Ali Nesin, Aziz Nesin’i Anlatıyor: Babam için aydın olmak halkı için çalışmaktı

Aziz Nesin hayatı boyunca kendisini halkına borçlu hissetmiştir ve Nesin Vakfı da bu borcu ödemenin bir parçasıdır, onun bir ürünüdür. Babam bu borcun hiçbir zaman ödenmeyeceğini söylerdi, şöyle bir örnek verirdi, diyelim ki dağda eşkıyalar yolunuzu kesiyor, 5 lira vermezseniz öldürecekler. Yanınızda 5 lira yok ve birisi çıkıyor 5 lira veriyor size, hayatınızı kurtarıyor. Daha sonra siz ona o 5 lirayı ödeyemezsiniz ki… 5 lira değildi ki, orada verilen çok daha önemli bir şeydi, tam zamanında, yerinde verilmiş. 8 yaşında alınan 5 lira ile 40 yaşında alınan 5 lira arasında çok büyük fark var tabii ki, dolayısıyla “bu borç hiç bir zaman ödenmez” derdi. Ama ödenmeyeceğini düşündüğü bu borcu ödemeye çalışırdı. Ben de bugün Aziz Nesin’e olan borcumu ödüyorum, aynı şekilde babam gibi halkıma olan borcumu da ödüyorum.

Ali Nesin, Aziz Nesin’i Anlatıyor

(26/12/2005)

Eraslan Sağlam: “Tutun ellerimle birbirinizi, boşa gitmesin sizler için yaşadığım.” Aziz Nesin… Aziz Nesin’in 90 doğum günü vesilesiyle Ali Nesin. Hoşgeldiniz Ali Nesin.

Ali Nesin: Hoşbulduk.

ES: Birkaç gündür gazetelerde bolca okuyoruz, “Tam da Aziz Nesin’lik” kavramı tekrar gündeme geldi tam. Zaten bence hiç gündemimizden çıkmayan bir kavram. Bir de sizden dinleyelim, “tam Aziz Nesin’lik” denilen durum nedir?

AN: Hepimizin şaştığı, ama olan, absürde kaçan olaylar. Babamın, küçüklüğümden beri hatırlıyorum, dosyaları vardı, öykü dosyaları, masal dosyaları, roman dosyaları, içinde müsveddeleri vardı, bir de en önemli parçası o dosyaların gazete kesikleriydi. Gazetelerden keserdi haberleri, şaşırtıcı olanı hepsini bilirdi, o konuyla ilgili bir gazete haberi çıktığı zaman dosyasına koyardı. O konu zamanla, 10-15 yılda şişerdi, pişerdi hem kafasında hem dosyada o. Sonra yazardı. Dolayısıyla yazdığı olaylar gerçek olaylardı, belki bazen abartılmış, ama gerçekten kaynaklanan olaylar. Dolayısıyla Aziz Nesin’lik olaylar aslında gerçek olaylar, yani Aziz Nesin’in yarattığı olaylar değil, Aziz Nesin’in görüp de işlediği olaylar, dolayısıyla böyle bir tanımlama çıktı.

ES: Aziz Nesin’in yokluğu sizin hayatınızda ya da düşünce hayatınızda nasıl bir yoksunluk yaratıyor?

AN: Ben babamla arkadaş gibiydim, çok yakındık birbirimize, ben her ne kadar yurt dışındaysam da yoğun bir mektuplaşmamız olurdu. Türkiye’ye geldiğim zaman da sabahlara kadar tartışırdık, konuşurduk. Aklımda olan her türlü soruyu babama sorardım, başkalarından destek görmeyen düşüncelerimi ilk önce babama açardım. Çok akıllı bir adamdı tabii ki, ne dediğimi, sorumu çok iyi anlardı. Benim sorum üzerine konuşurdu, söylediğimi dinlerdi, onun söylediğini ben dinlerdim ve çok hoş tartışmalar olurdu, hiç bağırıp çağırmadan, fikir ayrılığı olurdu aramızda. Tabii daha çok o konuşurdu, sabahlara kadar konuşur, sohbet ederdi, çok da gülerdik birlikte, sabahlara kadar, karnımıza kramplar girerdi gülmekten. Tabii çok özlüyorum onu, hâlâ daha rüyalarıma girer.

ES: 10 yıl geçti oradan. 24 saate yakın bir çalışma temponuz var. Bir tarafta Matematik Dünyası dergisi, diğer tarafta Nesin Vakfı. Nesin Vakfı’nın Aziz Nesin için hayatiyetinden söz eder misiniz?

AN: Aziz Nesin hayatı boyunca kendisini halkına borçlu hissetmiştir ve Nesin Vakfı da bu borcu ödemenin bir parçasıdır, onun bir ürünüdür. Babam bu borcun hiçbir zaman ödenmeyeceğini söylerdi, şöyle bir örnek verirdi, diyelim ki dağda eşkıyalar yolunuzu kesiyor, 5 lira vermezseniz öldürecekler. Yanınızda 5 lira yok ve birisi çıkıyor 5 lira veriyor size, hayatınızı kurtarıyor. Daha sonra siz ona o 5 lirayı ödeyemezsiniz ki… 5 lira değildi ki, orada verilen çok daha önemli bir şeydi, tam zamanında, yerinde verilmiş. 8 yaşında alınan 5 lira ile 40 yaşında alınan 5 lira arasında çok büyük fark var tabii ki, dolayısıyla “bu borç hiç bir zaman ödenmez” derdi. Ama ödenmeyeceğini düşündüğü bu borcu ödemeye çalışırdı. Ben de bugün Aziz Nesin’e olan borcumu ödüyorum, aynı şekilde babam gibi halkıma olan borcumu da ödüyorum. İnşallah bundan sonra gelecek kuşaklar da Nesin Vakfı’ndakiler de, benim okuldaki, Bilgi Üniversitesi’ndeki öğrencilerim de umarım ki onlar da gelecekte gençlere karşı borçlarını öderler.

ES: Kendisi büyük bir olgunlukla borçlu olduğunu söylüyor ama burada galiba borç-alacak dengesi biraz değişmiş durumda artık Aziz Nesin’in hayatına baktığımızda.

AN: Bakış açınıza, nereden baktığınıza göre değişir tabii ki, Aziz Nesin tarafından baktığınız zaman hayatınız boyunca borçlusunuz, çünkü o 5 lira tam zamanında verilmiş. Darüşşafaka’da okumuş, devlet okulunda okumuş, birisi kucak açmış, birisi giydirmiş, kuşatmış, vs. tam yerinde, onlardan bir tanesi, bir parçası eksik olsa Aziz Nesin, Aziz Nesin olmazdı. Nitekim bugüne gelmesini onlara borçlu, oradan baktığınız zaman o borçlu, ama biz oradan bakmıyoruz tabii, biz kendi konumumuzdan bakıyoruz. Biz Aziz Nesin’den almışız, Aziz Nesin’e vermeden…

ES: En azından benim hayatımda alacaklı.

AN: Biz bugün borçluyuz, her kuşak bir önceki kuşağa ve aslında daha çok gelecek kuşağa borçlu. Bir önceki kuşağa borçluyuz ama borcumuzu gelecek kuşağa ödüyoruz.

ES: Biliyorum çok kapsamlı bir mesele ama süremiz yettiğince bu konudan biraz söz etmemiz gerekiyor, sanırım Aziz Nesin için aydın kavramı, aydın olmanın karşılığı neydi?

AN: Tabii ki düşünmek, kendi başına düşünmek ve borçlu hissetmek. Babam tabii solcuydu, Marksist’ti ama ondan önce halkı vardı. Babam için aydın olmak daha çok oydu, her şeyi halkı için ve insanlar içindi. Bana verdiği öğütler de öyleydi; “Matematikçi olma fizikçi ol” derken “matematikçi olduğun zaman soyut şeyler yapacaksın, hiç kimsenin işine yaramayacak. Fizikçi ol da bir şeyler yap, görelim ne yapıyorsun” derdi. İnsanlar için bir şeyler yap! Çok önemliydi. Babam için aydın olmak odur, halkı için çalışmak, halkı için uğraşmak.

ES: Aziz Nesin’in kalemine baktığımız zaman, kuşkusuz sizin de söyleyebileceğiniz gibi yerellikle evrenselliğin at başı yürüyebildiğini görüyoruz, biraz bundan söz edebilir misiniz?

AN: Küçüklüğümden beri babamın konferanslarını ve söyleşilerini izlerim; örneğin tiyatro konusunda, aksanla, giysiyle yerel olmaya çalışanları çok eleştirirdi. “Öyle olunmaz” derdi. “Orada önemli olan, o insanın karakteri, Türk insanının karakterine önem vereceksin, bunu giysiyle, konuşmasıyla, aksanıyla değil, davranışıyla vereceksin.” Nitekim babamın oyunlarında karakterlerin adları Ahmet, Mehmet, Ayşe, Fatma değildir, Med, Suphi, Çiçu, özellikle buna tepki olarak bir anlamda yerellikten uzaklaşmıştır. Ama bu yerel karakterden uzaklaşmış anlamına gelmez, biçimsel yerellikten uzaklaşmıştır.

ES: Bu anlamıyla evrensel bir boyutu da özellikle tiyatro metinlerine taşıdığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu arada bir başka mesele var ki bana çok cazip geliyor, okurken ya da bir oyununu izlerken bizi zaman zaman kahkahalarla güldüren, zaman zaman yüzümüzde acı bir tebessüm bırakan Aziz Nesin aynı zamanda çok da ciddi biri. Biraz bu ciddiyeti anlatır mısınız?

AN: Mizah ciddiyetsiz olmaz. Bundan bir kaç yıl önce ünlü bir mizahçı, –şimdi ismini hatırlayamıyorum, bir showmandi galiba- bir yerde onun sözcü olarak seçtik ve politik bir davaya girecektik, sahneye çıktık, gazeteciler de orada, gazetecilerle konuşacak, komiklik yapmaya başladı, ben biliyorum nerede komiklik yapılması gerektiğini, nerede ciddi olunması gerektiğini, babam bunun çok iyi bir örneğidir, babamı görenler ne kadar ciddi, ne kadar somurtkan adam diye korkarlar, çekinirlerdi hatta. Aynı zamanda çok neşeli adamdır, nerede ne yapılması gerektiğini bilir. Mizah ciddi bir iştir, öyle sabahtan akşama kadar gülen insanlar mizah yapamazlar; babam da 10 surat asardı 1 gülerdi, 10 ciddiydi 1 güldürürdü ama güldürdü mü de pir güldürürdü.

ES: Aynen öyle. Gelelim biraz daha neşemizi kaçıracak meselelere, şu günlerde sizin de takip ettiğiniz üzere ifade hürriyeti bolca tartışılıyor. 10 yıl önce yitirdiğimiz Aziz Nesin de mahkemeliklerimizden biri. Bu durum size ne hissettiriyor? 10 yıl önce Aziz Nesin’in, mahkemelik bir mizahçının, edebiyatçının, düşün adamının kaybediliyor olması ve 10 yıl sonra sizinle bunu konuşurken hâlâ ifade hürriyeti meselesini tartışıyor olmamız?

AN: Konum çok farklı tabii, Aziz Nesin zamanı ile bu zaman çok farklı, bu sıralar can çekişen bir kitlenin son anında bir şeyler yapma isteğini görüyoruz. Yani şu anda Orhan Pamuk’a karşı dava açanlar güçlü durumda değiller, can çekişiyorlar. Oysa o zamanlar, Aziz Nesin’e karşı yapıldığı zaman soruşturmalar, tutuklamalar, onlar güçlü durumdaydılar. Yani şu anda herkes biliyor ki Orhan Pamuk hapse giremez, o zamanlar tam tersine, herkes biliyordu ki Aziz Nesin hapse girmeden yapamaz. Konum değişik, ama ne yazık ki hâlâ daha var bunlar ve esefle karşılıyorum tabii ki. İlginçtir, buna benzer bir şey Yaşar Kemal’in başına gelmişti ve Aziz Nesin yaşıyordu o zamanlar. Yaşar Kemal Kürtlerle ilgili bir şey söylemişti Der Spiegel dergisine, ben yurt dışındaydım o zamanlar ve aydınlar da şöyle diyorlardı “Yaşar Kemal’in böyle bir şey söylemesine karşıyız ama dava da açılmaması gerekir”. Dava açılmaması, düşünce özgürlüğünü savunmak varken Yaşar Kemal’in söylediklerine karşıyız demenin bir anlamı yok. Bu sulandırıyor davayı, bugün de görüyorum aynı şeyi söylüyorlar. “Orhan Pamuk’la aynı fikirde değiliz ama…” Ne önemi var ki, çok daha kutsal, çok daha ulvi bir konu var ortada, düşünce özgürlüğü, düşünce özgürlüğü değil ifade özgürlüğü. Orhan Pamuk gerçekleri söylemekle mükellef birisi değil ki, “2 milyon Ermeni de öldürüldü” diyebilirdi, “60 Kürt öldürüldü” de diyebilirdi. Bu dava açılması için neden olacak bir şey değildir, Orhan Pamuk da bu konuda bize gerçekleri yansıtacak birisi değil. O arada Orhan Pamuk’un haklı ya da haksız olmasının hiçbir önemi yoktur.

ES: Tartışılması gereken ifade hürriyeti.

AN: Aynen budur, başka bir şey değil.

ES: Biraz daha neşe kaçırıcı bir olay gibi geliyor, sizin yorumunuzu çok merak ediyorum; Aziz Nesin’in kitaplarının okul kitaplıklarındaki 100 temel eser içine girmemiş olması. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

AN: Siz “neşe kaçırıcı” filan diyorsunuz, ama benim hayatım bunlarla geçtiği için, herhalde nasırlaştım, alıştım böyle şeylere. 50 yaşındayım, 50 yıldır Aziz Nesin okullara, kışlalara girmemiştir, dolayısıyla şaşıracak bir şey yok, utanılacak bir şey var. Orada birileri kültür bakanı, eğitim bakanı, birileri bir şeye karar veriyorlar. Türkiye’de bir çok insan, Aziz Nesin’in kitaplarını okuyarak okumayı sevmiştir. Aziz Nesin has bir yazardır, Türkiye’nin yetiştirdiği bir kaç iyi yazardan biridir. Aziz Nesin’in kitaplarını 100 temel esere almamak onların utancıdır, yani ayıptır.

ES: Bununla ilgili bir proje geliştirdiniz, bundan biraz söz eder misiniz?

AN: Bize de sık sık mektuplar geliyor, köylerden, kasabalardan, mağdur okullardan “kitabımız yok, şunumuz yok, bunumuz yok” vs. Biz tabii ki karşılayamayız, sonuç olarak Nesin Vakfı bir vakıf, Nesin Yayınevi de kurduk, şöyle bir proje geliştirdik, dileyenler Nesin Vakfı’na bağışta bulunacak ya da Nesin Yayınevi’nden kitap alacak –bizde kitaplar ucuz tabii ki, bundan para kazanmak gibi bir niyetimiz yok- biz de bunları köylere yollayacağız ve yolladığımız köy okullarının da adlarını vereceğiz bağışçılara.

ES: Bununla ilgili sanırım Nesin Vakfı üzerinden sizinle iletişime geçebilirler bu projeyle ilgili olarak?

AN: Tabii ki.

Aziz Nesin çok sıcak bir insandır, her ne kadar böyle soğuk, surat asan, vs. bir adam gibi bilinse de, insanlar babam hemen öldükten sonra gördüm ki, çok seviyorlarmış babamı. Ben oğluyum, tabii ben seveceğim de, benim gibi hüngür hüngür ağlıyorlar, ben kendi acımı unuttum başkasını teselli etmek zorunda kaldım, öylesine seviyorlar. Hâlâ görüyorum, çok sevmişler. Hiç yüzünü görmemiş, bugün daha bir mesaj geldi Fransa’dan “ben ilkokul mezunuyum” diyor, babası kardeşine Nesin adını vermiş, bunun üzerine bu da meraklanmış, babamın kitaplarını okumuş; babam da bir kere Fransa’ya gitmiş ve O da yakından görmüş, Orhan Pamuk’la birlikte –ilginçtir- ve “çok heyecanlandım, kendimi borçlu hissediyorum Aziz Nesin’e karşı, ne yapabilirim?” diyor. İlkokul mezunu bir adam ve o kadar çoklar ki, aslında Nesin Vakfı bu insanlar sayesinde ayakta duruyor. Bizim ivmemiz Aziz Nesin’den kaynaklanıyor, bize bir ivme verdi, neyse ki o ivme hâlâ durmadı ve bağışlar sayesinde ve ilkokul mezunu, orta halli, hatta düşük gelir seviyesindeki insanlar sayesinde biz yaşıyoruz. Aziz Nesin’e olan saygıları sayesinde.

ES: Konuğumuz olduğunuz için çok teşekkür ediyoruz ve 90. yaşında iyi ki doğdun Aziz Nesin diyoruz.

19 Aralık 2005 | Açık Radyo | Açık Dergi programı

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Nâzım Hikmet Ran ve Peyami Safa Kalem Kavgası: “İt Ürür Kervan Yürür”

Avrupa'daki, özellikle Almanya'daki sağa kaymanın Türkiye'de de etkileri görülmeye başlanınca, basın dünyasındaki sağcı yazarların sayıları da, saldırganlıkları da çok arttı....

Kapat