Tolstoy: “Kötülüğü ve savaşı yok etmek için vatanseverliği yok etmek gerekiyor”

0
490

İnsanlara savaşın bir kötülük olduğu söylediğinizde, “bunu bilmeyen mi var?” diye gülerler. Yurtseverliğin de kötülük olduğunu söylediğinizde, buna da birçok insan hak verir ama küçük bir itirazda bulunur: “Evet, yurtseverlik kötüdür, ama bizim yaşadığımız yurtseverlik farklıdır,” derler. Fakat bu yurtseverliğin iyi taraflarını hiç kimse açıklamaz. Eğer, birçok insanın dediği gibi, iyi yurtseverlik fatih olmamak ise, o takdirde bu yurtseverlik fethedici değil fethedilenleri elde tutmaya yönelik bir yurtseverliktir; yani daha önceden fethedilenleri insanlar elde tutmak istiyorlar, çünkü fethetmeden kurulmayan ülke yoktur, fethedilenleri elde tutabilmek ise ancak öldürme ve zorbalık gibi araçlarla mümkündür.

YURTSEVERLİK Mİ, BARIŞ MI?

Sayın Ekselansları! Bana, Kuzey Amerika eyaletlerinin İngiltere ile “Hıristiyanlığın sürekliliği ve gerçek bir barış yararına” yaptıkları çalışmalar konusunda görüşlerimi dile getirmem için mektup yazarak, “halkların uluslararası barışı sağlamak için karşılarında bulunan tek çıkar yol konusunda yakında uyanacaklarına” dair umutlarınızı dile getirmiştiniz.

Ben de aynı umudu besliyorum. Bu umudu beslememin nedeni, günümüzde yurtseverliği öven, genç kuşakları yurtseverlik gibi boş bir inançla eğiten ama aynı zamanda da yurtseverliğin kaçınılmaz sonucu olan savaşları istemeyen halkların günümüzde içinde bulundukları ayınazlığın sona erdiğine olan inancımdır. En sıradan, önyargısız insanlar bile bunu dile getirmekte, içinde bulunduklan bu isyan ettirici çelişkiyi görmezden gelemeyecekleri bir noktaya ulaşmış bulunmaktadırlar.

Sık sık çocuklara istediği iki farklı şeyden hangisini seçtiği sorduğumuzda onlar: “Hem bunu hem de diğerini” diye yanıt verirler. “Ne istiyorsun? Arabayla gezmek mi, evde oynamak mı?” “Hem gezmeye gitmek, hem de evde oynamak.”

Hıristiyan uluslar da yaşamın karşılarına koyduğu soruya aynı biçimde yanıt vermektedirler. Hangisini seçeceklerdir: Yurtseverlik mi, barış mı? Onlar bu soruya, yurtseverlikle barış her ne kadar hem arabayla dolaşmak hem de evde oturmak kadar karşıt şeylerse de, “hem yurtseverlik hem de barış” diye yanıt vermektedirler.

Bugünlerde Kuzey Amerika eyaletleriyle İngiltere arasında Venezüella sınırı yüzünden çatışma çıkmıştı. Solberi bir konuyu kabul etmemiş, Cleveland, Senato’ya mesaj göndermiş, her iki taraftan da yurtsever ve savaş yanlısı haykırışlar yükselmiş, borsa da panik yaşanmış, insanlar milyonlarca dolar sterlin ve dolar yitirmişti. Edison, Atilla’nın tüm savaşlarda öldürdüğü insan sayısından fazlasını bir saatte öldürecek mermiler icat edeceğini ilan etti ve halk enerjik bir şekilde savaşa hazırlanmaya başladı. Ancak, bu savaş hazırlıkları ile birlikte İngiltere’ de olduğu gibi Amerika’da da, çeşitli edebiyatçılar, prensler ve devlet adamları, iki halkın hükümetlerine savaştan kaçınmayı, anlaşmazlık nedeninin savaş başlatacak kadar büyük önem taşımadığını, özellikle aynı dili konuşan iki akraba Angio-Sakson halkın aralarında savaşacakları yerde diğer halklara sakin bir şekilde hükmetmeleri gerektiğini öğütlemeye başladıklarından mı, çeşitli piskopos, başpiskopos ve rahipler kiliselerinde dua ettikleri ve vaaz verdiklerinden mi, yoksa iki taraf da kendilerini savaşa hazır hissetmediklerilerinden midir, bilinmez, ama bu kez savaş çıkmadı ve insanlar sakinleşti.

Ancak, İngiltere ve Amerika’yı şu anda karşı karşıya getiren nedenlerin aynı kaldığını, bu anlaşmazlığın savaşsız çözülmemesi durumunda, yarın-öbür gün, İngiltere ile Amerika, İngiltere ile Almanya, İngiltere ile Rusya, İngiltere ile Türkiye arasında, her gün olduğu gibi, çeşitli sınır değişimlerinin meydana geleceğini ve bunlardan birinin kaçınılmaz savaşa yol açacağını görmemek için oldukça basiretsiz olmak gerekir.

Ne de olsa, çocukluktan beri kudret, zenginlik ve ünün gerçek erdem, onları kazanmak için komşu maliklerin zararına silah kullanmanın en takdire değer davranış olduğuna inandırılarak yetiştirilen iki silahlı insan yan yana yaşıyor ve bu insanlar ne ahlak, ne din, ne de devlet sınırlandırılmalarını tanımıyor ise, bu insanların daima savaşacaklarını, aralarındaki doğal ilişkinin savaş olacağını ve eğer bu insanlar kapıştıktan sonra bir süreliğine ayrıldılar ise, bunu ancak, bir Fransız atasözünde söylendiği gibi -daha coşkulu, daha büyük bir kudurmuşlukla birbirlerinin üzerine atılmak için yaptıkları açıkça görülmektedir.

Bireylerin bencilliği korkunçtur, fakat bireysel yaşamın bencilleri silahsızdır ve rakiplerine karşı silahlanmanın da, onları kullanmanın da iyi bir fikir olmadığı kanısındadırlar. Her birey, devlet yönetimi ve kamuoyu denetimi altında bulunmaktadır. Komşunun ineğini ya da ekinlerin ondalığını silahla elinden zorla alan bir kişiyi polisler anında tutuklayıp hapse atarlar. Ayrıca, böyle insan kamuoyu tarafından kınanır, hırsız ve soyguncu olarak anılır. Devletlerde bu durum çok daha farklıdır: Tüm devletler silahlanmıştır; kuyruğuna tuz ekerek kuşu yakalamak gibi komik denemeler, büyük olasılıkla güçlü ve kimseye kulak asmamak için silahlanmış olan devletler tarafından asla kabul görmeyecek uluslararası kongre düzenleme girişimleri hariç, onlara hiç kimse söz geçiremiyor ve en önemlisi, bireylerin her zorbalığını cezalandıran kamuoyu, ülkesinin gücünü arttırmak için başkalarına ait olan herhangi bir şeyi kendine mal edenleri övüyor, yurtseverliği erdem düzeyine yükseltiyor.

Dilediğiniz bir anda her hangi bir gazeteyi açın ve her zaman, her dakika siyah noktayı, olası savaşın nedenini görürsünüz. Bunlar, Kore, Pamir, Afrika kıtası, Habeşistan, Ermenistan, Türkiye, Venezüella, Transvaat gibi ülkeler olabilirler. Haydutça girişimler bir dakikalığına da olsa dunnuyor, kah orada kah burada küçük çatışmalar ateş zinciri halinde sürüyor; gerçek büyük savaş her an başlayabilir ve başlamak zorundadır da.

Nasıl bir Amerikalı kendi ülkesinin diğer halklar karşısında güçlü ve refah içinde olmasını istiyorsa, bunu bir İngiliz, Rus, Türk, Hollandalı, Habeş, Venezüellalı, Transvaal vatandaşı, Ermeni, Polonyalı, Çek de arzuluyor; bu İsteklerin gizlenmesi ve bastırılmasına değil, onlarla gurur duyulmasına ve içlerinde geliştirilmesi gerektiğine inanıyorlar; eğer bir ülkenin ya da bir halkın gücünün ve refahının başka bir ülkenin ve halkın, bazen de birçok ülkenin ve halkın zarar görmesiyle elde edilmesinden başka bir yol yoksa, savaş kaçınılmaz hale gelir. İşte bu nedenle, savaşın olmaması için vaaz okumak ve barış için tanrıya dua etmek, diğer halkları yönetebilmek için İngilizce konuşan halkları barış içinde yaşamaları konusunda ikna etmek, birbirine karşı ikili ve üçlü birlikler kurmak, prensleri diğer halkların prensesleri ile evlendirmek değil, savaşı yaratan olguyu yok etmek gerekmektedir. Savaşı yaratan şey ise, yurtseverlik olarak adlandırılan, yalnızca kendi halkı için olağanüstü refah arzusudur. Dolayısıyla, savaşı yok etmek için yurtseverliği yok etmek gerekmektedir. Yurtseverliği yok edebilmek için, her şeyden önce onun kötülük olduğuna inanmak gerekir ve bunu gerçekleştirmek de çok güçtür.

İnsanlara savaşın bir kötülük olduğu söylediğinizde, “bunu bilmeyen mi var?” diye gülerler. Yurtseverliğin de kötülük olduğunu söylediğinizde, buna da birçok insan hak verir ama küçük bir itirazda bulunur: “Evet, yurtseverlik kötüdür, ama bizim yaşadığımız yurtseverlik farklıdır,” derler. Fakat bu yurtseverliğin iyi taraflarını hiç kimse açıklamaz. Eğer, birçok insanın dediği gibi, iyi yurtseverlik fatih olmamak ise, o takdirde bu yurtseverlik fethedici değil fethedilenleri elde tutmaya yönelik bir yurtseverliktir; yani daha önceden fethedilenleri insanlar elde tutmak istiyorlar, çünkü fethetmeden kurulmayan ülke yoktur, fethedilenleri elde tutabilmek ise ancak öldürme ve zorbalık gibi araçlarla mümkündür. Eğer yurtseverlik, elde tutmaya yönelik değilse, o yeniden oluşturmaya yönelik yurtseverlik, yani Ermeni, Polonyalı, Çek, irlandalı ve bunlar gibi fethedilmiş, ezilmiş halkların yurtseverliğidir. Sanırım bu yurtseverlik de en kötü yurtseverliklerden birisidir, çünkü en kindar ve en kapsamiısından bir zorbalık gerektirmektedir.

Yurtseverlik iyi olamaz. Neden insanlar bencilliğin iyi olabileceğini söylemiyorlar? Bu konuda iddiada bulunmak daha kolaydır, çünkü bencillik insanın doğuşundan itibaren taşıdığı doğal bir duygudur, yurtseverlik ise doğal olmayan, yapay olarak aşılanan bir duygudur.

“Yurtseverlik insanları devlet haline getirdi ve devletlerin birliğini koruyor” denilir. Ama insanlar artık birleşerek devletleri oluşturdu ve olay gerçekleşti. Peki neden şimdi insanların kendi devletlerine duydukları sıra dışı sadakat, tüm devletler ve halklar için korkunç felaketler yaratmakta iken destekleniyor? .. İnsanları birleştirerek devlet haline getiren o yurtseverlik, şimdi, kurduğu o devletleri yıkıyor. Tek bir yurtseverlik, yalnızca İngilizlerin yurtseverliği söz konusu olsaydı, onu birleştirici ve erdemli olarak adlandırmak mümkündü; ancak şimdi olduğu gibi, birbirine karşı olan Amerikan, İngiliz, Alman, Fransız, Rus yurtseverliği, birleştirmeyen, tam tersi, ayıran yurtseverliktir. Yunanistan ve Roma’ da, devletlerin gelişme döneminde, insanları devletler halinde birleştiren yurtseverliği, 1800 yıllık Hıristiyan yaşamından sonra hala yararlı olarak tanımlamak, ekinden önce toprak sürmenin tarla için yararlı ve hayırlı olacağı gibi, ekinler çıktığında da sürmenin hayırlı olacağını söylemeye benzer.

Yurtseverliği, insanların eski mabetleri, anıtları, türbeleri unutmadıkları ve muhafaza ettikleri gibi, bir zamanlar insanlara sağladığı yarar ile akıllarda tutmak daha iyi olurdu. Mabetler insanlara zarar vermeden duruyorlar, yurtseverlik ise durmaksızın sayısız felaketlere yol açıyor.

Niçin Ermeniler ve Türkler şimdi birbirini kesiyor ve acı çekiyorlar? Niçin Türkiye’den kalacak mirasın kendi payına düşecek kısmı için endişelenen İngiltere ve Rusya Ermenilerin kanlı savaşlarına son vermeyip bekliyorlar? Niçin Habeşlerle İtalyanlar birbirini kesiyor? Niçin Venezüella, şimdi de Transvaat yüzünden az kalsın korkunç bir savaş başlamak üzereydi? Ya ÇinJapon, Türk, Alman, Fransız savaşları? Ya boyun eğmiş ulusların, yani Ermenilerin, Polonyalıların, İrlandalıların öfke dolu ki ni! Ya tüm ulusların savaş hazırlıkları? Tüm bunlar yurtseverliğin meyveleri. Bu duygu yüzünden denizleri dolduracak kadar kan döküldü ve insanlar bu eskiden kalma, modası geçmiş kalıntılardan kurtulamadıkları takdirde daha çok kan dökülecektir.

Yurtseverliğin yalnızca İsa’nın ideal öğretileri ile değil, Hıristiyan toplumun en düşük ahlak kuralları ile bağdaşmazlığı konusunda birkaç kez yazmak zorunda kaldım ve her seferinde ileri sürdüğüm kanıtlar ya suskunlukla, ya da görüşlerimin anarşizmin, mistisizmin ve kozmopolitliğin ütopik bir ifadesi olarak görülüp, kendini beğenmiş bir tavırla karşılandı. Sık sık, düşüncelerim kısaltılmış biçimde yinelendi ve “kozmopolitlik” kelimesi benim tüm kanıtlarımı çürütüyormuşçasına, tüm bunların kozmopolitlikten başka bir şey olmadığı eklendi.

Ciddi, yaşlı, zeki, iyi niyetli, ve en önemlisi, dağın tepesindeki şehir gibi duran, kitlelere onların iradesi dışmda örnek olan bazı kişiler, yurtseverliğin yasallığı ve erdemliliğinin kuşku götürmez ve açık olduğu, bu nedenle de bu kutsal duyguya yapılan çılgınca ve düşüncesizce saldırılara yanıt vermeye gerek olmadığı görüntüsü vermekte ve küçüklükten itibaren yurtseverlik konusunda kandırılmış ve yurtseverlik mikrobu kapmış birçok insan, bu kibirli sessizliği en ikna edici kanıt olarak kabul etmekte ve cehalet içindeki yaşamlarını sürdürmektedirler.

Ve işte bundan dolayı, bulundukları durum sayesinde insan topluluklarını felaketten kurtarabilme gücüne sahip olan ama bunu yapmayan o insanlar büyük günah işliyorlar.

Dünyanın en korkunç kötülüğü riyakarlıktır. İsa’nın yalnızca bir kez, o da riyakarların ikiyüzlülüğüne öfkelenmesi boşuna değildir.

Fakat ikiyüzlülerin riyakarlığı zamanımızın riyakarlığı yanında hiç kalır. Bizimkilerin riyakarlığıyla kıyaslandığında, o dönemin riyakarları çok dürüst kalmaktadırlar ve riyakarlık yapma sanatları bizimkilerin yaptıkları yanında çocuk oyuncağıdır. Bu durum başka türlü de olamaz. Hıristiyanlık inancı, itaat ve sevgi öğretisinin silahlı soygunculukla iç içe olduğu tüm yaşamımız, açık ve korkunç bir riyakarlıktan başka bir şey değildir. Bir ucunda Hıristiyan kutsallığı ve dolayısıyla günahsızlık, diğer ucunda ise putperestlik kılıcı ve darağacının bulunduğu, kutsallıkta kandırmak ve saygı çekmek gerektiğinde kutsallığın, yalanın işlemediği zaman ise kılıç ve darağacının kullanıldığı bu iki yüzlülük, uygulamada çok kolaydır. Bu öğreti çok kolaydır, ama öyle bir an gelir ki, yalandan örülen bu ağ delinir ve artık bu iki seçenekten biri etkisiz kalır ve bunlara dayanmak olanaksızlaşır; o zaman da ikisindeli birine başvurulur. işte şu anda geçerli olan yurtseverlik öğretileri ile ilgili durum da böyledir.

İster istemez insanların karşısına şu soru çıkıyor: insanlar fiziksel olduğu kadar sayısız ahlaksal acıyla yüz yüze getiren yurtseverlik, nasıl olur da gerekli ve hayırlı olabilir? Ve bu soruya mutlaka yanıt vermek gerekiyor. Bu durumda yurtseverliğin, insanlara getirdiği o korkunç felaketleri karşıtayabilen büyük bir iyilik olduğunu göstermemiz, ya da insanlara aşılanması ve telkin edilmesi bir yana, tüm gücümüzle kurtulmaya çabalamamızı gerektiren bir kötülük olduğunu kabul etmemiz gerekir.

Fransızların dediği gibi-ister kurtulun ister kurtulmayın. Eğer yurtseverlik iyilik ise, barışı sunan Hıristiyanlık boş hayaldir ve bu öğreti bir an önce yok edilmelidir. Eğer Hıristiyanlık gerçekten barışı sunuyor ve biz de barışı istiyorsak, barbarlık döneminin kalıntısı olan yurtseverlik, şimdi yaptığımız gibi uyandınlmamalı ve geliştirilmemeli, tam tersi, vaaz, ikna, aşağılama, alaya alma gibi araçlarla yok edilmelidir. Eğer Hıristiyanlık gerçekse ve barış içinde yaşamak istiyorsak, yalnızca ülkemizin gücüne acımamalı, onun zayıflamasına sevinmeli ve bunun için katkıda bulunmalıyız. Polonya, üstsee bölgesi, Finlandiya ve Ermenistan Rusya’dan ayrıldıklarında sevinmemiz gerekir. İzlanda, Avusturya, Hindistan ve diğer kolonilerin İngiltere’den ayrılmasına bir İngiliz’in de sevinmesi ve bunun gerçekleşmesi için yardımcı olması gerekir, çünkü devlet ne kadar büyükse, onun yurtseverliği o denli kötü ve acımasızdır ve gücü daha da çok verdiği acılara dayanmaktadır. İşte bundan dolayı savunduğumuz Ortodoks inancından yana olmak istiyorsak, devletimizin büyümesini değil, tam tersi, küçülmesini ve zayıflamasını istemeliyiz ve bunun olması için var gücümüzle yardımcı olmalıyız. Genç nesilleri de bu şekilde yetiştirmek gerekir. Başkalarına bırakmadan her şeyi yemek, kendinizin geçebilmesi için zayıf olanı yoldan itmek, başkasına gerekenleri elinden almak gibi konularda kaba bencilliğini göstermek gençleri şimdi nasıl utandırıyorsa, memleketin gücünü artırmanın utanç verici olduğunu göstererek genç nesilleri yetiştirmek gerekmektedir; şimdi kendini övmek nasıl aptalca ve gülünç sayılıyorsa, çeşitli yalanlarla dolu tarih kitaplarında, tablolarda, anıtlarda, ders kitaplarında, makalelerde, şiirlerde, vaazlarda ve aptalca milli marşlarda kendi ulusunu övmek de utanç verici sayılmalı. Fakat şunu da unutmamak gerekiyor ki, yurtseverliği yüceltmeyi ve onu genç nesillere aşılamayı, halkların fiziksel ve ruhsal yaşamlarını mahveden silahlanmayı sürdürdüğümüz sürece, şu an hazırlanmakta olduğumuz ve kendi yurtseverliğimizle ahlaklarını bozarak Uzak Doğu’nun yeni ve acımasız savaşçılarını da içine çektiğimiz korkunç savaşlar da olacaktır.

Zamanımızın en komik kişilerinden biri, aynı zamanda hatip, şair, müzisyen, drama yazarı ve ressam, en önemlisi de, yurtsever olan imparator Wilhelm, deniz kenarında duran ve Aziz Mihail’ in emrine uyarak, uzakta oturan Buda ve Konfüçyüs’e bakan Avrupa’nın tüm halklarını ellerinde kılıçlarla gösteren bir resim çizdi.

Wilhelm’ in düşüncesine göre, oradan yaklaşan tehlikeye karşı koyabilmek için Avrupa halklarının birleşmesi gerekmektedir. 1800 yıl geride kalmış olan, putperest ve kaba yurtseverlik bakış açısına göre de kesinlikle haklıdır.

Yurtseverlik adına İsa’yı unutan Avrupa halkları, bu barışsever halkları kışkırtmışlar, yurtseverliği ve savaşmayı onlara yavaş yavaş öğretmişlerdir. Şimdi ise, bizim İsa’yı unuttuğumuz gibi, Japonya ve Çin de, Buda ve Konfüçyüs’ün öğretilerini unuturlarsa, insan öldürme sanatını çabuk öğreneceklerdir (bunun ne çabuk öğrenildiğini Japonya örneği açıkça gösteriyor). Korkusuz, usta, güçlü ve sayıca fazla olduklarından dolayı, Avrupa, Edison ‘un icat ve silahlarından başka bir şeyle karşı koyamazsa, Avrupa’ya, Avrupa’nın Afrika ‘ya yaptığını yaparlar. “Öğrenci, öğretmeninden ileri olamaz, kendini geliştiren herkes öğretmeni gibi olabilir” (Luka, VI, 40).

Bir hükümdarın, boyun eğmeyen bir güneyli halkı yenmek için orduyu ne kadar ve nasıl arttırmalı sorusunu, Konfüçyüs: “Tüm ordunu yok et, şimdi ordu için yaptığın harcamaları, halkın eğitimi ve toprağın iyileştirilmesi için yap, güney halkı kralını kovar ve hiç savaşmadan senin yönetimin altına girer,” diye yanıtlamıştır.

Bize, kendisinden korkmamız önerilen Konfüçyüs böyle diyor. Biz ise, İsa’nın öğretilerini unutarak, onu reddediyor, halkları zor kullanarak boyun eğdirmek istiyor ve böylelikle de yeni ve komşularımızdan daha güçlü düşmanlar kazanıyoruz.

Wilhelm‘in resmini gören bir arkadaşım: “Resim harika, ancak altında yazan anlamı kesinlikle taşımıyor. Silahlarla donatılmış soyguncular olarak gösterilen Avrupa’nın tüm devletlerine Aziz Mihail, özellikle Buda’nın yumuşaklığının ve Konfüçyüs’ün bilgeliğinin onları mahvedeceğini gösteriyor,” dedi. “Lao-Tse’nin olanla yetinme özelliğinin de” diye ekleyebilirdi. Gerçekten de, riyakarlığımız sayesinde isa’yı öylesine unuttuk, Hıristiyanlığı ait her şeyi yaşantımızdan öylesine öyle çıkardık ki, Buda ve Konfüçyüs’ün öğretileri, hiç kuşkusuz, bizim sözde Hıristiyan halklarımızı yöneten canavarca yurtseverlikle kıyaslanamayacak kadar üstün bir noktada bulunmaktadır.

İşte bundan dolayı Avrupa ve tüm Hıristiyan dünyasının kurtuluşu, Wilhelm’in resmettiği gibi, soyguncular gibi kılıçlara sarılarak deniz aşırı ülkelerde bulunan kardeşlerini öldürmekte değil, tam tersine, barbarlık dönemlerinin kalıntısı olan yurtseverlikten vazgeçerek silahları atmakta ve Doğulu halklara vahşi yurtseverliği ve hayvanlığı değil, İsa’nın bize öğrettiği kardeşçe yaşam örneğini göstermektedir.

5 Ocak 1896
Lev Tolstoy
Yurtseverlik Askerlik ve İtaatsizlik Üzerine
Derleyen ve Rusçadan Çeviren Ö. Aydın Süer, Epos Yayınları

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz