Eğlence Mizah | Aşırı Dozda Gündem Aldım Kafam Kıyak – Aykut Emre Al

Ağzı olan konuşuyor. Geçen gün sararmış dişlerimi beyazlatmaya çalışırken farkettim banyoda, benim de ağzım varmış. “Madem ağzım var ben de konuşacam o zaman güzel kardeşim”. Ağzımdan çıkanı kulaklarım duyuyor mu bilmiyorum ama konuşacam işte. O, kulağımla ilgili bi problem. Sizi ilgilendirmez. Siz dinlemeye bakın. Hakkında konuşmak istediğim acayip durumlar var gene bu haftadan bana batan ya da batayazan.
Aşırı dozda gündemden ne zaman can verecem bilmiyorum ama her hafta altın vuruş seviyesine geliyorum bu memleketin gündeminden. Bazen diyorum ki “ulan iyi ki İsveç, Norveç, Danimarka gibi markalaşmış ülkelerde yaşamıyorum”. Burda aşırı dozdan, orda haber yoksunluğundan can verirdim herhalde. Bu hafta ne oldu Danimarka’da? Cevap: “başbakanın köpeği kaçtı”. Ben böyle gündeme gelemem sevgili metrobüs kardeşliğinin üyeleri.
Geçen hafta mesela, kaydadeğer bir doz gündem aldım damarlarımdan içeriye. Kıçımdan da vurmadılar bu dozu. Şöyle hemşire hanım kıçımın sol lopunu elleriyle bi keşkül kıvamında titreterek ilacı dağıtmadı da. Direkt kolumdaki damardan verdiler içeriye. Olay ne mi? Madem sordunuz cevap vereyim. “Tophane dayağı”. Artık lugatimizde “baksana lan ‘Tophanede dayak yiyenler’e benziyor” diye bir tanımlama var. Şimdi bu tophane dayağını “top”hane algılayışından arındırarak tartışmaya ve beynimizin pörsümüş damarlarına bir iki sinyal göndererek zaten buruşuk olan topoğrafik yapısını daha da buruşturmaya çalışalım. Sevgili okuyan kardaşlarım bu olayı çözümlemek için AKAPE denen girişkene yakinen bakmamız lazım. Onu masaya yüzüstü yatırıp içini eldivenle incelememiz lazım. Şimdi bu AKAPE girişkeni, memlekette gördüğü her ortama girmeye çalıştı, yalan mı? Yalansa söyleyin! Kesinlikle bu badem bıyıklılardan müritlere “sanat camiasına da girin!” diye bir fetva gelmiştir. Bizim baskıcı mahalleliler de girdi işte sanat camiasına. Tekme tokat, değnek dayak! AKAPE böylece bir camiaya daha girmiş oldu. İşin beyin damarlarını kan otobanına çevirip sürati 120’ye sabitleyen tarafıysa, dayakçı mahallelinin “yav biz de içiyoruz, kâh kuru, kâh ıslak. Ama sokak ortasında mı yapıyoruz bilader?” deyişinde gizli. Adamlar da içiyor kardeşim. Hepimiz “drinking”! No problem!
İş bu AKAPE, bir şemsiye misali girdiği yerde açılmadan yıllarca kalabiliyor. Tehlikeli. Pür dikkat kesilmeliyiz Eminönü malları giyenler olarak. Et fiyatına duyarlı sevgili kankalarım, bu tarzdaki kandırıkçılıklara da duyarlı olmalıyız. Gözümüzü eşekoğlu eşek gözü kadar ayırıp herşeye geniş açıdan bakmalı ve köpek eti yediğimizin farkına varmalıyız. Elbet her canlı bir gün AKAPE’yi tadacaktır. “San’at-ı şerif”imiz de böylece tatmış oldu şehadet şerbetinden bir kadeh.
Anadil tartışmasından da bir doz aldım bu hafta. 1500mg. Aç karnına hem de bir seferde. Benim beyin ne yapacağını iyice şaşırdı sözkonusu dozdan sonra. Yağmursuz havalarda şiir yazmaya yeltendi bu dozu aldıktan sonra mesela geçen günlerde. Ordan farkettim bi’şeylerin yolunda gitmediğini. Adamlar, isimlerini bilmiyorken öğrendikleri dilleriyle eğitim hakkı istiyorlar haklı olarak, bizimkiler yani fırça bıyıklı AKAPE’liler neredeyse “ananın dilini de al git!” diyecekler. Ben bu tarz olaylarda fevrileşiyor ve kızgınlaşıyorum. Adeta bir yanardağ gibi, etli kurufasulye yemiş mide ve bağırsak sistemi gibi kuduruyorum. Hislerimi fışkırtarak ifade etmek istiyorum. Sevgili kardeşim, adam edeceği küfürü bile altı yaşına kadar olan altı senede öğrenmiş. Daha ötesi mi var? Saygıdeğer hükümet üyelerim, değerli misafirler, bu adamlar size küfür ederken bile annelerinden öğrendikleri dili kullanıyorlar. Bırakın aslında eğitilemeyecekleri dili de kendileri seçsinler. Ha Kürt, ha tamı tamına aynı harflerden oluşan Türk ananın dili olsun, zaten bi’şey öğrenemiyorlar okullarda. Bırakın bari kendi dillerinde öğrenemesinler. Neyi öğrenemediklerini öğrenirler bari. Gayri ihtiyari bir vaziyette tutamıyorum kendimi ve bu anadil tartışmasında olumsuz düşünenlere karşı”vücut dili”mle konuşmak istiyorum ama garibimin hacmi var sesi yok neylersin!
Dozaj dozaj üstüne koydum, çökerttim bünyeyi. Memleket öyle bi memleket ki ruh-ı mücerret gibi olay fışkırıyor heryerinden. Haftalık olayların üstüne çıksam arşa değer belki başım.

İşte olay, işte memleket işte aşırı doz!
Adı “yat” olan bi deniz aracını kiralatmışlar bizimkiler bi paragöz “kahramana”, sonra millet, o deniz taşıtında Ruslarla ve Ukraynalılarla üstüste yatmış, problem oluyor bu tablo. Ha ayrıca iş bu taşıtta yatmayanları görmüyor, bu haksızlık karşısında susan kör şeytanlar! Eh be kardeşim ortalık yatan dolu! Onları neden görmüyorsunuz? Milletin vekili edasıyla soru önergesi sokuşturuyorum hepinizin takım elbisesinin cebine. Sizlerden birtakım cevaplar bekliyorum. Savanora yatı telekomdur, tüpraştır, tekeldir diye yardırarak bağıyorum. Boğazım ağrıyor, sesim maç sonrasındaki holigan sesine dönüyor amma velakin yavru kuşun annesinden mama istemesi gibi, İbo’nun uzun havası gibi, acı biber turşusu eşliğinde nohut pilav yemiş mide ve karın gibi haykırmak istiyorum; oralarda da patronlar ve patroniçe kılıklılar işçilerin emeğinin üstüne yatmıyor mu? Al sana Savanora! Al sana yat! İlla fabrikaların, işletmelerin adı da “yat” mı olmak zorunda?

Keşke ağzım olmasaydı da konuşamasaydım. Acımı içime gömseydim. Ağlasaydım için için. İçimdeki umarsız çocuğu gözyaşlarımla boğup gebertseydim. Ama beni vareden sizlersiniz. Sizlerin alkışlarıyla ayakta duruyorum sevgili my dearlarım. Bunları ve menşeî olayları idrak edebilmemiz için birilerinin mobese kamerası kesilmesi ve gördüklerini bazan normal bazan vücut diliyle anlatması lazım. Ağzınız olmaktan gurur ve Halit Kıvanç duyuyorum. Haftaya görüşmek üzre.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Korkuyla beslenen Avrupa ırkçılığı | İnsan maskeli barbarlar çağı – Slavoj Zizek

Komünizm sonrası siyaset, çoğunluğun yapay bir korkuyla manipülasyonuna dayanıyor. Göçmen karşıtlığının merkeze oturmasının nedeni bu. İlerici liberaller de ötekileri 'kabul...

Kapat