Cemal Süreya şöyleşisi: Edebiyata girişim bir yazgı oldu benim

Cemal SüreyaKüçük yaşlardan beri büyük bir okuma tutkusu içerisindeyim. Ancak yönsüz bir tutkuydu bu. Ne bulursam okuyordum, genellikle de vakit geçirmek için okuyordum. Öyle ki iyi kitapları, yazmaya başladıktan sonra okumaya geçtiğimi söyleyebilirim. edebiyatla ciddi olarak lise sonda, özellikle de üniversite öğrencilik yıllarımda ilgilenmeye başladım. Yine de daha ilkokulda ileride bir yazar olma özlemi, hatta sanki güveni vardı içimde. Boş bir güven elbet. Çünkü uzun yıllar yaşamın gerektirdiği kitapları okuyamamıştım. Sanırım bizim kuşakta çok yazarın yetişme yılları böyle geçmiştir.

Bizim şiirimiz de kabartma bir şiirdir

–İlk şiir kitabınız “Üvercinka” 1958′de, ikinci şiir kitabınız “Göçebe”1965′te,üçüncüsü “Beni Öp Sonra Doğur Beni”1973′te yayımlandı.Birinci ile ikinci arasında 7yıl, İkinci ile üçüncü arasında 8yıl süre var. Ve bu 15 yıllık süre içinde maliye müfettişliği, dergi yayımcılığı, çevirmenlik gibi işler yaptınız.Geçiminizi sağladığınız bu işlerle yükümlü olmasaydınız daha çok yapıt vermeniz olanaksaldı diyoruz. Siz ne dersiniz?

– Ben pek sanmıyorum. Çünkü o işleri yapmasaydım başka bir iş yapacaktım. Diyelim gazeteci olacaktım. Bununla ikinci mesleğin engelleyici durumunu söylemek istiyorsanız, Bu herkes için doğrudur.Sözgelimi sizin de öğretmenliğiniz var. Yok benim yaptığım işlerin ayrıca köstekleyici bir niteliği olduğunu söylüyorsanız, diyorum ki “hayır”, bu işlerle başka işler arasında pek bir ayrım yok. Yine de daha elverişli ikinci işler vardır herhalde. Biz bulamadık.

– Edebiyata girişiniz nasıl oldu?

– Bu konuda pek belirli bir şey söyleyemeyeceğim. Bir yazgı oldu benim için. Küçük yaşlardan beri büyük bir okuma tutkusu içerisindeyim. Ancak yönsüz bir tutkuydu bu. Ne bulursam okuyordum, genellikle de vakit geçirmek için okuyordum. Öyle ki iyi kitapları, yazmaya başladıktan sonra okumaya geçtiğimi söyleyebilirim. edebiyatla ciddi olarak lise sonda, özellikle de üniversite öğrencilik yıllarımda ilgilenmeye başladım. Yine de daha ilkokulda ileride bir yazar olma özlemi, hatta sanki güveni vardı içimde. Boş bir güven elbet. Çünkü uzun yıllar yaşamın gerektirdiği kitapları okuyamamıştım. Sanırım bizim kuşakta çok yazarın yetişme yılları böyle geçmiştir.

– Şiirlerinizde sevi dozunun çok işlendiği, cinsel konulara ağırlık verdiğiniz bir gerçek. Bu konulara eğilenlerin adeta aforoz edildiği, kınandığı bu günlerde bu konuda ne söylersiniz?

– Bu aforoz lafınız bana pek bir şey anlatmıyor. Edebiyatımızdan on güzel şiir seçsek bunun altısı yedisi kesinkes aşk şiiri olacaktır. Cinsel aşka gelince bunların edebiyatımıza geçişi yenidir. Yahya Kemal ve Ahmet Haşim ile başlar, ama asıl bizim kuşakta ağırlık kazanır. Toplumumuzda cinsel güdü, baskılardan ötürü, çok büyük ve karmaşıktır. Bu bakımdan aşkın cinsel yanının şiire yansımaması düşünülemez. Cinselliği bütünüyle bir yana atan edebiyatın gerçekçi olmayacağı kanısındayım.

– Eleştirmenlerin sizin üstünüze yazdıkları ve yargıları yazdıklarınızı etkiledi mi?

– Hayır.

– Hiç de mi?

– Eleştiriyi edebiyatı zenginleştiren bir kurum olarak görüyorum. Bu anlamıyla, yani edebiyat olarak eleştirinin benim üstümde çok genel bir etki uyandırdığı bir gerçek. Ama benim şiirlerimin değişmesi yönünden hiçbir eleştiri etkili olmamıştır bende.

– Sizin şiirlerinizi beğenenler…

– Beğenen olursa sevinirim elbet. Beğenmeyene de aldırmam.

– Sizce Türkiye’de sağlıklı bir eleştiri var mıdır? Kimlerin eleştrisini beğenirsiniz?

– İyi eleştirmenler var. Her gün de yenileri çıkıyor. Hatta kimi zaman edebiyatımızın düzeyini aşan eleştirilerle de karşılaşıyoruz. Ad saymamı istiyorsanız, sayayım birkaç ad: Fethi Naci, Mehmet H. Doğan, Memet Fuat, Murat Belge, Vecihi Timuroğlu, Güven Turan, Attila Özkırımlı, Metin Altıok, Füsun Altıok… Daha birçok eleştirmen sayabiliriz. Eleştirinin sağlıklı mı olduğuna gelince, genel olarak, pek sağlıklı bulmuyorum. Edebiyatımızı bütünüyle, bir türlü bütünüyle görebilen, çalışmaları araştırmaya, büyük ölçüde edebiyata dayanan eleştirmen az.

– Siz de eleştiri yapıyorsunuz…

– Benimkiler eleştiri değil. Ben bir şair ve bir deneme yazarıyım. Yazdıklarıma yazar eleştirisi denebilir belki. Ama eleştirmen olmak başka bir şey.

– Daha mı güç bir şey eleştirmen olmak?

– Daha güç.

– Bu yıl çıkacak yapıtlarınız var mı?

–”Şapkam Dolu Çiçek” birkaç güne dek yayımlanıyor. Bu kitapta daha çok sanatçılar üzerine yazdığım yazıları topladım. Bir kitabım daha var: “Homeros’un Telif Hakkı”. Onda da genellikle yazarın, edebiyatın sorunlarına eğilen bazı denemelerimi topladım. Sanırım o da 1976 içinde çıkmış olacak.

– Şiir?

– Şiirlerimi önümüzdeki yıl çıkaracağımı umuyorum: “Taşkıran Damla”. Eski kitaplarımın yeni baskıları da yapılacak. “Taşkıran Damla” daki şiirlerden birkaçını yeni çıkacak bir dergide yayımlayacağım.

– Çeviri?

– Seçme Kitaplar Yayınevi için “Cinsel Hayat” adlı bir kitap çevirmekteyim şu ara.

– Darphane işleri çalışmalarınızı engellemiyor mu?

– Her iş kadar.

– Ama şiire çok uzak bir uğraş.

– Uzak mı bilmem. Benim şiirime o kadar uzak değil. Darphanede kabartma sanatı uygulanır(para,altın,madalyon); eh bizim şiirimiz de kabartma bir şiirdir. eninde sonunda. Kabartma olan her şey erotiktir ayrıca.
Sonra biliyorsunuz, şair Nef’i de bir zamanlar darphane yöneticisiydi.

Söyleşi: Behzat AY

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Nelson Mandela ve Güney Afrika’daki Müzakere Süreci – Nazım Tural

31 Ocak 1985 günü, Başkan P.W. Botha parlamentoda, Mandela, eğer koşulsuz biçimde şiddeti politik bir araç olarak reddettiğini bildirirse, özgürlüğüne...

Kapat