İlk ve Son Şeyler Üzerine: Tüm filozofların ortak bir yanılgısı – Nietzsche

1 Kavramların ve duyguların kimyası. Bugün felsefi problemler, iki bin yıl önce de olduğu gibi, hemen her açıdan biçimlendiriliyorlar: bir şey karşıtından nasıl doğabilir -örneğin, us dışılıktan us, yaşamsızlıktan duyarlılık, mantıksızlıktan mantık, açgözlülükten kayıtsız düşünce, bencillikten kendini başkalarına adamak, hatadan gerçek?

Şimdiye kadar metafizik felsefe, her birinin kökenini farklı kabul ederek bu sorunun üstesinden geldi. Aynı zamanda daha yüksek değeri olan şeylerin, ‘kendinden olanın’ özündeki mucizevi bir başlangıç noktası olduğunu kabul etti. Öte yandan, tüm felsefi yöntemlerin en genci olan ve artık doğal bilimlerden ayrı kabul edilemeyen tarihsel felsefe, tekil durumlarda (herhalde tüm durumlarda bu karara varacaktır) bunların zıtlar olmadıklarına, genel geçer veya metafizik bakış açılarıyla aksinin düşünüldüğüne ve bunun bir mantık yürütme hatası olduğuna karar verdi. Tarihsel felsefeye göre, tam olarak açıklanınca, ne bencil olmayan bir eylem, ne de kayıtsız bir gözlem olabilir: bunların ikisi de yüceltmedir. Bunlarda, temel unsur dağılmış ve ancak varlığı dikkatli bir gözlemciyle kanıtlanabilir gibidir.
Tüm gereksinimimiz çeşitli bilimlerin değişik seviyelerde elde ettiklerinden bize yalnızca şimdi verilebilecek olandır; ahlaki, dini, estetik fikir ve düşüncelerin kimyası, kültür ve toplumun büyük ve küçük ilişkilerinde, hatta yalnızlıkta deneylediğimiz tüm itkilerin kimyasıdır. Eğer bu kimya, burada bile, tüm muhteşem renklerin en aşağı, en istenmeyen maddelerden oluştuğu sonucuna varırsa ne olur? Bu tür araştırmaların peşinden gidecek çok insan var mı? İnsanlar köken ve başlangıç sorularını zihinlerine tutmamayı severler: insanın aksini duyumsaması için neredeyse insan olmaması gerekmez mi?

2
Filozofların doğuştan gelen eksikliği. Tüm filozofların ortak bir yanılgısı vardır. İşe bugünkü insandan başlayarak, onu inceleyince amacını anlayabileceklerini düşünürler. İçgüdüsel olarak, ‘insanın’ önlerinde bir aeterna veritas[16] olarak dolaştığını, anaforlarda değişmediğini, olguların güvenilir bir ölçeği olduğunu kabul ederler. Ama filozofun insan için düşündüğü her şey, temelde kısıtlı bir zamana bağlıdır. Filozoflarda tarih bilincinin olmaması doğuştan gelen bir eksikliktir. Bazıları farkında olmadan, belirli din ve politikaların etkisiyle gelişmiş olan en son insanı sabit bir örnek olarak ele alırlar. İnsanın evrimini, bilgi yeteneğinin geliştiğini anlamazlar. Hatta bazıları, bütün dünyayı bu bilme yeteneğinden çıkartıp, ona göre kurarlar.
İnsanın gelişimi için gerekli her şey ilk çağlarda, az çok bildiğimiz dört bin yıldan önce oluştu. İnsan bu bilinen yıllarda pek değişmemiş olmalı. Ama filozoflar bugünün insanındaki ‘içgüdüyü’ görerek, bunun insan doğasının değişmez bir unsuru olduğunu kabul ediyorlar. Böylece, bu bağlamda genelde dünyayı anlayabilecek bir anahtar sağladıklarına inanıyorlar. Bu teleloji, insanlığın son dört bin yılında olanı, ebedi olan, olguların başlangıçtan beri doğal yönü olarak kabul ediyor. Ama her şey evrimleşiyor; ebedi gerçekler yok, mutlak doğrular da yok. Böylece, artık tarihsel felsefe ve alçak gönüllülük erdemi gerekiyor.

3
Ufak gerçeklere saygı göstermek. İnsanlığın metafizik ve sanatsal çağlarından gelen mutluluk verici ve parlak hatalar yerine, kesin bir yöntemle bulunan daha ufak, göze çarpmayan gerçeklere karşı saygı göstermesi yüksek kültürün bir göstergesidir. Sanki diğerleriyle aynı kefeye konamazmış gibi, ufak gerçeklere önce alaycı bir gülümsemeyle yaklaşılmıştır: mütevazı, basit, gösterişsiz, açıkça cesaret kırıcı bir durumları varken, diğer gerçekler çok güzel, muhteşem, büyüleyici, hatta mutluluk vericiydiler. Ama kazanılması zor, kesin, sürekli ve bu nedenle de sonraki bilgiler için önemli sonuçları olan gerçekler yüksek gerçeklerdir. Onların tarafında olmak erkekçe bir davranıştır ve cesaret, basitlik, kanaatkarlık ister. Sonunda, uzun süreli, bilgiye gösterilen büyük saygıya alışılınca ve gerçeklerin mucizevi olarak içten kaynaklandığına dair tüm inanç kaybolunca yalnızca birey değil, tüm insanlık bu erkekliğe yükselir.
Kendi güzellik ve yücelik standartlarıyla biçimlere önem verenlerin basit gerçekleri ve bilim ruhu öne çıktığında, bunun ilk önce alayla karşılanması için kesinlikle iyi nedenler var. Ama, ya gözleri henüz basit gerçeğin çekiciliğine kapalıdır veya bu ruhla yükselen insanlar henüz tamamen ve içsel olarak onun tarafından nüfuz edilememişlerdir. Böylece, düşüncesizce hala eski biçimleri taklit etmeyi sürdürürler (ve sanki artık konuyla ilgileri yokmuş gibi zavallı bir biçimde). Daha önce, zihin sıkı düşünmek zorunda değildi; önemi biçim ve simgeler kurmasına bağlıydı. Bu değişti; sembollerin önemi alt kültüre ait kaldı. Sanatımızın daha çok entelektüel, duyularımızın daha çok ruhsal olmaları gibi ve örneğin, kulağa neyin hoş geldiğinin yüzyıl öncesine göre farklı biçimde yargılanması gibi, yaşamımızdaki biçimler de daha ruhsal oldular -belki bu, eski bakışa göre daha çirkindi, ama yalnızca içsel ve ruhsal güzellik alanının sürekli derinleştiği, genişlediği ve zeki bir bakışın şimdi herkes için güzel bir beden yapısı ve yüce bir yapıdan daha fazla anlam taşıyacağı fark edilmedi.

4
Astroloji ve benzerleri. Dini, ahlaki ve estetik duyarlılık nesneleri yalnızca ilgili şeylerin yüzeylerine ait olabilirler. Öte yandan kişi, dünyanın kalbine dokunduğuna inanmayı yeğleyecektir. Kendini bu konularda yanıltmasının nedeni, bu durumların onda derin bir mutluluk veya mutsuzluk duyumsaması yaratması ve böylece astrolojide olduğu biçimde bir tür gurur sergileyebilmesidir. Çünkü astroloji, yıldızlı gök kubbenin insanlığın kaderinde ve ahlakında etkili olduğuna inanır. Yine de bu arada kalbinde taşıdıklarının her şeyin özünü ve kalbini oluşturduğunu varsayar.

5
Düşleri yanlış anlamak. Ham ve ilkel kültür çağlarında, insanlar ikinci gerçek bir dünyayı düşlerinde görebileceklerine inanırlardı: tüm metafizik buna dayanır. Düşler olmasaydı, insan dünyayı ikiye bölemezdi. Beden ve ruh ayrımı da eski düşünce olan ruhsal hayaletler inancına bağlıdır. Yani, hayalet, belki de Tanrı inancının kökeni budur. ‘Ölü adam, yaşamayı sürdürür, çünkü yaşayanların düşlerinde görünür’ İnsanlar daha önceleri binlerce yıl böyle düşündü.

6
Bilim ruhu tamamen değil kısmen güçlüdür. Bilimin birbirinden farklı, ufak alanları tamamen nesnel olarak ele alınırlar. Öte yandan, genel, büyük bilim bütün olarak ele alındığında, şu soruyu sorarlar (tabii ki çok nesnel bir sorudur): ne için? Hangi yarar için? Yarar için duyulan bu endişe nedeniyle, insanlar bilimi, parçalarına göre bütünsel olarak daha az kişisel biçimde uygularlar. Şimdi, felsefede -tüm bilimsel piramidin tepesinde- bilginin yararı sorusu otomatik olarak ortaya çıkar ve her felsefe farkında olmadan bilgiye en yüksek yararı yükler. Bu nedenle, tüm felsefelerde yüksekten uçan bir metafizik ve görünüşte önemsiz olan fizik açıklamaları için tedbirlilik vardır. Bilginin bu yaşamsal önemi olabildiğince büyük görünmelidir. Burada, farklı bilimsel alanlar ve felsefe arasındaki düşmanlığı görüyoruz. İkincisi, sanat gibi, yaşam ve eylem için olası en büyük derinlik ve anlamı ortaya koymaya çalışır. Bilimlerde, bilgiden başkası aranmaz -sonuç ne olursa olsun. Şimdiye kadar, felsefeyi elinde bir bilgi savunmasına dönüştürmeyen felsefeci yoktur. Bu yolla, en azından, bilginin en yüksek yarara uygun kılınacağı düşüncesiyle herkes iyimserdir. Tüm filozoflar bu zulmün altındadırlar ve mantık doğasının gereği iyimserliktir.

7
Bilimde sorun çıkartan. Dünya ve yaşamda hangi bilginin insanın mutluluğunda yararlı olacağını araştırmaya başlayan felsefe, bilimle yollarını ayırır. Bu, Socrates ekolünde böyle olmuştur: bilimsel araştırmanın damarları, mutluluk kaygısıyla bağlandı ve hala öyle oluyor.

8
Doğanın pnömatik açıklaması. Metafizik, doğanın yazısını sanki pnömatik bir biçimde açıklar -Kilise ve bilginlerinin İncili açıkladıkları biçimde. Aynı kesin açıklama sanatını doğada uygulamak için, dil bilimcilerin bugün tüm kitaplar için yarattıkları biçimde çok fazla anlama yeteneği gerekir: yalnızca yazının ne anlama geldiğini anlamak için, ama asıl anlamını bulmak hatta bunu varsaymak için değil. Kitaplarla ilgili kötü yorumlama sanatının üstesinden gelemediğimiz gibi, en iyi eğitilmiş toplumlarda bile alegorik ve mistik ifade kalıntıları hala varsa, doğa için de durum aynısıdır -hatta daha kötüdür.

9
Metafizik dünya. Metafizik bir dünya olabilir; bunun olasılığı kolayca yadsınamaz. Her şeyi insan kafamızla görürüz ve bundan kurtulamayız; oysa onu kesip atabilseydik dünyada geride ne kalacağı hala bilinemezdi. Bu saf bir bilim problemidir ve insanın bunu sorun yapması için uygun değildir. Ama metafizik varsayımları üreten ve onları insan için değerli, ürkütücü, hoş kılan her şey tutku, hata ve kendini kandırmacadır. Bilginin en kötü yöntemleri, en iyileri değil, bize onlara inanmayı öğretir. Bu yöntemler var olan dinler ve metafizik sistemlerin temelleri olarak açıklanınca, insan onları reddeder. Diğer olasılık hala vardır, mutluluğumuz, kurtuluşumuz ve yaşamımız böyle geniş olasılıklar ağına bağlı olmasını bir yana bırakın, hatta onunla bir şey yapmaya bile başlayamayız. Çünkü metafizik dünya için başkalığı, bizim ulaşamayacağımız ve anlayamayacağımız başkalığı dışında bir şey söyleyemeyiz. Bu dünya olumsuz niteliklere sahip olacaktır.
Böyle bir dünyanın varlığı ne kadar iyi bir biçimde kanıtlansa da aslında bu konu hakkındaki bilgimiz tüm bilgilerin en tutarsız olanıdır. Bir fırtınayla karşılaşan bir denizcinin, suyun kimyasını bilmesi onun için ne kadar alakasızsa, o kadar alakasızdır.

10
Metafiziğin gelecekteki zararsızlığı. Başta ve yola çıkınca metafizik bir işe karışmaya başvurmadan dinin, sanatın ve ahlakın kökenleri tam olarak açıklanır açıklanmaz, artık kişinin ‘kendinde şey’ ve ‘görünüm’ kuramsal problemleriyle ilgisi kalmaz. Çünkü durum ne olursa olsun, din, sanat ve ahlak ‘dünyanın özüne’ dokunmamıza yardımcı olamaz. Biz idealar alanında kalırız. Ve hiçbir ‘sezgi’ bizi daha ileriye götüremez. Organizma ve kavramların fizyolojisinin ve gelişiminin dünya imgelemimizi, dünyanın gizli özünden ne kadar farklı bir biçimde şekillendireceğine tam bir sükunetle izin vermeliyiz.

Friedrich Nietzsche
İnsanca, Pek İnsanca

Cevap Ver

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz