Cemal Süreya’nın günlüğünde Edip Cansever: “O bütün hesaplarını vermiş eski bir uygarlık gibi”

Edip Cansever543. GÜN

TV’de, sekiz otuz haberlerinde, birden, Edip Cansever’in ölüm haberi verildi. Bu haber inanılmaz ölçüde sarstı beni. Rastlanmadık bir biçimde ve yüksek sesle ağlamaya başladım. Oğlum fazla kaygılanmış, gelip avutucu şeyler söyledi. Turgut’ta bunca sarsılmamıştım. Üst üste gelişte bir şey var belki. Otuz yıllık arkadaşımdı. Yalnız sanat serüvenimizi değil, hayat serüvenimiz de iç içe durumlar yaşamıştır.

Devamı…Cemal Süreya’nın günlüğünde Edip Cansever: “O bütün hesaplarını vermiş eski bir uygarlık gibi”

Orhan Kemal’in Not Defterinden Cezaevi: “Birden aklıma geliyor, karım nerde, kızım nerde? Vay anam vay…”

orhan kemal
Dün gece karımı rüyada gördüm. Hayır, bizzat onu görmedim, yalnız ona ait bir olay oldu. Şöyle ki: Tahliye olmuşum, Adana’ya gitmişim. Eve yorgun argın gelmişim. Soyunup yıkandıktan sonra sedire uzanıyorum. Kız kardeşlerim büyümüşler, merakla etrafımı alıyor, beş senelik hapislik hayatıma ait sorular soruyorlar.

Devamı…Orhan Kemal’in Not Defterinden Cezaevi: “Birden aklıma geliyor, karım nerde, kızım nerde? Vay anam vay…”

Orhan Kemal: “On beşimde yoktum boynuma işporta takılıp sokaklara salıverildiğimde”

orhan kemalGeceydi.
Ayten tavanda yanan ufacık ampulün ışığında sırtüstü uzanmıştı sedire. Elinde günlük bir gazetenin haftadan haftaya verdiği eklerden biri. Görmeden bakıyordu. Oysa neler yoktu ekin o sayfasında genç kız kalplerini hoplatacak. Eldivenlerden söz ediyordu ek. Kumaş, yün, saten, podanj, desenli, desensiz. On beş liradan yetmiş beş liraya kadar. Sonra pudriyerler. Gümüş, sarı maden. Yetmiş beş liradan üç yüz liraya kadar. Bilezik, tarak, çeşitli kolyeler, gece ayakkabıları, botlar, çantalar.. Sonra gece elbiseleri, şapkalar, boneler, orlon, yün, naylon kazak, bluzlar, tuvalet makyaj takımları, vazolar, şekerlikler, seramikler..
Elindeydi ek, bakıyordu görmüyordu. Artık ne olursa olsun okula bir tekme, çalışacaktı.
Az sonra kimbilir hangi İstanbul meyhanesinden fitil gibi sarhoş dönecekti babası. Açacaktı ağzını yumacaktı gözünü..

Devamı…Orhan Kemal: “On beşimde yoktum boynuma işporta takılıp sokaklara salıverildiğimde”

Gerçek Hayatların Hikayesini Yazan Edebiyatımızın Ağır İşçisi: Orhan Kemal – Ahmet Ümit

ahmet ümitOrhan Kemal içinden geldiği toplumu, kendisi gibi yaşamını çalışarak kazanan insanları yazdı, ezilen, ekmek derdinde olan insanları. Onların gitgide acımasızlaşan yaşam karşısındaki tutunma mücadelelerini anlattı. Bir yazar olarak her zaman sömürülenlerin yanındaydı ama içinde kimseye karşı kin, düşmanlık yoktu. Belki de onu kaba gerçekçilikten, didaktik olmaktan koruyan yanı da bu olmuştur. Onun öykülerinde kelimenin tam anlamıyla gerçek insanların, gerçek serüvenleri vardı. Acı bir düdük sesiyle boşalan fabrikaların yorgun paydos saatleri, bahçede yakılan mangalın ölgün pırıltısı, havayı dolduran anason kokusu, insan teninin sıcaklığı, umudu hep diri kalan Çukurova köylülerinin buruk gülümseyişleri… 

Devamı…Gerçek Hayatların Hikayesini Yazan Edebiyatımızın Ağır İşçisi: Orhan Kemal – Ahmet Ümit

“Güneşin altında boyuna çoğalan bir kalabalık sesli sesli gülüyor” Yavru Köpek – Orhan Kemal

orhan kemalŞehrin ana caddesindeki kuyumcu dükkânlarından birinin kaldırımı önünde bir köpek yavrusu ön ayakları üzerine uzanmış, acı acı sızlanıyor, arada başını iki yana çevirip, etrafını alan mahalle çocuklarına bakıyordu.
Köpek yavrusunun iki ard ayağını az evvel, demir tekerlekli bir yük arabası ezmişti. Şimdi mafsallardan aşağısı pestile dönmüş, ayaklar yalnız bir deriyle bağlı, sarkıyor, ezikten boyuna kan sızıyordu. Arada boynunu büküyor, sesini yükselterek bir şeyler anlatmak istiyor, sesi ağırlaşıyor, yükseliyor, sonra yavaşçacık tükeniyordu.
Etrafını alan mahalle çocuklarıysa yaramaz ve haşindiler… Bunlardan Tatara benzeyen, basık burunlu birinin elinde bir değnek vardı. Şakıldaklı entarisinin parçalanmış sırtından eti görünüyordu. Yanında, paslı bir çember tutan çok zayıf oğlana:

Devamı…“Güneşin altında boyuna çoğalan bir kalabalık sesli sesli gülüyor” Yavru Köpek – Orhan Kemal

“Birlikte indik. Yan yana yürüyorduk.” Macera – Orhan Kemal

orhan kemalVapurda omuz omuzaydık. Bunaltıcı, öğürtücü, uyku getiren bir sıcak oflatıp puflatıyordu. Sağa sola bakınırken dipte t dipte bir kişilik bir yer keşfedip, usullacık gittim. Tam da pencerenin önüydü. Derhal oturdum.
Karşımda, fazla kavrulmuş bir kahve tanesini hatırlatan kırış kırış bir kocakarıyla ilk bakışta dikkati çekecek hiçbir özelliği olmayan, zayıf bir kız oturuyordu. Başında acı kırmızı bir eşarp, sırtında omuzları düşük, kirli bir erkek ceketi, çıplak ayaklarında ipsiz, keten lstikler.
Kocakarı eski bir tiryaki alışkanlığıyla cigara içmekte, kız da bozuk bir çakmakla oynamaktaydı. Arada çakmağı açıyor, yayını, taşlarını filan çıkarıyor, tekrardan takıyordu. Bunu bir, beş, on defa tekrarladıktan sonra müthiş bir can sıkıntısıyla içini çekip genleşti. İşte o sıra gözgöze geldik. Bu bir anlık gözgöze gelişte ondaki bir çift fevkalde aydınlık kahverengi gözün farkına vardım. Uzun, siyah kirpikli, ışıl ışıl gözler..

Devamı…“Birlikte indik. Yan yana yürüyorduk.” Macera – Orhan Kemal

Ruhi Su’nun Sabahattin Ali ile olan dostluğu, Sabahattin Ali’nin Orhan Kemal’le tanışması

sabahattin_aliRuhi Su’nun Sabahattin Ali ve ailesi ile olan dostluğu

Ruhi Su, 1934’te tifo nedeniyle hastanede yatan Sabahattin Ali’yi ziyarete gitmiş, birkaç yıl sonra Ankara’da konservatuvarda yeniden buluşmuşlar. Ruhi Su, konservatuvarın opera bölümünde Cari Ebert’in öğrencisi olmuş; Sabahattin Ali’den de diksiyon dersleri almış. Sonraki yıllarda, sıkça Muvaffak Şereflerin evine gider, oradaki akşam toplantılarında türkü söylermiş.
Sabahattin Ali’nin ölümünden sonra, Ali ailesine yardım edenlerden biri de Ruhi Su’dur. Ekonomik sıkıntılar,biriken borçlar, devlete ödenmesi gereken vergiler ve Aliye Ali’nin terzilik ve daktiloluktan kazandığı paranın azlığı Filiz Ali’nin Ankara Kız Lise’ndeki öğrenimimi sürdüremeyeceğini ortaya koyunca ailenin yakın arkadaşları Filiz Ali’nin devlet parasız yatılı okul sınavlarına girmesinin uygun olacağına karar vermiş. Ancak Filiz Ali, bu sınava yeteri kadar hazırlanamayınca, Necil Kâzım Akses’in önerisiyle konservatuvar sınavına hazırlanmaya başlamış.

Devamı…Ruhi Su’nun Sabahattin Ali ile olan dostluğu, Sabahattin Ali’nin Orhan Kemal’le tanışması

“Milletçe adam olmanın yoluna girmiş miydik acaba?” Medeniyet Yuları – Orhan Kemal

Dün akşam bir arkadaşla hamama gitmiştik. Hamam ücretleri gene yükseldiği için mi ne, hamam bayağı tenhaydı.
Keselendik, yıkandık. Bu arada, birlikte götürdüğümüz portakalları yiyelim dedik. Soyduk kabuklarını, dilim dilim yedik. Yedik ya, kabuklarla çekirdekleri nereye atacağız? Görünürlerde ne bir çöp sandığı, ne de teneke. Kurnanın yanma suçlu suçlu bıraktık. Suçluluğa gerek yoktu oysa. Avuç dolusu para verecektik hamamcıya, çıkarken. Hamamın temizliğine bakanlar öteki kir pas, hatta çöplerle birlikte bunları da kaldırır, bir yerlere atarlardı herhalde ama, hayır, kurnanın yanıbaşına bırakmak hoş değil gibime gelmiş, davranışım içime sinmemişti.
Neyse, havlular geldi, büründük. Tam çıkacaktık, arkamızda hırslı, kalın, hınçlı bir ses:

Heeey… medeniyetsizler!

Devamı…“Milletçe adam olmanın yoluna girmiş miydik acaba?” Medeniyet Yuları – Orhan Kemal

Orhan Kemal’den bir öykü: Revir Meydancısı Yusuf | Alt tarafı ne, bir tabak yemek değil mi?

Revir meydancısı Yusuf. Trakya’nın kıraç bir köyündendi. Bir gece, koyun çalmağa gelen bir hırsız öldürüp gömmekten on sekiz yıla hüküm giymisti. Hapishaneye düstükten sonra sık sık memleketini hatırlar, iri çoban köpeklerinin gürler gibi havlayarak dolastığı koyun sürülerini, tarlalara yiyecek götüren kadınları, mavi göklerde kıpkırmızı akan bulutları görür gibi olur, garip garip içini çekerdi.
Simdi, revir «Malta»sının bir kösesindeki karyolasına sırt üstü uzanmıs, gene memleketini düsünüyor, bir taraftan da ağırlasan göz kapaklarını zorla açarak tavana bakıyordu.
Beyaz badanalı tavanda bir tahtakurusu gözüne ilisti. Dikkatle baktı, tamam, bir tahta kurusu… Geceyi hatırladı: ılık ılık kımıldayan havasıyla ağır gece… Taze buğday tanelerine benzeyen diri tahtakuruları, sanki avuç avuç serpilmisti. İnsanın vücudunu ürperterek haslıyorlar, insan iki yana çırpındıkça, les gibi kokuyorlardı.

Devamı…Orhan Kemal’den bir öykü: Revir Meydancısı Yusuf | Alt tarafı ne, bir tabak yemek değil mi?

Öykü, Dört Duvar – Orhan Kemal | “Bütün bunları alkışlayan aldatılmış kalabalıklar vardı!”

Sürgünler geldi dediler. Zaten bekliyorduk. Koştuk cezaevinin taş merdiveni başına: Ben, Necati, Kosti, Bobi Niyazi.
Dördümüz de hükümlüydük. Necatiyle Kosti bir gece Beyoğlu sinemasının gişesini soymağa kalkıp yakalanmaktan yedişer yıl yemişlerdi. Bobi Niyazi, aslında esrar satmak ama, “arkadaşlar matrağına cebime esrar koymuşlar, polisler kaçak çakmak tası ararlarken enselediler, adımız esrarcılığa çıktı!” diyordu.
Neyse, koştuk cezaevinin idareye çıkılan taş merdivenlerine.
Bir başka İl’in cezaevinden bizim cezaevine sürgün edilenler, büyük demir kapıdan içeriye ikişer ikişer sokuluyorlardı. Ortadaki kalın, upuzun zencice bileklerinden sıkı sıkıya bağlı cezalılar yüzenli çifttiler, tamam üçsüz kişi!  Yalın ayakları, paramparça üst baslarıyla mide bulandırıcıydılar. Saçları sakallarına karışmıştı. Her içeri giren çift, onları getiren candarmalarin önünde duruyor, bileklerini bağlıyan kelepçenin küçücük kilidi açılmadan önce, üçsüz sari dosya arasından “Şahsi dosya”ları bulunuyor, bizim cezaevi idarecilerine teslim ediliyorlardı. 

Devamı…Öykü, Dört Duvar – Orhan Kemal | “Bütün bunları alkışlayan aldatılmış kalabalıklar vardı!”

Edebi İncelemeler | Orhan Kemal’in Romanları 1 – İ. Güven Kaya

Orhan Kemal’in romanlarının bir bölümü kendi yaşamından bazı kesitler yansıtır. Sonra gittikçe geniş boyutlar kazanan konular Çukurova’ya, Çukurova emekçilerine; oradan da İstanbul’a değin uzanır. Bu genel çizgi içinde irili ufaklı, kadınlı erkekli bir yığın insan; iyi kötü, mutlu mutsuz yaşamlarıyla okuyucuların gözleri önüne serilir.
Burada, Orhan Kemal’in tüm romanlarını değil de, bir grup romanından yola çıkarak en belirgin çizgileriyle üç insan kesitini vermeğe çalışacağız. Bunu yapmaktan amacımız, yazarın büyük bir ustalıkla yarattığı bu insan tiplerinin hâlâ toplumumuzda etkin kişiler oluşları ve zaman zaman toplumsal yapıyı temelinden sarsmalarıdır. Orhan Kemal, bu tipleri yaratırken kendine özgü gülmece anlayışından da yararlanarak, biraz abartmaya kaçmamış değildir. Bununla birlikte çevre gözlemlerinden yola çıkarak ortaya koyduğu bu insanların gerçekçi bir anlatımla okuyucuya tanıtılması, yazarın gözlemci yanının ne denli güçlü olduğunu da kanıtlamaktadır.

Devamı…Edebi İncelemeler | Orhan Kemal’in Romanları 1 – İ. Güven Kaya

Bir insanlık öyküsü, Orhan Kemal’in başyapıtı ’72. Koğuş’ sinemalarda

Usta yazar Orhan Kemal’in 1940’ların karanlık, yoksul ve acımasız günlerinden esinlenerek yazdığı romanından sinemaya uyarlanan bir hapishane filmi ‘olan 2. Koğuş’ bugün gösterime girdi. Romanın aksine kadına daha çok yer veren senaryosuyla dikkat çeken film, insan haysiyetinin düşebileceği en dipsiz kuyunun hikayesi. 1940’lı yıllar, II. Dünya Savaşı’nın etkisindeki Türkiye’nin kıtlık yılları. Cezaevinin 72 nolu koğuşunda çeşitli suçlardan yatan mahkumlar.. İnsan insanın kurdudur dercesine, acıları, insanlığa özlemi, hayata dair düşleri, onuru, aşkları ve kavgaları içerisinde dipsiz bir çukurun içini gördüğümüz bir öykü.
Filmde, bu derin çukura yuvarlanmış, en yakınını üç kuruşa vurabilecek kadar alçalmış insanların dünyası, bir koğuşun karanlıktaki direnişi ve yaşam mücadelesi anlatılıyor.

Devamı…Bir insanlık öyküsü, Orhan Kemal’in başyapıtı ’72. Koğuş’ sinemalarda