Bir Açlık Estetiği, Şiddet Sineması – Glauber Rocha

Latin Amerika hakkındaki tartışmalar için çok karakteristik olan aydınlatıcı bilgi veren bir girişe başvurmaksızın, ben Avrupalı bir gözlemcininkinden çok daha geniş terimler içinde bizim kültürümüz ile “uygarlaşmış” kültür arasındaki ilişkiyi incelemeyi tercih ederim. Böylelikle, Latin Amerika kendi genel sefaletinin-yoksulluğunun matemini tutarken, bir kenarda durup yalnızca seyreden yabancı bu sefaletin-yoksulluğun ürünlerinin lezzetini bir trajik belirti (semptom) olarak değil de yalnızca kendi ilgi alanındaki estetik bir nesne olarak değerlendirmektedir. Ne Latin Amerikalı kendi gerçek sefaletini-yoksulluğunu “uygarlaşmış” Avrupalıya iletir, ne de Avrupalı gerçek anlamda Latin Amerikalının sefaletini-yoksulluğunu kavrar.

Bugün Brezilya’daki sanatların durumu özünde budur; özellikle toplumsal problemleri kabalaştıran, şekilsizleştiren biçimsel egzotizm olmak üzere birçok biçimsel oynayışlarla gerçekliği değiştirmeler yalnızca sanatta değil, aynı zamanda siyaset içinde de bir dizi yanlış ve yetersiz anlamanın önünü açmıştır. Avrupalı gözlemci için azgelişmiş dünyadaki sanatsal yaratım süreci yalnızca ilkelcilik anlayışı için bir nostaljik duyguyu tatmin ettiği oranda ilgiye değerdir. Bu ilkelcilik anlayışı (primitivism) genel olarak melez bir form olarak sunulmaktadır, “uygarlaşmış dünya”nın gecikmiş bir mirası-kalıtı altında şekil değiştirip canlandırılarak sunulmaktadır, uygarlaşmış dünyanın bu mirası sömürgeci koşullanma tarafından bize sunulduğu için çok az anlaşılmıştır. İnkar edilemez bir biçimde Latin Amerika bir sömürge olarak kalmaya devam etmektedir ve geçmişin sömürgeciliğinden bugünkü sömürgeciliği ayıran şey yalnızca sömürgecinin çok daha cilalanmış biçimleri ve yalnızca gelecekteki egemenliği hazırlayan insanların kullandıkları çok ince, akıllıkla gizlenmesi için çaba gösterilmiş biçimleridir. Latin Amerika’nın uluslararası alandaki problem teşkil eden hali hala yalnızca sömürgeleştirenlerin değişmesi durumundan kaynaklanmaktadır. Bizim olası özgürlüğümüz ve kurtuluşumuz bundan dolayı yeni bir bağımlılık biçiminde –muhtemelen- gelecektir.

Bu iktisadi ve siyasal koşullanma bizim felsefik olarak zayıflığımıza ve güçsüzlüğümüze yol açmıştır, zayıflıklarımız da bilinç ve histerinin bilinçdışı olduğu zamanlarda kendi saf şeklini bulmasına sağlamaktadır. Bu nedenden dolayı Latin Amerika’nın açlığı basit bir biçimde alarm veren bir belirti değildir: tam da bizim toplumumuzun özüdür, esasıdır. Orada dünya sinemasıyla ilişkisi içinde Cinema Novo’nun trajik orijinalliği yatmaktadır. Bizim orijinalliğimiz bizim açlığımız ve bizim en uç noktalardaki sefaletimizdir, ki bu açlık hissedilebilir, fakat entelektüel olarak anlaşılamaz.

Brezilyalıların çoğunluğunun ve Avrupalıların anlayamadıkları açlığı biz anlıyoruz. Avrupalı için bu garip ve yabancı bir tropikal gerçeküstücülüktür (sürrealizm). Brezilyalı için bu ulusal bir utanç kaynağıdır. Brezilyalı yiyemez, fakat yiyemediğini söylemekten utanır; ve yine de, bu açlığın nereden geldiğini bilmez. Biz biliyoruz ki –çünkü aklın ve nedenin her zaman egemen olmadığı yerlerde böylesi kederli, çirkin filmleri, bu çığlık halindeki umutsuz filmleri yaptık- bu açlık ortalamacı hükümet reformlarıyla giderilemeyecektir, tedavi edilemeyecektir ve bu teknikolorun (renkli filmin) pelerini açlığın tümörlerini gizleyemez, aksine yalnızca daha da kötüleştirmektedir, ilerletmektedir. Bundan dolayı, yalnızca bir açlık estetiği kendi öz yapılarını, bünyesini zayıflatarak kendisini niteliksel olarak aşabilir, sınırlarını ileriye götürebilir: açlığın en soylu kültürel dışavurumu şiddettir.

Cinema Novo kıtlık içinde yaşayan insanın normal davranışının şiddetle dolu olduğunu göstermektedir; ve bu kıtlık içinde yaşamanın şiddeti ilkel değildir. [Barren Lives-Çorak Yaşamlar’daki] Fabiano ilkel midir? [Ganga Zumba’daki] Antao ilkel midir? [Black God, White Devil- Siyah Tanrı, Beyaz Şeytan’daki] Corisco ilkel midir? Porto das Caixas’daki kadın ilkel midir?

Cinema Novo’dan öğrenilmesi gereken şudur, şiddetin estetiği ilkel olmaktan önce devrimcidir. Tam da burası başlangıç anıdır; sömürgecinin sömürgeleştirilenin farkına vardığı zaman. Yalnızca bu şiddetle yüz yüze geldiği zaman sömürgeci içine düştüğü korku ve dehşetle sömürdüğü kültürün direnme gücüne ve dayanıklılığını anlamaktadır. Sömürgeleştirilen silahlarına sarılmadıkça, o zaman köle olarak kalmaya devam eder; Fransızların Cezayirlilerin farkına varması için ilk polis ölmek zorundaydı.

Ahlaki duruş açısından bu şiddet, eski sömürgeleştiren hümanizmle ilişkilendirilmediği gibi nefret ve hınçla da tamamlanamaz. Bu şiddetin kaynaklık ettiği sevgi-aşk şiddetin kendisi kadar acımasızdır, çünkü bu ne bir kendi kendinden hoşnut olma sevgisidir ne de derin bir düşünme halidir, aksine daha çok bir eylem ve dönüştürme anıdır.

Cinema Novo’nun kendi varoluşunu meşrulaştırmak zorunda olduğu dönemden bu yana uzun zaman geçti. Cinema Novo, Latin Amerika kıtasının iktisadi ve kültürel süreçleri içinde marjinal kalmaya devam ederken etkin bir biçimde gelişemedi. Cinema Novo her yerdeki yeni insanlara özgü bir fenomendir ve yalnızca Brezilya ile sınırlı değildir. Entelektüel sansürün ikiyüzlülüğüne ve gerçekleri bilinçdışına atma çabasına karşı çıkan ve hakikatin filmini yapmak için hazır olan yönetmenler neredeyse, orada Cinema Novo’nun ruhu yaşıyordur; yaşları ne, hangi çağda oldukları, hangi farklı tarihsel arka plandan gelirlerse gelsinler, yönetmenlerin kendi kameralarını ve kendi mesleki yetilerini zamanımızın büyük nedenlerinin anlaşılmasının hizmeti için kullanırlarsa orada Cinema Novo’nun ruhu vardır. Burası hareketin tanımlandığı yerdir ve bu tanım yoluyla Cinema Novo kendisini ticari endüstriden ayırmaktadır, çünkü Endüstriyel Sinemanın angajmanı gerçekleri gizlemek için, yalan söylemek için ve sömürü için yapılmıştır. Cinema Novo’nun iktisadi ve endüstriyel entegrasyonu Latin Amerika’nın özgürleşmesine sıkı sıkıya bağlıdır. Cinema Novo kendisini bu özgürlüğe bütünüyle ve tamamen adamıştır, kendi adında, bütün katılımcılarının adlarında, en cahilinden en yeteneklisine, en zayıfından en güçlüsüne kadar. Bir kişi ya da bir evi filme çekme yönteminde, seçtiğimiz ayrıntılarda, öğretmeyi seçtiğimiz ahlak içinde, bu etik sorun eserlerimizde yansıtılacaktır. Cinema Novo tek bir film değildir, aksine evrim içinde olan bir filmler kompleksidir, evrim içindeki bu süreç nihai olarak halkımızın kendi öz yoksulluğunun-sefaletinin farkına varmasını sağlayacaktır.

Glauber Rocha  
New York, Milano, Rio de Janerio (Ocak, 1965)

Çeviren: Zahit Atam
Yeni İnsan Yeni Sinema Dergisi 22 sayısı (2009)
Not: Bu manifestonun eksiksiz tam metni türkçe olarak ilk kez cafrande.org’ya yayınlanmıştır.

___________________________________________

Glauber Rocha 
1938-1981 yılları arasında yaşamış olan Brezilyalı film yönetmeni. Cinema Novo akımı içinde yer alan filmler yapmıştır. ilk uzun metrajlı filmi 1962’de yönettiği Barravento’dur.
Cinema Novo’ nun en büyük ismi kabul edilen Glauber Rocha, Rio’ da Nelson Pereira Dos Santos ve Carlos Diegues gibi yönetmenlerin yanında ilk sinema çalışmalarını gerçekleştirdi. Yukarıda okuduğunuz manifestosu ile sinema anlayışının belirginleştiği 1964 yapımı Deus e a diabo na terra do sol adlı filmde hükümet, ordu ve kilise adına iz süren italyan Neo Realismo akımının ve yeni dalga’ nın etkisiyle kendi kültürünün mitleri, Hıristiyanlık ve açlık ekseninde özgün bir politik sinema yarattı.
Sinemanın ve her türlü zihinsel çabanın propaganda ve düzeni sarsma aracı olarak kullanılmasının zamanı gelmiştir.” sözüyle sinema anlayışına sınıf mücadeleleri,mülkiyet ilişkileri, sosyal adaletsizlikler gibi çatışma unsuru sayılabilecek konuları kışkırıtıcı bir üslupla ortaya konulmasını savunan Brezilya’lı ünlü yönetmen.
Filmografisi; Barravento (1962) Deus e a diabo na terra do sol (1964) Terra am transe (1967) Antonio das mortes (1969) Cabezas cortadas (1970) Der leone have sept cabezas (1970) Historia do brasil (1973) A idade da terra (1980)

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Şiir ve Biçim Üzerine – Cahit Sıtkı Tarancı

Bugün aruzla da, heceyle de, serbest vezinle de yüzümüzü güldürecek derecede güzel şiirler yazıldığı halde, bu vezinleri kullanan şairlerin çoğunda...

Kapat