Cemal Süreya: Adnan Menderes’in kişisel dramına da bir ölçüde tanık oldum

Aydın Menderes “Yeni siyasi oluşumlar gündeme gelebilir.” Aydın Menderes’in yeni sözleri. Aydın Menderes, Süleyman Demirel’e karşı ikinci çıkışıyla geçenlerde adını bir kez daha duyurmuştu. Şimdi yeni bir parti kuracağı haberiyle iyice güncellik kazanacağa benzer.

“Milliyetçi-muhafazakâr” bir partiymiş bu.

Mutlu, Yüksel, Aydın… Bu üç adın toplumumuzdaki tek tek bir yansıları olmamış. Bir Yüksel, bir Mutlu, bir Aydın yok. Üçünün birden yer aldığı ve salt aile dramına ilişkin bir görünüm söz konusu… Hangisi canına kıymıştı? Bir de trafik kazası var. Yalnız olaylar biliniyor, olay olarak yerine oturtuluyor; Yüksel Menderes’in yüzü, kişiliği akla gelmiyor. Bu o kadar böyle ki, canına kıyan yoksa Aydın Menderes miydi diye düşünenler de çıkabilir.

Sahi, Zeynelabidin hangisi?

AP’de, DYP’de de saygı gördü, sevildi, el üstünde tutuldu; ama hiçbir zaman önemsenmedi. Aydın Menderes’in bunu ayrımsayamadığını görüyoruz. Daha doğrusu bilincini birincilerle öylesine doldurdu ki ikincilere yer kalmadı.

Bir de şeyi ayrımsayamadığı anlaşılıyor: Bir aileden birkaç öke çıkmaz. Hiç değilse, oğulların da bir şey olmaları gerek. Oysa Aydın Menderes salt “oğul” oluş niteliğiyle başa güreşmek derdinde.

Köşesindeydi, bilgece bir hayat sürecek; yarasını zaman zaman bir ağırlık olarak kullansa da, korkuyla ölçünün yarattığı denge içinde kalacak gibiydi. Yine de hem kendisini, hem de çevresindeki kışkırtıcıları aşmak zorundaydı. Siyasete karışmayacağı, partilerden uzak duracağı konusunda sık sık açıklamalar yapıyordu. Küçük görevleri ayıp olur, herkese nasıl anlatırım diye istemeyen, büyükleri de bilgelik adına zaten istemeyen, yine de yetimlik krizmasını sabah akşam okşamadan edemeyen, bunu da parantez içinde efelik sayan bir Hamlet konumundaydı.

Çekinen Hamlet’ten hayalci Aydın Efe’ye…

Hayırlı olsun. Ama ben bugün ortada dönenen bir sürü politikacıdan daha saygın olduğuna inandığım Aydın Menderes’in particilik hayatında başarı kazanacağına inanmıyorum. Yine de yapacak, belli. Yaradan söz etmiştim. Aydın Bey’in bu çıkışı Menderes ailesinin tragedyasına yırtık operet değerleri getirecek, onu örseleyecektir.

Yarası var, ama yetenek de gerekli.

Mahallesinde bir sürü düşmanı var, bunu bilmiyor. Kendi sofra ilkeleri’nin yorumuna kanarak bir Erdal Menderes olarak görmeye başladı kendini. Ya da Aydın İnönü. İkisi de bir.

Bir olmayan şu: Aydın Menderes’in Erdal İnönü ile kendini kıyaslamaya hiçbir zaman hakkı yoktur. Demirel’e karşı çıkmaya da gücü ve hakkı yok. Çünkü Demirel’inkilerden başka söz söyleyemez. “Milliyetçi mukaddesatçı” yollar da tutulmuş. Yoksa Milliyetçi Çalışma Partisi’ni yeniden mi açacak? O da olamaz.

Yüzü belirmemiş bir kere, düşüncesi yok.

Görüşü gözlüğünden ibaret.

Edilgin adam.

Utangaçlık, korku, ölçülülük, hırs…

Adaçayı içtiği için Aydın’ı ada sanıyor.

Bir çeşit Mehmet Yazar. Farklar da var elbet.

Mehmet Yazar’ın iç cebinde abartılmış kredi kartı vardır. Hüsamettin Cindoruk umumiymiş gibi gösterilmek istenen hususi vekâletname göstere göstere dolaşır.

Aydın Menderes ise abonman bileti gücünde veraset belgesi çıkarıyor. Giderek zayıflayan hemşerilik duygusunda kendi adına feodal güç arıyor. Oysa o gücü babası bile sağlayamamıştı. Adnan Menderes’in asıldığı gün bir mantar tabancası bile patlamadı. Bir deli bile sokakta koşmadı. Adnan Menderes’in başbakan olduğu dönemde ve onun düşen uçaktan sağ kurtulup peygamber sayıldığı günlerde, Aydın sokaklarında, içkievinden çıkan bir avukatın sözleri ona hakaret sayılmış, maraza çıkmış, ama olaya karışan en az yüz kişiden hiçbiri (bekçi dahil) mahkemede tanıklık etmemiştir.

27 Mayıs’tan sonra kurulan soruşturma kurullarından birinin bilirkişisi olarak Adnan Menderes’in çiftliğine girmiştim. Aydın Valisi Nedim Evliya başbakana yaranmak için çiftlikte yapılan bazı işler konusunda Tarım Bakanlığı’na bir rapor yazmış. Yanlış ve abartılı bilgiler vermiş. İhtilal olduktan sonra o raporun içeriği suç kanıtı sayılmış… Bir yargıçla birlikte bunu inceleyecektim. Orada, çiftlikte, Adnan Menderes’in kişisel dramına da bir ölçüde tanık oldum. Her iş başkalarının elinde oluruna bırakılmıştı.

Aydın Menderes ve kardeşlerinin babaları uğruna hiçbir mücadeleleri, hatta çıkışları olmadı. Başkalarının politik gösterilerinin ardından belli belirsiz görünmeye razı oldular, o kadar. Sanki birileri nasıl olsa çıkıp öçlerini alacak. Bir şeyleri getirip avuçlarının içlerine koyacak. Duyarsızlıktan değil, korkudan.

Yanından hiç ayrılmayan üç adam var. Aydın Menderes şemsiyesini tutma işini onlara havale etmiş. Onlar da başının üstünde asılı duran şemsiyeyi tutma görevini bir türlü paylaşamıyorlar.

Yas bitti.

29 Mayıs 1988

Cemal Süreya
Kaynak: 99 Yüz

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Aklın İsyanı: Felsefeye İhtiyacımız Var mı? – Alan Woods

“İnsan pek mecnundur. Bir sinek kurdunu nasıl yaratacağını bilmez, ama gider düzineyle Tanrı yaratır.” (Montaigne) “Tüm mitoloji, doğa güçlerine, hayal...

Kapat