Bir papazının oğlu olan, papazlık eğitimi alan Pavlov ve koşullanma deneyleri – Deniz Serindağ

Herşey  Pavlov’un, birgün elinde boş bir yemek kabı ile laboratuara girmesi sonrasında kapta yemek olmamasına karşın köpeğin yemek varmış gibi heyecanlandığını ve bol miktarda salya salgıladığını görmesiyle başlar. Sonrasında durum üzerinde düşünmeye dalan Pavlov, bu olayın kendisine dünya üzerinde ün sağlayacak ve bütün yaşamını tamamen değiştirecek olmasından habersiz olarak ”tepkisel koşullanma”nın ilk deneyleri için kolları sıvar…
1915 yılında patlak veren savaş nedeniyle laboratuarda birlikte çalıştığı kişiler birer birer cepheye gider.  1. Dünya Savaşı ve iç savaş yıllarında açlıktan ve tifüs salgınından  ölenlerin toplamı 20 milyon bulur. Ülkenin sanayisi ve tarımı çöker, iyi eğitim görmüş insanların birçoğu ülkeden kaçarken  Pavlov,  1920’de ümitsizlik içinde Lenin’e bir mektup yazar. Mektubunda ”Yaşayacak fazla zamanım kalmadı. Sekizinci on yılıma girdim, fakat beynim hala düzgün çalışıyor ve koşullu refleksler üzerine yıllar alan çalışmamı tamamlamak istiyorum.” der.

İvan Pavlov14 Eylül 1849’da Oka nehri kıyısında Rusya’nın bir taşra kasabası olan Ryazan da doğdu. İvan Pavlov zayıf hastalıklı bir çocuktu (o zamanlarda Rusya’da doğan çocuklarda ölüm oranı yüksekti). Ufak tefek, narin,bir deri bir kemik olan İvan’ın olağanüstü bir hafızası, tutkulu bir mizacı vardı ve her zaman öfkesi burnundaydı. Çocukluk yıllarında İvan, köy papazı olan babasının Ryazan’daki az bulunan kitap koleksiyonlarından biri olan özel kütüphanesiyle ilgilenmeyerek, bunun yerine bahçede, meyve toplayarak zamanını geçiriyordu. 11 yaşına dek evde eğitim gördü. Daha sonra, kendisini papazlığa hazırlayacak eğitime başlamak üzere Ryazan İlahiyat Okuluna girdi ve okulun en başarılı öğrencilerinden biri olarak 15 yaşında mezun oldu. Hemen ardından aynı kasabanın İlahiyat Yüksek Okuluna başladı. Okul yıllarında Pavlov ve bazı öğrenciler zamanlarının çoğunda radikal dergileri ve yasak olan kitapları okuyup tartıştıkları bir tartışma kurulu kurmuşlardı ve bu tartışma ortamı Pavlov’un ileriye dönük hayatını etkileyecek seçimi yapmasını derinden etkileyecekti. Kilise, kendi doktrinine aykırı fikirler içeren kitapları okumaları açıkça yasaklanmıştı. Bu yüzden de İvan, Ryazan caddelerinde dolaşarak kurallara uymayan öğrencileri arayan okul müfettişlerine karşı dikkatli olmak zorundaydı. İşte bu yıllarda kitaplardan tanıştığı Charles Darwin’in ”Türlerin Kökeni” Seçenov’un ”Beynin Refleksleri”ni okuduktan sonra , düşüncelerini ve heveslerini kesinlikle başka bir yöne çevrilip, teolojik çalışmaları bırakarak bilim adamı olmaya karar verir. 1869 da babasına öğreniminin son yılını tamamlamak üzere ilahiyat okuluna dönmeyeceğini söyledi. Rahip olmayacak, gelecek yılı St.Petersburg Üniversitesinin giriş sınavlarına hazırlanarak geçirecekti. Babası Petr Dimitriyeviç Pavlov çok öfkelendi. Oğluna kırgınlığı da hiçbir zaman tam anlamıyla geçmedi. Ama genç İvan kararını vermişti; O bilim adamı olacaktı.
Pavlov’un üniversite eğitimi için gideceği yer; yani St.Petersburg Üniversitesi, Neva Nehri (çarın kışlık sarayının karşısında) kıyısında, Bilimler Akademisinin hemen yanındaydı. Rusya’nın önde gelen bilim adamlarının çoğu, örneğin kimyager Dimitriy Mendeleyev (bugün kullandığımız periyodik cetvelin mucidi), ”Rus botaniğinin babası” Andrey Beketov ve tartışmalar yaratan fizyolog İvan Seçenov üniversitenin fen fakültesinde görevliydi. Pavlov daha sonra o zamanları ”Fakülte o günlerde en parlak çağını yaşıyordu. Çok büyük bilimsel yetkinliğe ve ders verme konusunda çarpıcı bir yeteneğe sahip profesörlerimiz vardı.” sözleriyle anlatacaktı. Aklı kuşkusuz Lewes ve Seçenov’da olan Pavlov, uzmanlık alanı olarak hayvan fizyolojisini seçti ve her zamanki gibi kendini tutkulu bir çalışmaya verdi.
Pavlov, üniversite yıllarında İvan Seçenov’dan çok etkilenmişti. Pavlav’un daha sonraları koşullu refleksler üzerine yapacağı çalışmasının temellerini aldığı Rus fizyolojisinin babası olarak bilinen Seçenov’un, tartışma yaratan makalesi ”Beynin Refleksleri”nde insan davranışlarını basit reflekslerle anlatmaya çalışıyor ve refleksleri sinir sistemiyle kontrol edilen basit süreçler olarak görüyordu. Seçenov’a göre insan beyni makine olarak çalışıp vücudumuzda bulunan sayısız refleks ve engelleme mekanizmasının bir araya gelmesiyle beynin karar mekanizmasını derinden etkiliyordu. Sonuç olarak ta özgür iradeyi reddediyordu. Zihnimizde beliren her şeyin bilimsel açıdan incelenmesiyle açıklanabileceğini düşünüyordu. Bu sav maddeci bir görüştü ve o zamanki bilim dünyasına bomba gibi düşmüştü. Çok geçmeden Doğu Ortodoks Kilisesi tarafından ahlaksız mesajlar taşıyan tehlikeli düşünce olarak karalanmıştı. Pavlov ise kitabı adil bir toplum oluşturulmasına yönelik nitelikli bir bilimsel sav olarak değerlendirdi. Seçenov’un yanı sıra Pisarev ve Çernişevski gibi radikallerin görüşlerine yakınlık duyan Pavlov gündüz okuldaki dersleri devam ediyor gece boyunca da yasak yayınları okuyordu. Özelliklede Pisarev’in ” Doğa bir katedral değil bir atölyedir” sloganına hayrandı. Bu düşünceler ile şekillenen gençlik yılları, Pavlov’un ömrünün sonuna kadar maddeci görüşe sadık kalmasına yol açtı.
Pavlov üniversite yıllarında bir yandan derslerine çalışıyor bir yandan da Petersburg’da küçük bir fizyoloji laboratuarında sindirim sistemi ve kalp üzerinde çeşitli deneyler yapıyordu. Henüz mezun olmadan deney sonuçlarını Petersburg’un bilim camiasına sunmaya başlamıştı bile; hatta bu deneylerinden birisi ile üniversite yarışmasında altın madalya kazanmıştı. Yoğun çalışma temposunda geçen üniversite yaşantısını1880 yılında mezuniyetle noktaladı.
Mezuniyetten hemen sonra katıldığı bir etkinlikte ortak bir arkadaşı vasıtasıyla daha sonra bir ömür boyu birlikte olacağı Serafima Vasilyevna Karçevskaya adında genç bir kızla tanıştı. Tanışmanın hemen ardından evlenmeye karar verdiler ve 1883 yılında evlendiler.
Birbirlerine düşkün çift, evliliğinin ilk yıllarında birçok güçlükle karşılaştılar. Bazen maddi sıkıntılar yüzünden erkek kardeşi ile aynı evde kalıyor, bazen de şehrin yoksul kesimlerinde bir ev kiralıyorlardı. İlk çocukları hastalıktan öldü. Bu travmadan kurtulmaya çalışan Pavlov kendisini çalışmaya verdi. Eşi Serafima ise kiliseye sarıldı ve günlerini dua ederek geçirmeye başladı. İki yıl sonra ikinci oğulları doğdu. Pavlov daha iyi bir yaşam için bir yandan iyi bir iş arıyor bir yandan da ders vererek mümkün olduğunca fazla para kazanmaya çalışıyordu.
Bu sorunlu yılların ardından Pavlov için çok iyi bir gelişme yaşandı. Askeri Tıp Akademisi’nde tıp profesörü ve Çar’ın karısının özel doktoru olan Sergey Botkin, çeşitli ilaçların hayvanlar üzerindeki etkilerini incelemek üzere küçük bir laboratuar kurmaya karar vermişti. Kendisi laboratuarın işlerini yürütemeyecek kadar meşguldü ve bu sorumluluğu bir arkadaşının tavsiyesi ile İvan Pavlov’a verdi. Bu Sürpriz gelişme üzerine heyecanlanan Pavlov çok sevdiği laboratuarlara geri dönmüştü ve artık çalışmalarını özgürce sürdürebilirdi.
Bu akademide birçok deney gerçekleştiren Pavlov deneylerinde en çokta köpekleri kullanıyordu. Birgün yardımcısı ile köpekler üzerinde deney yaparken, hayvan yemek yediğinde, midedeki salgı bezlerinin mide sıvısı üretmesine neyin sebep olduğunu araştırmak istediler. Başka bilim adamları da bu konuyu araştırmış ve midedeki yiyeceklerin fiziksel baskısının midedeki salgı bezlerinin sıvı üretmesine neden olduğu sonucuna varmışlardı. Pavlov öyle düşünmüyordu. İştahın (hayvanın yeme isteğinin ve yemekten aldığı hazzın) mide sıvılarını, daha yiyecek mideye gelmeden harekete geçtiği görüşündeydi. Ama bunu nasıl sınayacaktı?

Tezini ispatlamak üzere denek olarak kullandığı köpeğin midesinden bir delik açar ve hortumun bir ucunu bu açılan deliğe geçirir diğer ucunu ise dışarıda bulunan bir sişeye geçirir. Bu sayede mide içersinde oluşabilecek olası bir sıvının mideden hortum vasıtasıyla dışarı çıkıp şişeye aktığını gözlemleyebilecekti. Hayvanın yediklerinin mideye ulaşmaması için ağız boşluğunu sindirim kanalından ayıran bir delik açıp, hayvanın yediği yiyeceğin mideye gitmeden ağız boşluğundan dışarı çıkmasını sağlayacaktı. Böylelikle deneyin sonuçlarını tespit edebilecekti. Eğer hayvan yemek yerken, yemek mideye ulaşmadığı halde şişe içerisine mide sıvısı doluyorsa istediği sonuca ulaşmış olacaktı. Bu deneyin sonucu tam da Pavlov’un istediği şekilde köpeğin yedikleri, midesine ulaşmadan mide salgı bezinin çok miktarda ”iştah sıvısı” üretmesiyle gözlendi ve böylelikle tezinde haklı olduğunu kanıtladı. O yıllarda diğer bilim adamları ağır narkoz altında ve kanamalı ameliyatlar sonucu deneye başladıkları için hayvanın o şartlar altında iştah sıvısı üretmesinin imkansız olacağını kestirememişlerdi. Pavlov bunun farkındaydı ve olabildiğince acısız ameliyatlar gerçekleştirmeye çalışıyordu. Fakat tüm bu titiz çalışmaya rağmen donanım yetersizliği ve laboratuarının mikroplu oluşundan dolayı çalışmalarını sağlıklı ortamda sürdüremiyordu. Hangi koşullarda olursa olsun hayvanların ameliyattan sonra canlı kalmaları gerekliydi. Bu deney sonucu ihtibarı ile kendisine Rusya’da küçük çaplı bir şöhret kazandırmıştı.
1985 yılında Rus prensi Oldenburgski, bilimsel araştırma merkezi için modern bir kurum inşa etmek üzere mali destek sağlar ve çok geçmeden kurum hizmete geçer. Bilimsel araştırma merkezinin fizyoloji laboratuarına ise İvan Pavlov getirilir. Pavlov hayatında ilk defa ailesini geçindirmek ve bilimsel ilgi alanlarına eğilebilmek için gereksinim duyduğu kaynaklara sahipti. Bilimsel araştırma merkezinden çok iyi bir maaş verilecekti. Bu işin yanı sıra Askeri Tıp Akademisi’nde profesörlüğe atanmıştı. Bu sayede üniversite öğrencileri arasından asistan olarak kendi çalışmalarına yardımcı olacak onlarca gönüllü ile çalışma fırsatı bulacaktı. Pavlav’un kafasında pek çok proje olmasına rağmen sadece iki eli vardı ve yanında araştırmalarına katkıda bulunacak bu kadar çok insan olmasından memnundu. Birlikte çalıştığı insanlara ”becerikli ellerim” derdi. Pavlov ”becerikli elleri” ile birlikte yüzlerce köpek üzerinde binlerce deney gerçekleştirdi. 1893 yılında dinamiti keşfeden Alfred Nobel, Bilimler Akademisindeki fizyoloji laboratuarını büyütmesi için yüklü bir bağış yapar ve bu bağış ile laboratuara ek olarak iki katlı taş bina yapılır. Bu yeni binada hayvanlara cerrahi müdahalede bulunulan ameliyathaneler ve hayvanların ameliyat sonrası iyileşmeleri için bakıma alındığı odalar bile düşünülmüştü. Pavlov özellikle, binanın ”dünyadaki ilk fizyoloji laboratuarı özel ameliyat bölümü” dediği ikinci katıyla gurur duyuyordu.
Önceki laboratuarına göre hayli donanımlı ve hijyenik olan yeni laboratuar, deney sonuçları açısından da son derece güvenilirdi. Artık köpekler ameliyat sonrası eski sağlığına kavuşuyor ve gözlem devamı açısından yeni ipuçları sağlıyordu. Deneylerinin çoğunluğunda köpekleri kullanan Pavlov neden başka hayvanlarla değil de köpeklerle deney yaptı? Aslında soru çok basitti köpeklerin sindirim sistemi insanınkine benzediği ve kolayca bulunabilecek bir memeli olduğu için tercih edilmişti. Bir ara tavşan ve domuz üzerinde de çalışmalar yaptı fakat tavşanlar çabucak öldüğü, domuzların ise fizyolojik deneyler için fazlasıyla sinirli olduğu görülmüştü.
Pavlov ve çalışma arkadaşları daha önceki çalışmalarında iştah sıvısının, yemek mideye girmeden beyin tarafından salgılandığını gözlemlemişlerdi. Şimdi ise yemek mideye ulaştığı zaman neler olduğunu keşfetmek üzere ”bölünmüş mide” deneyini gerçekleştirmek istediler. Bu deneyde köpeğin midesi biri büyük biri küçük iki bölüme ayrılıyordu. Köpek yemek yediğinde, yiyecek büyük mideye ulaşıyor ve midedeki bezleri harekete geçiriyordu. Küçük mide büyük mideye sinirlerle bağlıydı ve Pavlov’a göre, bu yüzden yemeğe tamamen aynı tepkiyi veriyordu. Ancak bu küçük mide, büyük mideden yiyeceğin kendisine ulaşmasını engelleyecek şekilde ayrılmıştı. Küçük mideye yerleştirilmiş bir hortum köpeğin vücudunun dışına çıkıyordu. Köpek yemek yediğinde, Pavlov küçük midedeki salgıları ölçecek ve sonuçları büyük midenin farklı yiyeceklere nasıl tekpi verdiğini bulmak amacıyla kullanılabilecekti. Deney sonuçlarını grafiğe çevirdiğinde köpeklerin mide sıvısı miktarının yiyeceği yemeğe göre artış veya azalma eğilimi gösterdiğini keşfetti. Böylelikle duyu organlarla algılanan uyarıcı, köpeğin iştahını harakete geçiriyor, buda midedeki salgı bezlerinin çalışmasına neden olan vagus sinirlerini uyarıyordu.
Pavlov yapmış olduğu çalışmaları ve deney sonuçlarını ayrıntılı bir biçimde 1897 yılında yayımlanan Sindirim Bezlerinin Çalışması Üzerine Dersler adlı kitabında topladı. Kitapta sindirim sisteminin bir fabrikaya benzeyen işleyişini analiz etti, sinir sisteminin bütün bu süreci nasıl kontrol ettiğini açıkladı ve hayvanın pişisesinin (duygu,düşünce) bu süreçte oynadığı rolü tanımladı. Kısa sürede Almancaya, İngilizceye ve Fransızcaya çevrilen kitap Pavlov’a dünya çapında bir ün getirmişti.

Tüm bu çalışmalarla beraber Pavlov, 1905’te fizyoloji ya da tıp dalında Nobel Ödülü alan ilk fizyolog (ilk Rus) oldu

Pavlov, ödül töreninde yaptığı konuşmada dikkatleri farklı bir yöne çekerek yeni çalışmaları için ipucu verdi. Salondaki pek çok kişi ”koşullu refleks” ve ”koşulsuz refleks” sözlerini, Pavlov’a sindirim sistemiyle ilgili araştırmalarından daha büyük bir ün kazandıracak bu sözleri ilk kez duyuyorlardı.
Çalışmalarına ara vermeden ve her zamankinden daha tutkulu bir şeklinde devam eden Pavlov, Nobel ödülü töreninde bahsettiği gibi merakını başka bir yöne çevirip kendisini heyecanlandıran düşünceye yani bilimsel olarak incelemenin güç olduğu tükürük bezlerinin salgıladığı sıvının davranıştaki etkisini araştırmaya başladı. Temelde Pavlov, köpeğin tükürük bezlerini beynine açılan pencere gibi kullanmanın bir yolunu geliştirmişti. Tükürük bezlerinin pisişenin etkisine aşırı duyarlı olduğunu keşfetmişti. Pavlov, bir köpeğin farklı durumlarda salgıladığı tükürük damlalarını ölçerek köpeğin gördüklerini, kokladıklarını, işittiklerini ve dokunduklarını; çevresi hakkında önemli bilgilere dönüştüren karmaşık ve görülmeyen süreçleri inceleyebileceğini düşünüyordu.
Pavlov yeni araştırma sahasını ise ”kolayca incinebilecek bir çocuk” olarak görüyordu. 40 yıl önce Seçenov’un ”Beynin Refleksleri” ne ilişkin görüşüyle heyecana kapılmıştı. Simdiyse kendisi bu görüşü gerçek deneysel bilime dönüştürüyordu. Başarılı olursa insanların düşüncelerinin ve duygularının gizini çözebilir, böylece insanların sevmesine, nefret etmesine, işbirliği yapmasına, savaşmasına neyin sebep olduğunu keşfedebilirdi. Pavlov’un yaklaşımı maddeciydi, iradenin özgürlüğüne ve ruhun ölümsüzlüğüne duyulan inancı sarsabilirdi. Bu yüzden eşi Serafima ile arasının açılmasına sebep olacaktı.

Pavlov’un temel fikrini, evde köpek besleyen herkesin aşina olduğu iki farklı senaryoyu değerlendirerek anlayabiliriz. Birinci senaryo: ağzına bir parça et konan köpek tükürük salgılar. İkinci senaryo: köpeği her zaman besleyen kişi köpeğin bulunduğu odaya girdiğinde, köpek tükürük salgılar. Pavlov’a göre birinci senaryo koşulsuz refleks ikinci senaryo ise koşullu refleksti ve asıl olarak ilgisini ve dikkatini yoğunlaştırdığı ikinci senaryo yani koşullu refleksti. Pavlov bu tezini ispat edebilmek için yine köpekler üzerinde sayısız deneyler gerçekleştirdi. Bir deneyinde Pavlov köpeğe bir miktar et vererek hayvanın hayvanın salgıladığı salya miktarını saptar. Daha sonraki aşamada köpeğe et vermeden önce zil sesi verir. Zil sesinden hemen sonrada hayvana et verir. Bunu sürekli tekrarlar. En son olarak da köpeğe yalnızca zil sesi verir ve köpeğin sanki ortada et varmış gibi salya salgıladığını görür. Bir başka deneyde hayvanların zaman duygusunun ne kadar güçlü olduğunu anlamak için, aç bir köpeği sessiz bir odada tutar ve dakikada 60 kez vuran bir metronom sonrasında köpeğe yemek verir ve bir süre aynı işlemi gerçekleştirerek köpeğin metronom vuruşlarından sonra salya salgıladığını fark eder. Daha sonra aynı köpeğe dakikada 40 kez vuran bir metronom ile sessiz bir odaya koyar fakat deney sonunda köpeğe yemek vermez. Hemen ardından dakikada 60 kez vuran metronomu devreye sokup köpeğe yemek verir. Bu döngüyü belli bir süre tekrarlar. Sonuçta köpeğin dakikada 40 vuruşluk metronomdan sonra salya salgılamadığını fakat dakikada 60 vuruş yapan metronomda ise salya salgıladığını tespit eder. Hatta ileriki zamanlarda metronom arasındaki farkı 60 ile 58 vuruşa kadar indirdiler ve köpeğin zaman geçişlerine ne kadar duyarlı olduğunu gördüler.
Pavlov’a göre ayırt etme süreci, bütün hayvanların (insanlar dahil) kendini çevreleyen dünyayı deneyim yoluyla kavrayabilmelerinin aracıydı. Örneğin evimizin önünde ne zaman araç dursa heyecanlanırız, mesela annemizin işten dönüş saatine denk geliyorsa bu aracın sesi bize, annemizin eve geldiğini anımsatır. Bu olayda koşullu uyarıcı araç sesidir ve bize annemizin geldiğini anımsatır. Mesela ormanda avlanan bir kurdun gezinirken etrafından bir çalı sesi gelmesi kendisi için bir av işareti olabilir ve hemen sesin geldiği bölgeye şartlanır. Tersi bir durumda yuvasında sessiz bekleyen bir tavşan bir kıpırdama duyduğunda bir avcının kendisini izlediği kanısına vararak kosullu refleks ile koşmaya başlayıp sonrasında engelleme mekanizması ile yanıldığını düşünerek yavaşlayıp durması. Pavlov için dış dünya bir yandan koşullu refleksler üretirken bir yandan da engelleme yoluyla bunları sürekli bastırıyordu.
Pavlov koşullu refleksleri daha verimli inceleyebilmek için ”sessizlik kuleleri” adında yeni bir laboratuar tasarladı. Binayı kalın taşlardan örüp, dışarıdan ses geçirmeyecek şekilde izole etti. Deneyler o kadar hassas yapılıyordu ki deney yapılırken Pavlov bile odaya giremiyordu.
Artık üç ayrı laboratuar yöneten Pavlov hiç olmadığı kadar rahat ve maddi açıdan huzurluydu. 1907 yılında Rusya’nın saygın Bilimler Akademisi’de üyeliğe getirildi. Her geçen gün ABD ve Avrupadan onunla çalışmak için St.Petersburg’a gelen birçok bilim insanı sayısı artıyordu. Pavlov fizyoloji dalında dünyada önemli bir yere sahipti fakat ilginç olan nokta şu ki; pavlov artık fizyoloji üzerinden psikoloji alanına hızlı adımlarla ilerliyor ve oldukça önemli bir buluşa daha imza atıyordu.

İvan Pavlov hayatı boyunca insanlarda dahil bütün hayvanlar hakkında kafasını kurcalayan ve o zamana kadar henüz cevaplandırılamamış birçok soruyu kendine sorar: Kalp nasıl çalışıyor, sindirim sistemi nasıl çalışıyor ve son olarakta, beyin nasıl çalışıyor? Pavlov’a göre hayvanlar, her nasılsa tamda hayatta kalmaları için gerektiği gibi işleyen, harika ve son derece karmaşık makinalardı. Kalp, yıllarca dinlenmeksizin kan pompalayabilme becerisiyle üstelik pompalama hızını ve gücünü ayarlayarak insan yapımı herhangibir makineden üstündü. Mide, iyice sindirebilmeleri için her türlü yemeğin üzerine mide sıvılarının doğru bir bileşimini dökebiliyor, beyinse kıpırdayan bir çalılığın görüntüsünü, her nasılsa, bir düşmanın ya da potansiyel öğle yemeğinin yakınlarda olduğu bilgisine dönüştürebiliyordu. Bunlar Pavlov’u çok heyecanlandıran sorulardı. Laboratuvarında bu konular üzerinde çalışmaktan daha çok sevdiği bir şey yoktu. Ama bu sorulararın başka bir özelliği daha vardı: Cevapları, insanlık tarihini ve insanın doğasını değiştirebilirdi. Pavlov bilginin güç olduğuna, bilimsel bilgininde en gerçek ve en büyük güç olduğuna inanıyordu. Bilim, doğanın anlaşılmasını sağlayarak, insanlara, onun nasıl kontrol altına alınabileceği öğretebilir; aynı zamanda insan doğasına dair daha derin bir kavrayış sunarak, insanlara hayatları üzerinde önceden sahip olmadıkları bir kontrol yetisi kazandırabilirdi.

1915 yılında patlak veren 1. dünya savaşı Rusya’da Çar’ın devrilmesiyle sonuçlanır ve Bolşevikler iktidarı ele alırlar. Çok ağır şartlarda ve kanlı bir biçimde geçen iç savaş süreci 1921 ortalarında Kızıl Ordu’nun galip gelmesiyle sonuçlanır. Rusya harap haldeydi 1. Dünya Savaşı ve iç savaş yıllarında açlıktan ve tifüs salgınından ölenlerde dahil toplam 20 milyon kişi ölmüştü. Ülkenin sanayisi ve tarımı çökmüştü. İyi eğitim görmüş insanların birçoğu ülkeden kaçmıştı. Bu kargaşa yıllarında Pavlov’un bir oğlu tifüsten ölmüş ve bir oğlu ise yurt dışına sürülmüştü. Pavlov’un bu şartlarda bilimsel çalışmalarını sürdürmesi imkansızdı. Laboratuarda birlikte çalıştığı kişiler birer birer cepheye gittiler. Dahada kötüsü ise köpekleri açlıktan öldü.

Yardım etmesi için Lenine Mektup yazdı

Haziran 1920’de Pavlov ümitsizlik içinde Lenin’e bir mektup yazdı. Mektubunda ”Yaşayacak fazla zamanım kalmadı. Sekizinci on yılıma girdim, fakat beynim hala düzgün çalışıyor ve koşullu refleksler üzerine yıllar alan çalışmamı tamamlamak istiyorum. Fakat bırakın bilimsel çalışmaları şu an hayatımı normal şekilde devam ettirmem neredeyse imkânsız hale geliyor. Karım ve ben yetersiz besleniyoruz. Haftalardır süt bile içemedik besin değeri düşük gıdalarla beslenmekteyiz.” mektubun sonunda ise izlenen politikaların vatanın ölümüne sebep olacağına derinden inandığını açıkça belirtmişti.
Lenin mektubu okur ve bu kadar önemli bir bilim adamının yaşamını rahatça sürdürebilmesi için bir komisyon kurmaya verir. İtina ile gereksinim duyduğu her şeyi sağlar. Onu Çar’ın hiç göstermediği şekilde cömertlikle destekler. Pavlov şimdi daha önce göremediği kadar mali destek görüyordu ve laboratuarını eski günlerine döndürebilecekti. Hatta komünist yönetim maddi desteğin yanı sıra ülke içerisinde bilim alanında yararlı olabilecek birçok bilim gönüllüsünü Pavlov’un laboratuarında çalışmaya gönderdi. Bunlarla da yetinmeyen Sovyet Hükümeti Pavlov’un 80. doğum yılında Leningrad selinde hasar gören laboratuar yerine yine Leningrad yakınlarındaki Koltuşi’de bir bilim köyü kurar. Sovyet Hükümeti Pavlov’un az zamanı kaldığını biliyordu bu yüzden bilim köyü çok hızlı bir şekilde inşa edildi. Bilim adamlarının çoğu bu yaşlarda çoktan emekliye ayrılmış olur ancak Pavlov işine her zamankinden daha büyük bir enerji ve tutkuyla yaklaşıyordu. Pavlov bu yeni laboratuarında genetikçi arkadaşı Nikolay Koltsov ile doğanın güçlü hakimi ve hayatın yaratıcısı olan daha yüksek bir insan tipinin yaratılması için birtakım çalışmalar gerçekleştirdiler. Burada amaç sinirsel tiplerin güçlü ve zayıf yanlarının ne dereceye kadar kalıtımsal olduğunu, çevrenin kontrol edilmesiyle nereye kadar değiştirilebileceğini bulmaktı. Böylelikle kendini her zamanki gibi çoşkulu bir çalışmaya verdi.
Koltuşi dünyanın koşullu refleksler başkenti olarak tanınmaya başladı ve birçok yabancı ziyaretçisi oldu. Ayrıca Pavlov’un en sevdiği yaşama ve dinlenme merkezi oldu.

”Bildiğiniz gibi ben tepeden tırnağa deneyciyim,  hükümetin ‘sosyalizim deneyinin’ başarılı olması dilerim”
Bütün bu çalışmaların ve desteğin sonunda Leningrad 1985 yılında 15. Uluslararası Fizyologlar Kongresi’ne ev sahipliği yaptı. Kongre için 37 ülkeden 900 fizyolog katıldı. Komünist Hükümet delegeleri ağırlamak ve etkilemek için hiçbir masraftan kaçınmadı. Kongreden çok etkilenen Pavlov bilime cömert desteğinden ötürü Komünist hükümete minnettarlığını sundu. ”bildiğiniz gibi ben tepeden tırnağa deneyciyim” diyen Pavlov hükümetin ”sosyalizim deneyinin” başarılı olması temennisinde bulundu.

86 yaşındaki bilim adamı ikinci zatüre atağının ardından 27 Şubat 1936’da hayatını kaybetti. Charles Darwin ve Louis Pasteur gibi hem ulusal bir kahraman hemde uluslararası bilimin liderlerinden birisi olarak takdir edildi. Onbinlerce Leningradlı siyah bayraklar asılmış caddelere kentin içinden geçen cenaze alayını izledi. Sovyetler Birliği bu büyük bilim adamının hizmetlerini anmak için haftalarca toplantılar düzenledi. Ülkeye dünyanın dört bir yanından başsağlığı mesajları yağdı. Pavlov sadece bir bilim adamı olarak değil 20. yüzyıl kültürünün önemli kişiliklerinden biri olarak ta değerli bir kişilikti. Bugün bile dünyada fizyoloji hakkında pek az şey bilen yada hiçbirşey bilmeyen birçok insan telefon çalınca ayağa fırladıklarında Pavlov’u ve tükürük salgılayan köpeklerini hatırlar. Darwin ve Freud gibi Pavlov’da bilime sadece buluşlarıyla değil, kapsamlı bilimsel anlayış geliştirerek de katkıda bulundu. Bu anlayış ve onun etrafında süregelen tartışmalar, insan olmanın anlamını kavramaya yönelik bitmeyen anlayışımızın bir parçası haline geldi.

Bir papazının oğlu olarak doğan ve papazlık eğitimi alan Pavlov ve klasik koşullanma deneyleri- Deniz Serindağ

Kaynak :
İvan PAVLOV Hayvan Makinesini Araştırırken (Daniel Todes) Tübitak Popiler Bilim Kitapları Yaşam Öyküsü Dizisi

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Cepçilerle mücadele ve cep merkezli muhabbetler – Aykut Emre Al

Barınağıma geldikten sonra keşke diyorum yeşil otobüslerdeki o gerilimli telefon kavgaları “konuşurum ulan”cıların lehine bitmeseydi. Keşke bu didişmeler yaşanırken gıcık...

Kapat