten Baş Yazılar, Dostlarının Kaleminden Cemal Süreya, Onüç Günün Mektupları, Papirüs Şiirleri Antolojisi, Tutkulu Patiler, Cemal Süreya ve Sonrası, Cemal Süreya 20 Yaşıında, Yaşadığım Yıllar. Bunlar benim emek verdiklerim. Son çalışmam, o sokaktaki, barınaktaki hayvanlar üzerine olacak…

“Tutkulu Patiler“ adlı kitabınıza gelmeden önce şunu sormak isterim. Sizin bu şiir ve yazı aşkınız nereden geliyor? Bunu hep merak etmişimdir. Ayrıca Cemal Süreya’nın sizdeki etkileri nelerdir?

Çocukluğumda Okul kütüphanelerinde başkandım. Milli bayramlarda şiirler okuturlardı. İlkokul üçüncü sınıfta “kar” şiirini yazdım. En büyük hedefim kitap okumak ve giderek yazmak oldu. Annem göçmen torunuydu, güzel türkü söylerdi. Babam askerde yazıcıydı. Ziya Paşa’nın şiirlerini daktilo etmiştir. Salah Birsel’e ezbere şiirler okurdu. Ben şiiri genler sayesinde mi kavradım bilemiyorum ama şiirin kendisi bana gelirdi, kedi yavrusu sevilir gibi, şiirle oynamayı seviyorum. Yazdım, yazdım sakladım. Şiir benim gri giysilim, evimin çiçeğidir. Cemal Süreya etkilenmesi hiç olmadı bende. Onun şiiri bana göre değildi. Çoğunlukla aşkla ilgiliydi, benim ısrarım üzerine de sosyal yönü olan şiirlere de yöneldi. Şunu gönül rahatlığıyla söylemek isterim. İkinci yeni şairleriyle çok oturdum ve onlardan beslendim. Beni en etkileyen şair, düşünceme ve içtenliğime uygun şair salt Edip Cansever’di.

Sevgili Zühal Tekkanat, biraz da bizlere “Tutkulu Patiler”i anlatın. Bu hayvan sevgisi sizde hep var mıydı? Sonradan mı oluştu? Kızınız İçsel’de de bu sevgi inanılmaz boyutlarda. Köpeğiniz ve kedilerinizle birlikte sade ve yalın bir hayatınız var. Kendinizden ve hayattan pek uzaklaşmadan kitaplarınızla birliktesiniz. Ve çok düzenli, tertipli bir hayatınız var. Ayrıca harika yemekler yapıyor ve konukseverliğiniz de tıpkı bir şiir gibi. Ve eviniz duvardaki tablolarıyla, objeleriyle küçük bir sanat galerisini andırıyor. Siz, Cemal Süreya ile baş başa otururken de böyle çiçek gibi masalar hazırlar mıydınız? Cemal Süreya’nın “kartallar uçuyor komutanım / ben asker değil, nişanlıyım dizesini çok seversiniz ama ben ençok Cemal Süreya’nın size yazılan “Beni öp sonra doğur beni” şiirinin öyküsünü merak ediyor ve sorularıma içtenlikle cevaplar verdiğiniz için size gönül dolusu teşekkür ediyorum.

Şair, yazar, ressam, güzel insan Engin Turgut, benim hayvan sevgim çocukken başlar. Sokaktan bulduğum yavruyu yatağımda saklardım. Annem gördüğünde dışarı bırakırdı. İçimde gelişen bir özlemdi özellikle kediler. Sonra evlendim.
Kayınvalidem ile eşi bahçede kedi beslerdi. Kızım da çok küçük, onlarla büyüdü. Hayvan sevgisi o değin başka bir olay ki. O yüzden kızım İçsel vejetaryen oldu sanırım. Bugün kızımın en sosyal yanı, yardıma muhtaç kalmış hayvanları, sokaktakilerle, barınaktakilere yardım etmek, desteklemek. Onu ben öğütlemedim ve buna gerek yoktu zaten. İşyerlerinde ihtar alana dek sürdü. Bence en iyi olan davranış, süre giden yardımları. “Tutkulu Patiler” adlı kitabımda önemsediğim küçükbaş hayvanları ön ayaklarıdır. Yürüyen, atlayan. Tıpkı insana benzer, iki ayak önem taşır. Oğlum Memo Emrah’ta, huyumdan olsa gerek, sokakta kör, topal, uyuz, ne bulursa bana getirirdi. Bir gün uyuz köpek, başka gün tavşan, ortanca gün yürüyen kaplumbağa, şeytanminaresi gibi… Bir gün de işten eve geldim. Baktım ki yedi tane kedi. “Eyvah” dedim, “Memo ne yaptın oğlum?” İçim daraldı sokağa baktım. Cihanseraskeri sokağa. Parantezi açıktır o sokağın. Şimdi, Cemal Süreya Sokağı oldu. Sevgili Engin kardeşim, böylece benim, kızımın, oğlumun hayvan sevgisi serüvenini anlattım sanırım.

Cemal Süreya masasına gelince, her ev kadını eşine uygun düzenlemeler yapar, masa işlemi bitince eşi ve çocuklarıyla ya da konuklarıyla oturulur. Tabaklar, yemekler ortada. Sıra içkiye gelir. Onu Cemal düzenler. Kadehler kaldırılır, “onura” denir. Güncel konuşmalar, özellikle televizyondan yansıyan haberlerle başlar. Sorular, yanıtlar karşılığı bir diyalog kurulur. Arada özverili sevgiler tartışılır. Ama Cemal Süreya masayı yönlendirendir hep. Bazen sıkılırdım. Bazen de mutlu olurdum. Ya da olurduk. Engin’cik, Cemal ile oğlumu çok özlüyorum. Bizim şansımız olmadı, erken gittiler. Kızımla kardeşim, bir de edebiyat çalışmalarım olmasa, belki de ölümü isterdim. Sevgili Engin, benim yattığım, kaklım çalışma masama yerleştiğim içinde kütüphanesi olan küçük bir odam var. Tek camlı pencere kenarında yaşamı paylaştığım sardunyalarım var. Karşımda yatan Pekines kökenli (Çinli ) bir canlım var. Ortadaki oda ise kedilerime aittir. Geriye bir tek salon denilen, konuklarım geldiğinde oturulan yer var. Orada küçük bir bahçe yarattım. Duvarla tablolar ve Cemal Süreya resimleri… Ayrıca Cemal Süreya sempozyumu olarak Kültür Bakanlığı ile Edebiyatçılar derneğinin düzenlediği (Sevgili Burhan Günel yönetiminde) afişler var. Ayrıca, Ankara Aşağı Ayrancı Parkı’nda bulunan heykelinin afişi asılıdır. Evim Cemal Süreya sofrasına ve sevenlerine açıktır.

“Beni Öp, Sonra Doğur Beni” şiirinin öyküsünü soruyorsun. Evet, gerçekten güzel bir şiirdir. Bana yazıldığını düşünüyor ve biliyorum. Çünkü oğlum ve babası olarak güzel bir aileydik. Yıllar kazaya uğradı, nazar değdi diyebilirim. Uyuduğu zaman üstünü örten bir anne gibiydim ona da! Belki bu yüzden “Beni Öp Sonra Doğur Beni “ kitabını, Elif Sorgun’a ithaf etti, sundu. Bazı yorumlara göre de, bu şiiri, Tomris için yazdığı dile getirildi. Reddediyorum! Çünkü Cemal Süreya, önce onunla yaşadı ama benimle evlendi. Çocuk istedi. Sağlam bir yuva kurduk. Ömrümüz buraya kadar sürdü. Evet, resmi ayrılıklar dışında oğlumun babasıyla hiç ayrılmadık. Halen üçüz biz, gözüz biz, sesimi yineliyorum. Sevgili Engin Turgut sorularınla yorulsam da, yanıtlar da elinden tutar. Noktasız teşekkürler sana.

Söyleşi: Engin Turgut
Varlık dergisi, Aralık 2011

Yorum yapın

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org

Önceki yazıyı okuyun:
Oya Baydar: Kendine saatinde özel yasa, ötekilere “Mesele yargıya havale edilmiştir, bekleyelim”

'Peki, biz bu kadar b.ku neden yedik Ağam?' Hikâyeyi biliyorsunuzdur ama duruma öyle cuk oturuyor ki kısaca hatırlatmadan edemiyorum. Maraba...

Kapat