“Bizim zengin, onların yoksul oluşundan utandım” Yeni Ufuklar – Lev Tolstoy

Lev TolstoyOkuyucularım, yaşamın belli bir döneminde görüşlerinizin tümüyle değiştiğini, şimdiye kadar gördüğünüz bütün eşyaların, birdenbire size, bilmediğiniz yanlarını çevirdiklerini, bilmem hiç fark ettiniz mi?.. Yolculuğumuzda duyduğum bu ruh değişikliğini, ilk gençliğimin başlangıcı diye kabul ediyorum.
Dünyada yaşayan yalnızca bizim ailemiz olmadığını, bütün ilgilerin yalnızca bizim çevremizde dönmediğini, bizimle hiç ilgisi olmayan, bizi hiç düşünmeyen, hatta bizim varlığımızdan haberi olmayan insanların bambaşka bir yaşamı olduğunu ilk kez olarak açıkça anladım. Kuşkusuz, bunların hepsini eskiden de bilirdim, ama, şimdiki gibi anlayarak, bilerek değil.

Yeni Ufuklar

Katinka yaylıda yanıma oturmuş, güzel başını eğerek tekerleklerin altında uzayıp giden tozlu yola dalgın dalgın bakıyordu. Ben de konuşmadan ona bakıyor, pembe yüzünün ilk kez gördüğüm ve hiç de çocukça olmayan üzgün anlatımına şaşıyordum.
– İşte artık Moskova’ya yaklaşıyoruz. Moskova’yı nasıl tasarlıyorsun, büyük mü, küçük mü? diye sordum.
O isteksizce:
– Bilmiyorum, yanıtını verdi.
– Ama söyleyiver, Serpuhovo’dan büyük mü? Küçük mü? Buna yanıt ver.
– Ne?
– Bir şey yok.
Katinka bir insanın, karşısındakinin düşüncesini anlamasına yardım eden, konuşmada yol gösteren bir içgüdüyle ilgisizliğinin beni incittiğini anlayarak başını kaldırıp bana çevirdi:
– Babanız size, büyükannede oturacağımızı söyledi mi? dedi.
– Söyledi. Büyükanne artık hep bizimle birlikte oturmak istiyor.
– Hepimiz mi?
– Öyle ya. Biz üst katın bir yanında, siz öteki yanında, babam da küçük evde oturacak. Yemeği de hep birlikte büyükannenin oturduğu alt katta yeriz.
– Maman, büyükannenin çok gururlu, sert olduğunu söylerdi.
– Hayır, ilk önce öyle sanılır. Gururludur ama, hiç de sert değildir. Tersine, çok iyi yürekli, neşelidir. Onun doğum gününde verilen baloyu bir görmüş olsaydın…
– Yine de ondan korkuyorum; bununla birlikte ne olacağımızı Tanrı bilir.
Katinka birdenbire sustu, yine düşünmeye başladı. Endişeyle:
– Nee?.. ne demek istedin? diye sordum…
– Hiç, öyle işte!
– Hayır: “Tanrı bilir” diye bir şey söyledin.
– Hani, sen büyükannenin balosunu anlatıyordun.
– Evet. Yazık ki sizler yoktunuz. Çok kalabalıktı, bin kadar konukla generaller ve bando vardı. Ben de dans ettim… Birden sözümü yarıda bırakarak:
– Katinka, beni dinlemiyorsun! dedim.
– Hayır, dinliyorum. Dans ettiğinizi söylüyordun.
– Niçin bu kadar üzüntülüsün?
– İnsan her vakit neşeli olamaz ki..
– Öyle değil. Biz Moskova’dan geldik geleli sen çok değiştin, dedim, kesin bir niyetle ona dönerek.
– Doğru söyle, nedir sendeki bu garip durum? diye ekledim.
Sözlerimin kendisinde bir ilgi uyandırdığını açıkça gösteren bir canlılıkla:
– Garip durum mu? Hiç de değil.
– Hayır, hiç de eskisi gibi değilsin. Eskiden her şeyde bizimle birlik olduğun, bizi akraba gibi tuttuğun, seni sevdiğimiz kadar, senin de bizi sevdiğin belliydi. Şimdiyse, çok ciddileştin, bizden çekiniyorsun.
– Hiç de öyle değil…
Çoktan beri içimde sakladığım içten gelen duygularımı söyleyeceğim zamanlar, gözlerime dolan yaşların akmaya yaklaştığını, her zaman haber veren burnumdaki hafif kaşıntıyı duymaya başladığım sırada:
– Dur sözümü tamamlayayım – diye sözünü kestim – sanki bizi istemiyormuşsun gibi bizden uzaklaşıyorsun, yalnızca Mimi ile konuşuyorsun.
– İnsan hep aynı olamaz ki; bazen değişmek gerektir, diye yanıt verdi. Söyleyecek bir söz bulamadığı vakitler, her şeyi talihten bilip öylece açıklamaya alışmıştı.
Bir gün kendisine “Aptal kız” diyen Lüboçka’ya darılarak: “Herkes akıllı olamaz, bazılarının da aptal olması gerektir” yolunda karşılık verdiğini anımsıyorum. Ama bana söylenen: “Bazen değişmek gerekir sözleri” beni kandıramadı, sormayı sürdürdüm:
– Neden peki?
Katinka Filip’in sırtına dikkatle bakıp hafifçe kızararak:
– Her vakit birlikte oturacak değiliz ya, dedi. Ölen annenizle arkadaş olan annem, onunla birlikte oturabilirdi. Ama çok sert olduğu söylenen Kontesle geçinip geçinemeyeceklerini Tanrı bilir. Bundan başka her şeye karşın yine de biz ayrılacağız. Siz zenginsiniz Petrovskoyeniz var, ama biz yoksuluz, annemin hiçbir şeyi yok.
Bu: “Zenginsiniz – yoksulsunuz” sözleri, düşünceleri, bana pek garip geldi. O zamanki düşüncelerime göre, ancak dilenciler, mujikler yoksul olabilirdi. Düşlemimde, zarif, güzel Katinka ile yoksulluk arasında bir ilişki göremiyordum. Bana öyle geliyordu ki, mademki Mimi ile Katinka hep bizimle birlikte oturdular, yine oturmayı sürdürecekler, her şeyimiz ortak olacak. Başka türlü olamazdı. Şimdiyse, onların kimsesiz olmalarını düşündüren binlerce yeni, karışık düşünce aklımı kurcalıyordu. Bizim zengin, onların yoksul oluşundan utandım. Öyle ki, kızardım, Katinka’nın yüzüne bakmaya bir türlü cesaret edemedim.
Kendi kendime: “Onların yoksul bizim zengin olmamızdan ne çıkar. Nasıl oluyor da bu yüzden ayrılmamız gerekiyor?” Elimizde olan her şeyi, niçin yarı yarıya paylaşmayalım? diye düşünüyordum. Ama bu işte Katinka ile konuşmamızın bir işe yaramayacağını anlıyor, bütün bu mantıklı düşüncelerime karşıt olarak, yaşamsal bir duyguyla onun haklı olduğunu, bu düşüncemi ona anlatmanın yersizliğini duyumsuyordum.
– Gerçekten bizden ayrılacak mısın? Nasıl ayrı yaşarız? dedim.
– Ne yapalım, bu benim için de acı. Bir gün ayrılırsak yapacağımı biliyorum.
– Oyuncu olacaksın değil mi? Bu budalalık, diye bağırdım.
Oyuncu olmak, onun başlıca isteğinin bu olduğunu biliyordum.
– Hayır, bunu ben küçükken söylerdim.
– Öyleyse ne yapacaksın?
– Manastıra gider, orada yaşar, kara giysiyle kadife başlık giyerim.
Katinka ağlamaya başladı.
Okuyucularım, yaşamın belli bir döneminde görüşlerinizin tümüyle değiştiğini, şimdiye kadar gördüğünüz bütün eşyaların, birdenbire size, bilmediğiniz yanlarını çevirdiklerini, bilmem hiç fark ettiniz mi?.. Yolculuğumuzda duyduğum bu ruh değişikliğini, ilk gençliğimin başlangıcı diye kabul ediyorum.
Dünyada yaşayan yalnızca bizim ailemiz olmadığını, bütün ilgilerin yalnızca bizim çevremizde dönmediğini, bizimle hiç ilgisi olmayan, bizi hiç düşünmeyen, hatta bizim varlığımızdan haberi olmayan insanların bambaşka bir yaşamı olduğunu ilk kez olarak açıkça anladım. Kuşkusuz, bunların hepsini eskiden de bilirdim, ama, şimdiki gibi anlayarak, bilerek değil.
Bir düşünce, belli bir biçimde kanıya dönüşür. Çoğu zaman hiç beklenmeyen, aynı kanıya varmak için diğer düşüncelerin geçtiği yollardan değil, bambaşka bir yoldan geçebilir. Katinka ile aramızdaki, bana dokunan, onun gelecek yaşamı üzerinde beni düşüncelere sürükleyen konuşma, düşüncelerimin kanıya dönüşmesi için bir vesile olmuştu. Evlerinin her birinde hiç olmazsa, bizimki kadar kalabalık bir ailenin yaşadığı her köyde, her kentte, bir an merakla arabamıza bakan, sonsuza kadar gözlerimizden yiten kadınlara, çocuklara; Petrovskoye’de alıştığım gibi selam vermek bir yana, hatta yüzüme bakmaya bile gönül indirmeyen satıcılarla mujiklere baktıkça,kafamda ilk kez şu soru belirdi: “Bizi hiç düşünmeyen, bizim için çalışmayan bu insanlar, neyle uğraşıyor olabilirler?” Bu sorudan: “Nasıl, neyle yaşıyorlar? Çocuklarını nasıl eğitiyorlar? Onları okutuyorlar mı? Onları oynamaya bırakıyorlar mı? Nasıl cezalandırıyorlar?” gibi birçok soru ortaya çıktı.

Yeni Ufuklar 
Lev Tolstoy

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Nietzsche, Rilke ve Freud’un kalbini çalan kadının özelliği neydi? – Vedat Özdan

"Beni yüz yerimden aynı anda kavrayan o değiştirici yaşantı, senin varlığının büyük gerçeğinden doğuyordu. Daha önce, o aranan durumsayışlarım sırasında,...

Kapat