Ünlü yazar Lev Tolstoy babasını anlatıyor: “Dünyada hiçbir şey onu şaşırtamazdı”

Lev TolstoyO, geçen yüzyılın adamıydı; kendisinde o zamanın gençliğinin özellikleri vardı: tanımlanamaz bir efendilik, beceriklilik, kendine güven ve hovardalık…
Bu yüzyılın insanlarına küçümseyerek bakıyor; bu bakış, soydan gelme bir gururdan doğduğu denli, kendi yüzyılında elde ettiği etkiyi, başarıyı, zamanımızda da aynı derecede kazanamamanın verdiği üzüntüden ileri geliyordu.
Yaşamda iki şeye tutkundu: kumara ve kadına. Yaşamı boyunca kumardan milyonlar kazandı ve her tabakadan, sayısı belirsiz kadınla düşüp kalktı.
Uzun, yakışıklı boyu, kısa adımlarla tuhaf yürüyüşü, omuz silkme alışkanlığı, her zaman gülümseyen küçük gözleri, kocaman gaga burnu, hoş bir devinimle bükülebilen bakışımsız (asimetrik) dudakları, s’leri ş yapan konuşması ve cascavlak başı: İşte babamın, benim anımsadığım zamanki portresi…. 

Bu durumuyla o, yalnızca “à bonnes fortunes”  adam olarak ün kazanmakla kalmamış, aynı zamanda herkese, yaşamda, ayrımsız her durumdaki, her düzeydeki insana, hele kendi istediklerine, kendisini beğendirmeyi başarmıştı. Herkesle olan iş ve toplum ilişkilerinde, hep üstün durumdaydı.

Hiçbir zaman en yüksek sosyete adamı olmadığı halde, hep o çevrenin insanlarıyla düşüp kalkmış, onların saygısını kazanmıştı. Gururun, kendisine güvenmenin ölçüsünü, başkalarını incitmeyecek, kendisini de çevrenin gözünde yükseltecek derecede kullanmasını bilirdi. Özgün olmakla birlikte, bunu ancak, kimi durumlarda soyluluk ve zenginliğin kimi boşluklarını doldurmak için kullanırdı.

Dünyada hiçbir şey onun şaşırtamazdı. Ne denli parlak bir durumda olursa olsun, bunun için doğmuş gibi görünürdü. Yaşamın herkesçe bilinen, ufak tefek üzüntülerle dolu karanlık yanlarını başkalarından gizlemeyi ve kendisinden uzaklaştırmayı öyle iyi bilirdi ki, onu kıskanmamak elde değildi. Zevk ve konfor sağlayan her şeyden iyi anlıyor, bunlardan yararlanmayı iyi biliyordu. En zayıf yanlarından biri de, biraz annemin akrabaları, biraz da sonsuza dek teğmen kalması yüzünden kendilerine için için kızdığı, rütbece çok yüksek gençlik arkadaşları dolayısıyla yüksek sosyetede kurduğu ilişkiler ve dostluklardı.

Bütün emekli subaylar gibi, modaya uygun giyinmesini bilmezdi; bununla birlikte, giyinişi pek zarif ve özgündü. Her zaman bol, hafif giysiler, en güzel çamaşırlar giyer, büyük devrik kolluklar, yakalar takardı. Aslında her şey onun uzun boyuna, güçlü yapısına, çıplak başına, telaşsız, ağırbaşlı davranışlarına yakışırdı.

İçliydi… Gözleri kolayca yaşarırdı. Çoğu kez yüksek sesle okuduğunda, yazının dokunaklı yerine gelince sesi titrer, gözleri yaşarır, kendisine kızarak kitabı elinden bırakırdı. Müziği sever, arkadaşı A…’nın yazdığı romansları, çigan müziğini ve bazı opera parçalarını piyanoda çalar, söylerdi. Ciddi müziği sevmez, genel kanıya bakmayarak Beethoven’in sonatlarının insana uyku ve sıkıntı verdiğini, şan sanatçısı Semonova’nın söylediği “Ben körpeyi uyandırmayın”; Çingene Tanyuşa’nın söylediği “Bir değil” şarkılarından daha iyi bir şey olamayacağını çekinmeden söylerdi… O yaratılışta insanlardandı ki, iyi bir iş yapması için yanında birçok insanın bulunması gerekirdi; aslında o da başkalarının beğendiği şeyi iyi bulurdu. Birtakım ahlak ilkeleri olup olmadığını Tanrı bilir. Türlü serüvenlerle dolu olan yaşamında, bu gibi şeylerle uğraşmaya zaman bulamıyordu ve yaşamı o denli mutlu geçiyordu ki, böyle şeylerle uğraşmaya pek gerek de görmüyordu.

Yaşlılığında kendisine göre sürekli bir dünya görüşüyle değişmez davranış biçimleri edindi; ama, bunların hepsi de, ancak görgü temelleri üzerine kurulmuş şeylerdi; kendisine zevk, mutluluk getiren yaşam biçimini iyi buluyor; her zaman, herkesin bu yolda gitmesini doğru görüyordu.
Hoşsohbetti… Bana bu yeteneğiyle, davranış biçimlerinin esnekliğini artırıyor gibi geliyordu. Herhangi bir davranışı, hem hoş bir şaka gibi, hem de bayağı bir alçaklık gibi anlatabilirdi.

Lev Tolstoy
Babam Nasıl Bir Adamdı? (Çocukluk)
Rusça’dan Türkçeye çeviren: Rana Çakıröz

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
A. Nesin: Kadınlar koca zoruyla örtündüğü sürece biz demokratik bir şekilde 1 Mayıs kutlayamayız

Türkiye 10 yıldır özgürlüğü konuşuyor, daha doğrusu kadının kapanma özgürlüğü tartışılıyor. Bu tartışma AKP’nin iktidara gelmesiyle başladı. Anlayacağınız ama benim...

Kapat