Boykot sistemin yarılan taraflarının karşıtıdır – Teslim Töre*

Türkiye işbirlikçi sistemi, Ilımlı İslamcılar ve Ergenekoncular arasında ikiye yarıldı. Yarık büyüdükçe, taraflar arasında ki çelişki ve çekişme de derinleşiyor. Tarafların çeşitli suçlama ve savunuları toplumun önemli bir kesimini şaşkına çevirmiş durumda. Bu şaşkınlık büyük oranda sola da yansımış, solu da etkilemektedir. Sol var olduğundan beri, sistemle kendi arasına her zaman kalın bir çizgi çekmiştir. Bu solun varlık nedenidir. Çünkü sol sistem için değil fakat sistemin karşıtını üreterek var olmuştur. Solun izlemiş olduğu politikanın doğruluğu, ve yanlışlığını ölçen sağlaylar dan biriside sistemle arasına koymuş olduğu mesafedir, oluşturmuş olduğu fark ve farksızlıktır. Elbette solun içinde de tutarsız, yetersiz, henüz tüzel ve özel kişiliğini sağlıklı bir şekilde oluşturamamış, kendi doğrusunu üretememiş, dolaysıyla da sistemle ayrışma noktasında, yalpalayan, burnunun suyunu akıtarak bir o yana bir bu yana zikzaklar çizerek, git geller yapanlar olabilir.

Tarihin her döneminde solun böylesi dönekleri, kaypakları, zayıf kişilikleri, istikrarsızları, vefasızları, yüreği, bileği zayıf olanları olmuştur. Hızlı koşan tez yorulanları, aslında kör bıçak olup keskinlik yapanları, ödlek olup yiğitlik satanları, politik mülahazalar, ideolojik kılıflar yaratıp, bir sosyal demokrasiye geçip bir sosyalist sola gelenleri her zaman olmuştur. Bu gün var, yarın da olacaktır. Ama sol bunlar değil ve bunlardan oluşmaz. Elbette Türkiye solunun TKP, TİP gibi tarihi gerçekleri var. Ama bir çok insanı Sosyalist ve solcu yapan, Mahirlerimiz, Denizlerimiz, İbolarımız, ve bunların yolunda gitmiş ve gitmekte olan binlerce on binlerce yürek, bilek, bilinç, vefa, ahlak, adalet, vicdan, kişilik, sahibi, insan gibi insan var. Solu sol, sosyalistleri sosyalist yapan tarihi geçmişimiz ve bu yüce değerlerimizdir.

Solun ve sosyalistlerin tarihine, tarihini yaratan kişi ve kişiliklere saygılı olmak, fakat onların miras yediliğini yaparak, onları dogmalaştırıp, putlaştırmamak, somut şartların somut tahlilini yaparak mirasa miras eklemek, solun dağarcığına birikim yaparak, katılımcı olmak gerekir. Bu güne kadar sola iki karakter büyük zarar vermiştir. Birisi, kaypak, dönek, kişiliksiz, bilgisiz, sürekli sağa sola savrulan, yalpalayan karakter, diğeri de, bağnaz, tutucu, geçmişe sadece körü körüne bağlanan, onu tabulaştırıp, putlaştıran, dogmatik bir konuma getirerek geçmişin arkasına sığınan, yeniyi yaratmayan, bilgi ve birikim dağarcığına katkı yapmayan, dolaysıyla da katılımcı olmayan karakterdir. Birbirinden farklı karakterlerde olmalarına rağmen, sola ve sosyalist mücadeleye aynı ölçüde zarar verirler.

Sol ve sosyalistlerle ilgili bu özeti yapmamın nedeni, boykotla ilgili önerilerimi hangi ya da nasıl insan tiplerine yapmakta olduğumu kolayca anlatabilmektir. Kuşkusuz, ortadan yarılmış sistem içinde kavga ederek, devlete egemen olmak için mücadele eden taraflardan birisine destek verip, onu da kendine denk bulanlara söylenecek bir şey yoktur. Ama gün, solun kendisi olma, kendi tarafını belirleme, sistemle arasına kalın bir çizgi çekme günüdür. Zaman, Kürt halkını görmek istemeyen, inkar eden, emekten, seçim barajından, işsizden bir bütün olarak halktan yana hiçbir olumluluk göstermeyen “Anayasa Referandumunda” Kürt halkından ve Türkiye halkından yana bir politika belirleme, sisteme ve onun hilelerine karşı uyanıklılık, duyarlılık tavrını koyma zamanıdır.

Bu tavır, yarılmış olan sistemin her iki tarafına karşı çıkıp, sistemle hesaplaşmak, ona hayır deme tavrı olacaktır. Çünkü sistem içi taraflardan hangisi kazanırsa kazansın, başta Kürt halkı olmak üzere, Türkiye halkı kaybedecektir. Ergenekoncular da kazansa Ilımlı İslamcılarda kazansa halklar kaybedecektir. Ama bu taraflardan hangisi kazanırsa kazansın, eğer boykot oyları belli bir oranda çıkarsa, halkın referandumda büyük bir moral depolaması söz konusu olacaktır. Birincisi, Kürt halkı ile Türkiye solu ve sosyalistleri arasındaki ilişki güçlenecektir, Türk şovenizminin Kürt halkını inkarı mahkum edilecektir, Kürt halkı ile Türkiye halkları arısındaki, bağlar daha da güçlenecektir.

İkincisi, Türkiye solu ve sosyalistleri, sisteme ve burjuvaziye rağmen ve onun oyunlarına karşı; bağımsız, özgür, tüzel ve özel kişilikli bir politika ile karşı durmuş, “bu ülkenin solu da var bu da solun politikasıdır” diyebileceği bir tutum olacaktır.

Üçüncüsü, Türkiye halklarının geleceğinin teminatı olan solun, sosyalistlerin, Kürt Özgürlük hareketinin ve Alevi topluluğunun somut bir eylem birliği platformunun oluşmasına zemin hazırlayacaktır.

Dördüncüsü, kendine sol ve sosyalist diyen bazı örgüt ve yapılanmaların , yıllardır burjuva politikalarının (sözüm ona sosyal demokrat geçinenlerin) peşinden, salya sümük sürüklenmekten kurtulmaları için bir fırsat doğacaktır.

Beşincisi, referandum da boykot politikasının izlenmesi, bir turnusol işlevi görerek, sol ve sosyalistlik adına burjuva kuyrukçuluğu yapanların rengi belirginleşecektir.

Altıncısı ve belki de en önemlisi, BDP’ nin Türkiye partisine büyüme, Türkiye partisi olma, Özgürlük hareketinin Türkiyelileşme, Türk ve Kürt halkının tarihin derinliklerinden gelen ortak dinamizmini tekrardan onarma ve bir tek dinamizm boyutuna yükseltmenin nesnel alt yapısı döşenecektir.

Sistem yarılması halkla sistem arasında değil. Egemenlerin kendi arasında olan bir yarılma. Bu iki tarafa karşı halkların tarafının yaratılması gerekir. Sözüm ona yeni anayasa ile, Kürt halkı inkar ediliyor ve öteleniyor. Türk halkının bu şoven ötelemeye hayır demesi gerekir. Kürt halkını öteleyen yeni Anayasa nın hayır oyu ile reddedilmesi, eski inkarcı anayasanın kalmasının onaylanması anlamına gelir. Bu durumda en doğru seçenek, her ikisine de hayır anlamına gelecek olan boykot politikasıdır. Mevcut ortamda, boykot politikası, iri, diri ve çok boyutlu bir politikadır. İridir çünkü yukarda saydığım altı boyutu içermektedir. Diridir, çünkü pasifliğin, dargınlığın, edilgenliğin zerresini taşımıyor. Tersine, Filistinlilerin deyimiyle söyleyecek olursak “taşlı devrimi” bile içeriyor. Çok boyutludur, çünkü Kürt özgürlük hareketinin, belli bir süredir nerdeyse tek tip bir mücadeleye (silahlı mücadele) yönelmiş gibi bir görünümden kurtulup, top yekün, çok yönlü bir toplumsal mücadeleye ağırlık vermesine bir zemin teşkil edebilir.

Sol Yarılmanın Her İki Cenahından da Kopmalı

Türkiye solu ve sosyalistleri, her konuda olduğu gibi Kürt politikası konusunda da, sistemin yarılmış olan her iki kanadından kopmalı, farklı bir politika izlemelidir. Sistemin yarılan her iki kanadı da, onlarca yıllık savaştan ve on binlerce insanın ölümünden sonra “Kürtler var” dedi, ama PKK’ yi kabul etmedi. Halbuki, kendilerine “Kürtler var” dedirten PKK dir. Hala “Kürtler ayrı PKK ayrı” diyorlar. Kürtlere” bizim partilere gelin PKK’ yi bitirin “ yaklaşımı sergiliyorlar. Erdoğan, “Onların yirmi millet vekili var AKP’ nin yetmiş beş Kürt kökenli millet vekili var Kürtleri AKP temsil eder” diyor. Kendine sol ve sosyalist diyen bazı örgüt ya da partiler, Türk şoven burjuvazisinin Kürt politikasının benzerini, sol adına sosyalistlik adına uygulamaya çalışıyorlar. PKK’ yi hala Kürt halkının kendi kaderini tayin etme mücadelesi veren önemli bir kesimin temsilcisi olarak görüp, kabul etmiyorlar. Onlarda aynen burjuvazi gibi “PKK bütün Kürtleri temsil etmiyor” diyorlar. Ben Kürdüm bile demeyen AKP’li “tırşıkçileri” Kürt kurtuluşçuları sayarak, onların PKK tarafından temsil edilmemesini bir yetmezlik olarak görüp yadırgıyorlar. “Etnisite üzerinde politika yapılamaz” diyerek, PKK’ yi reddiye düzeyinde eleştiriyorlar.
Sol ve sosyalistlerin bu anlayışı aşması lazım çünkü bu gerçek değil.

Sol ve sosyalizm gerçeklere, somut verilere, nesnel dayanaklara bakarak politika yapar. PKK’yi beğenseniz de beğenmeseniz de, sevseniz de sevmeseniz de somut bir gerçekliktir. Hiç bir solcu, sosyalist PKK’ yi sevmek, beğenmek, savunmak zorunda değil. Ama kabul etmek zorunda. Kürt halkının örgütlü olduğunu, politika yaptığını, güçlü bir mücadele yeteneğine sahip olduğunu, yılmak nedir bilmediğini, organize Kürt halkının en geniş kesiminin örgütünün PKK olduğunu, hiç bir solcu sosyalist görmezden gelemez. Türkiye de politika yapan her sol ve sosyalist örgüt, PKK’yi hesaba katarak politika yapmalıdır. Aksi halde yaptığı politika hiçbir değer taşımaz. “Ben sosyalist partiyim bütün Kürt sosyalistler partime gelsinler, sosyalistler milliyet temelinde politika yapmazlar” diyen bir sosyalist partinin AKP’ nin yukarda aktardığım söylem ve yaklaşımından hiçbir farkı yoktur. AKP’ nin söyleminin aynısını kendine solcu ya da sosyalist diyerek yapıyor.

Kürt halkının en direngenin, mücadele yeteneklisinin, politize olanının, tüzel ve özel kişiliğini yetkinleştirenin, dostunun, düşmanının bilincinde olanının, kendi kaderini tayın etme hakkı kavgasında gözünü budaktan esirgemeyeninin, Kürtlüğüne her koşulda sahip çıkanın, ezici çoğunluğu liderini, örgütünü, mücadele yön ve yöntemini belirlemiş ve almak istediği her şeyi de almış durumda. PKK Kürt örgütlerinin en son oluşanı idi. TC. devleti, ABD,AB ve daha bir çok dünya devleti PKK’ yi “terörist” ilan etti. Ama Kürt halkı onu benimsedi, bütün gücü ile savundu. APO ortaya çıkan en son Kürt lideri olarak lanse oldu. Kürt halkının ezici çoğunluğu onu lider olarak kabul etti ve bütün baskılara rağmen onu savunmaya devam ediyor.

Devlet henüz kabul etmedi, ama Kürt halkı, istemiş olduğu “Demokratik Özerkliği” yüze yakın belediye başkanlığını, belediye meclisini, binlerce muhtarlık ve köy meclislerini ele geçirerek fiilen kurdu. Devlet bütün gücü ile parlamentoya girmesini engelledi, ama Kürt halkı militan ağırlığını koyarak parlamentoya girdi ve grup kurdu. Devlet bütün bu fiili durumu resmileştirmemekte ısrarlı, ama “demokratik özerk” yönetim fiili olarak çalışıyor. PKK illegal ama halk için alabildiğine meşru. APO’ ya günde bin defa “terörist” diyorlar, ama Kürt halkının önemli bir kısmı APO’ yu lideri olarak görüyor, savunuyor. Kürt halkının kazandığı, kabul ettiği, savunduğu, sonuna kadar da savunacağı bütün bu gerçekleri devletin ve bazılarının görüp kabul etmemesi neyi değiştirir? Bu gerçekleri, bu gerçeklere çekilen emekleri, verilen canları, kat edilmiş, geriye dönüşü olmayan yolları göremeyen bir solcu, sosyalist Türkiye üzerine nasıl politika yapar?

Solcular, sosyalistler için Kürt halkının bütün bu kazanımları çok önemlidir. Bunları yadsımak, ötelemek yerine, bunlara sahip çıkmak, önemsemek, kalıcı hale getirmek gerekir. Bu kazanımları Türkiye toplamsal ilerlemesinin, devrim mücadelesinin değerli kazanımları olarak görüp, geleceğe taşımak lazım. Bunlar Kürt ve Türk halkının kazanımlarıdır. Bu kazanımların, devletin demokratikleştirilmesinde manivela olarak değerlendirilmesi , halkların bir arada yaşamasının harcı haline getirilmesi, çıkar grupları karşısında halkların ortak çıkar malzemesi yapılması gerekir. Bunlar çok zor elde edilmiş, ağır bedeller ödenmiş, çok önemli birikim ve değerlerdir. Sol sosyalist bir politikacının, örgütün, partinin arayıp ta bulamayacağı değerlerdir bunlar. Bunu tepmek, ötelemek, küçümsemek, burun kıvırmak akla ziyan davranışlardır. Böyle bir tarza politika falan da denemez. Boykotla politika yapmanın, boykot politikası ile özgürlük hareketini Türkiyelileştirmenin, her iki dinamizmi birleştirerek halkların barış, mutluluk, özgürlük tam eşitlik temelinde bir arada yaşamasının temel taşlarını örmenin tam zamanı.

Boykot sistemin yarılan taraflarının karşıtıdır – Teslim Töre


*80 öncesi THKO örgütünde yeraldı. Deniz Gezmiş arkadaşlarının jandarma kolluk kuvvetleri tarafından öldürüldükleri Nurhak olayında bulundu. 80 sonrası illegal Türkiye Komünist Emek Partisi’nin (TKEP) kurucusu olduğu iddaa edilen Teslim Töre, 11 yıl süren yargılama sonucunda, 18 yıl dokuz ay ağır hapis cezasına çarptırıldı. 1993’te tutuklanarak 7.5 yıl cezaevinde tutuldu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here