“Beni düşünen yok ki…” Kavga – Orhan Kemal

Adam eve neşeyle geldi. Her zaman asık suratla gelişine karşılık bugünkü neşe karısının gözünden kaçmadı. Aptal değildi o. Dünyanın en zeki kadını değilse bile, gene de her gün asık suratla gelen erkeğinin bugünkü neşesini farkedecek kadar zekiydi. Hemen her gün gazeteler dolusu zam haberlerini gördükçe neşesi değil yalnız, tatlı uykuları kaçan adamın keyfi nereden ileri gelebilirdi? Maaşına zam mı olmuştu? Para mı bulmuştu sokakta? Çok sevdiği halde yavaş yavaş unuttuğu kahve mi geçmişti eline? Yoksa, evet yoksa zengin bir kadın mı bulmuştu? Zengin kadın, isterse yaşlı, çirkin, hatta yatalak..

Sinirli sinirli sordu:

— Nedir bu neşenin sebebi?

Adam yalnız neşeli değil, dalgındı da. Kendi kendine bir şeyler hesaplıyor, ölçüyor biçiyor, gülümsüyordu. Bir ara:

— Hey canına yandığımın be! diye, elini masaya vurdu:

Kadın dayanamadı artık. Adam çıldırmadıysa vardı bir şeyler:

— Sana söylüyorum!

Adam hala oralı değil. Dürttü, kolundan çekti. Neden sonra karısına döndü, boş, bomboş gözlerle baktı, karısını görmedi.

— İnsanı patlatmak için bire birsin!

Adam nihayet:

— Ha? dedi.

— Sevincinin sebebini öğrenmek istiyorum!

Adam belki duydu, belki de duydu anlamadı.

Fakat hep aynı neşeyle, hatta daha da artan bir neşeyle:

— Çok değil, on beş bin de işimi görür! dedi. Bir on beş bin beni en azından on yaş gençleştirebilir!

Kocasının on yaş birden gençleşmesi mi? O zaman, o zaman kendisi ne olacak? Aralarında sekiz yaş fark vardı. Kocası on yaş gençleşince adamdan iki yaş da büyük mü olacaktı?

— Cevap ver, ne on beş bini, ne on yaş gençleşmesi?

Adamı sarstı, tekrar sarstı, itti çekti, zorla kendine geldi. Babalarıyla annelerinin çocuklar gibi itişip kakışmasını kahkahalarla seyreden üç kız birbirlerine tutunmuşlardı.

— Bilet aldım bilet, piyango bileti aldım. Daha doğrusu dairede ortaklaşa aldık arkadaşlarla. Hani büyük değil, orta ikramiyelerden biri, bir vurdu da elime on beş bin geçerse..

Kadın ferahladı:

— Allah canını almaya. Ben de sanmıştım ki..

Ne sanırsa sansın, oralı değildi adam.

— Hemen istifayı basar..

Kadının gözleri büyüdü:

— Eee???

— Ciğeri iki para etmez hergelelerin tahakkümünden kurtulurum!

— Yani on beş bini çatır çatır yersin ha?

— Yok canım, bir iş tutarım. Mesela küçük bir lokanta açar, el kapısından kurtulurum..

Kadın fikri beğenmedi:

— Hayır şekerim hayır, işini hemen tasfiyeye gitme. Daireden on beş gün izin al. Bak vaziyete, yürütebileceğine aklın kesince bas istifayı!

Adam omuz silkti:

— Elime on beş geçecek de…

— Onbeş bin de ne? Bu zamanda onbeş binin ne kıymeti var? Eskinin bin beş yüzü.. Senin eline para geçerse..

Adam sertçe döndü:

— Evet?

— Çar çur edersin!

— Sinirlendirme insanı. Bundan önce birkaç sefer on beş binler geçti elime de çar çur mu ettim?

— Etmedin ama, edebilirsin. Elin açık. En iyisi nedir biliyor musun? On binini benim namıma bankaya yatıralım. Beş biniyle de üstümüzü, başımızı düzelim. Benim iç çamaşırlarım iyice eskidi. İskarpinlerimin topukları yamuldu. Mantom dersen..

Üçü de okula giden kızlar atıldılar

— Bizim de bizim de..

— Benim ayakkabılarım su alıyor!

— Ya benimkiler?

— Hep kendinizden bahsedersiniz. Beni düşünen yok ki.

Kadın:

— Kesin, dedi. Tabi sizi de düşüneceğiz. Birer ayakkabı alalım çocuklara, bir top da patiska. İç çamaşırlarımızı..

Adam:

— Kostüm, dedi. Bana iyi bir kostüm lazım.

Aslında iki, hatta üç takım lazım ya, şimdilik bir de olabilir. Tabi üç takım olsa elbiseler birbirine yardımcı olur, çabuk eskimez..

— Tabi, mesela bana da iki manto olsa.. Sonra rujum da hiç kalmadı.

— Altı tane de gömlek ister bana!

— Bana da çorap. Naylon çorap.

— ….?

Yemek boyunca konuşuldu, yemek bitti, ihtiyaçlar bitmedi. Kadın kızlarıyla yardımlaşa yardımlaşa sofrayı kaldırdı, bulaşıkları yıkadı, kocasının yanma döndü. Onu yatak odasında karyolaya sırtüstü uzanmış, cigara içer buldu.

— Ruju iki, hatta üç, dört tüp alalım, dedi, iyi mal piyasadan hemen kayboluyor!

Adam duymadı. Lokantadan çok kahve yatıyordu aklına. Günde üç beş yüz marka yapan bir kahve. Çayı kaynat kaynat kurut, boyayla muamele et tekrardan kullan. Semaverin terkosunu eksiltme, oooh. Ocakçı, garsondan başka pek bir masrafın olmasın..

Karısına açtı.

Kadın tam o sırada mantoyla tayyör hayali içindeydi. Kocasının kahveciliğe işi döküşünü hiç beğenmedi. Bu zamanda şık mantoyu, kostüm tayyörü kahveci karıları da giyebiliyorsa da, yine de kahveci karısı olmak hoş değildi.

— Sen yıllar yılı memuriyette pişmiş bir insansın. Ne lokantacılık yapabilirsin, ne kahvecilik, Sonra lokantacı, kahveci..

Karısının burun kıvırışından anlamıştı:

— Süksesiz işler değil mi?

Kadın canını dişine takarak:

— Elbette! dedi.

Adam çıldırmışçasına karyoladan yere atladı, başladı karısının soyunu sopunu sayıp dökmeye. Neydi, kimin kızıydı? Kaç paralık insanlardı?

Yıllar yılı çoook, sayılıp dökülmüş, serilip toplanmıştı. Kadın artık kızmıyordu «anasının soğan babasının sarımsak»lığından söz açılmasına.

— Palavrayı bırak da cevap ver, dedi. On beş bin, bankaya kimin namına yatacak?

Adam hırsla:

— Benim tabi, dedi.

Bu büyük, çok büyük bir tehlikeydi. On beş binin sahibi bir adam edebilir, genç güzel oynaklardan biri de ona uyabilirdi. Ellerini beline dayayıp hırsla sordu:

— Peki ben neciyim bu evde?

— Neci olursan ol!

Korktuğuna uğrayacaktı galiba. «Neci olursan ol!» Yani, benim yanımda zerrece ehemmiyetin yok. Param olunca sana ne minnetim kalacak? Sen olmazsan bir başkası senin yerini alabilir!

Çıldırırcasına dikildi kocasının karşısına:

— Paralar bankaya benim namıma yatacak, o kadar!

— Beni tehdit mi ediyorsun?

— Tehdit mehdit. Paralar benim namıma yatmasın da gör!

— N’olur?

Gerçekten de n’olurdu? Keskin sirkenin zararı küpüneydi!

Bir kenara çekildi, ağlamaya başladı. Adam yeniden evleniyor, yeni karısına çifte çifte mantolar, tayyörler, iç çamaşırları, en iyi markadan rujlar alıyor, koluna takıp sinemaya, eğlence yerlerine götürüyor. Talihsizdi, çok talihsizdi hem de. Babası, annesi olacak hortlayasacılar, ne demeye bu pis herife vermişlerdi sanki?

Adam az önceki kavgayı kendisi etmemiş gibi, yeni bir neşeyle karısının yanına geldi:

— Parayı bankaya yatırdık da banka ikramiyelerinden güzel bir de köşk çıktı mı.. Ha? Ne dersin?

— Para kimin namına yatacak sen ondan haber ver!

— Canım, karıcığım, fark mı var aramızda? Mesele köşkün çıkması!

— Tabi mesele bu ama, para benim namıma yatarsa daha iyi olur.

— Öyle olsun, senin namına yatsın. Tamam mı?

Kadın yerinden fırlayarak kocasının boynuna sarıldı:

— Canım kocacığım benim. Sen dünyanın en iyi kocasısın!

Adamın artık ne yeniden evlenmesini düşünüyordu, ne de ötekine alınması ihtimali olabilecek mantoları, tayyörleri, rujları..

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Sennur Sezer ve kendi sesinden şiirleri: Nasıl anlatalım çocuklara dünyayı?

Kapat