Orhan Kemal: “On beşimde yoktum boynuma işporta takılıp sokaklara salıverildiğimde”

orhan kemalGeceydi.
Ayten tavanda yanan ufacık ampulün ışığında sırtüstü uzanmıştı sedire. Elinde günlük bir gazetenin haftadan haftaya verdiği eklerden biri. Görmeden bakıyordu. Oysa neler yoktu ekin o sayfasında genç kız kalplerini hoplatacak. Eldivenlerden söz ediyordu ek. Kumaş, yün, saten, podanj, desenli, desensiz. On beş liradan yetmiş beş liraya kadar. Sonra pudriyerler. Gümüş, sarı maden. Yetmiş beş liradan üç yüz liraya kadar. Bilezik, tarak, çeşitli kolyeler, gece ayakkabıları, botlar, çantalar.. Sonra gece elbiseleri, şapkalar, boneler, orlon, yün, naylon kazak, bluzlar, tuvalet makyaj takımları, vazolar, şekerlikler, seramikler..
Elindeydi ek, bakıyordu görmüyordu. Artık ne olursa olsun okula bir tekme, çalışacaktı.
Az sonra kimbilir hangi İstanbul meyhanesinden fitil gibi sarhoş dönecekti babası. Açacaktı ağzını yumacaktı gözünü..

Devamı…Orhan Kemal: “On beşimde yoktum boynuma işporta takılıp sokaklara salıverildiğimde”

“Güneşin altında boyuna çoğalan bir kalabalık sesli sesli gülüyor” Yavru Köpek – Orhan Kemal

orhan kemalŞehrin ana caddesindeki kuyumcu dükkânlarından birinin kaldırımı önünde bir köpek yavrusu ön ayakları üzerine uzanmış, acı acı sızlanıyor, arada başını iki yana çevirip, etrafını alan mahalle çocuklarına bakıyordu.
Köpek yavrusunun iki ard ayağını az evvel, demir tekerlekli bir yük arabası ezmişti. Şimdi mafsallardan aşağısı pestile dönmüş, ayaklar yalnız bir deriyle bağlı, sarkıyor, ezikten boyuna kan sızıyordu. Arada boynunu büküyor, sesini yükselterek bir şeyler anlatmak istiyor, sesi ağırlaşıyor, yükseliyor, sonra yavaşçacık tükeniyordu.
Etrafını alan mahalle çocuklarıysa yaramaz ve haşindiler… Bunlardan Tatara benzeyen, basık burunlu birinin elinde bir değnek vardı. Şakıldaklı entarisinin parçalanmış sırtından eti görünüyordu. Yanında, paslı bir çember tutan çok zayıf oğlana:

Devamı…“Güneşin altında boyuna çoğalan bir kalabalık sesli sesli gülüyor” Yavru Köpek – Orhan Kemal

“Birlikte indik. Yan yana yürüyorduk.” Macera – Orhan Kemal

orhan kemalVapurda omuz omuzaydık. Bunaltıcı, öğürtücü, uyku getiren bir sıcak oflatıp puflatıyordu. Sağa sola bakınırken dipte t dipte bir kişilik bir yer keşfedip, usullacık gittim. Tam da pencerenin önüydü. Derhal oturdum.
Karşımda, fazla kavrulmuş bir kahve tanesini hatırlatan kırış kırış bir kocakarıyla ilk bakışta dikkati çekecek hiçbir özelliği olmayan, zayıf bir kız oturuyordu. Başında acı kırmızı bir eşarp, sırtında omuzları düşük, kirli bir erkek ceketi, çıplak ayaklarında ipsiz, keten lstikler.
Kocakarı eski bir tiryaki alışkanlığıyla cigara içmekte, kız da bozuk bir çakmakla oynamaktaydı. Arada çakmağı açıyor, yayını, taşlarını filan çıkarıyor, tekrardan takıyordu. Bunu bir, beş, on defa tekrarladıktan sonra müthiş bir can sıkıntısıyla içini çekip genleşti. İşte o sıra gözgöze geldik. Bu bir anlık gözgöze gelişte ondaki bir çift fevkalde aydınlık kahverengi gözün farkına vardım. Uzun, siyah kirpikli, ışıl ışıl gözler..

Devamı…“Birlikte indik. Yan yana yürüyorduk.” Macera – Orhan Kemal

“Milletçe adam olmanın yoluna girmiş miydik acaba?” Medeniyet Yuları – Orhan Kemal

Dün akşam bir arkadaşla hamama gitmiştik. Hamam ücretleri gene yükseldiği için mi ne, hamam bayağı tenhaydı.
Keselendik, yıkandık. Bu arada, birlikte götürdüğümüz portakalları yiyelim dedik. Soyduk kabuklarını, dilim dilim yedik. Yedik ya, kabuklarla çekirdekleri nereye atacağız? Görünürlerde ne bir çöp sandığı, ne de teneke. Kurnanın yanma suçlu suçlu bıraktık. Suçluluğa gerek yoktu oysa. Avuç dolusu para verecektik hamamcıya, çıkarken. Hamamın temizliğine bakanlar öteki kir pas, hatta çöplerle birlikte bunları da kaldırır, bir yerlere atarlardı herhalde ama, hayır, kurnanın yanıbaşına bırakmak hoş değil gibime gelmiş, davranışım içime sinmemişti.
Neyse, havlular geldi, büründük. Tam çıkacaktık, arkamızda hırslı, kalın, hınçlı bir ses:

Heeey… medeniyetsizler!

Devamı…“Milletçe adam olmanın yoluna girmiş miydik acaba?” Medeniyet Yuları – Orhan Kemal

Orhan Kemal’den bir öykü: Revir Meydancısı Yusuf | Alt tarafı ne, bir tabak yemek değil mi?

Revir meydancısı Yusuf. Trakya’nın kıraç bir köyündendi. Bir gece, koyun çalmağa gelen bir hırsız öldürüp gömmekten on sekiz yıla hüküm giymisti. Hapishaneye düstükten sonra sık sık memleketini hatırlar, iri çoban köpeklerinin gürler gibi havlayarak dolastığı koyun sürülerini, tarlalara yiyecek götüren kadınları, mavi göklerde kıpkırmızı akan bulutları görür gibi olur, garip garip içini çekerdi.
Simdi, revir «Malta»sının bir kösesindeki karyolasına sırt üstü uzanmıs, gene memleketini düsünüyor, bir taraftan da ağırlasan göz kapaklarını zorla açarak tavana bakıyordu.
Beyaz badanalı tavanda bir tahtakurusu gözüne ilisti. Dikkatle baktı, tamam, bir tahta kurusu… Geceyi hatırladı: ılık ılık kımıldayan havasıyla ağır gece… Taze buğday tanelerine benzeyen diri tahtakuruları, sanki avuç avuç serpilmisti. İnsanın vücudunu ürperterek haslıyorlar, insan iki yana çırpındıkça, les gibi kokuyorlardı.

Devamı…Orhan Kemal’den bir öykü: Revir Meydancısı Yusuf | Alt tarafı ne, bir tabak yemek değil mi?

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org