Nietzsche’ye Göre 20 Maddede Üstinsan: Boyun eğmektense, ümitsiz olun daha iyi

Ey kardeşlerim, insanın sevebileceğim yönü, bir geçiş ve bir batış olmasıdır. Sizde de var sevgimi hak eden ve bana umut veren pek çok şey. Aşağılıyor olmanız, ey daha yüce insanlar, umutlandırıyor beni. Büyük aşağılayanlardır çünkü büyük saygı duyanlar.

Daha Yüce İnsan Üzerine

1
İnsanlara ilk defa gidişimde münzevilere özgü bir budalalık, büyük bir budalalık yaptım: pazaryerine girdim.
Ve herkesle konuştuğumda hiç kimseydi aslında konuştuğum. O akşam ip cambazları ve cesetler oldu yoldaşım; bir ceset oluyordum neredeyse kendim de. Ama yeni doğan günle birlikte yeni bir hakikat geldi bana: “Beni ne ilgilendirir ki pazaryeri ve ayaktakımı ve ayaktakımının gürültüsü ve ayaktakımının uzun kulakları!” demesini öğrendim.
Siz, daha yüce insanlar, bunu öğrenin benden: pazaryerinde hiç kimse inanmaz daha yüce insana. Orada konuşmak mı istiyorsunuz, pekâlâ! Ama ayaktakımı göz kırpar, “Hepimiz eşitiz,” diye.
“Siz daha yüce insanlar,” – böyle göz kırpar ayaktakımı – “daha yüce insan yoktur. Hepimiz eşitiz; insan insandır, tanrının önünde – hepimiz eşitiz!”
Tanrının önünde! – Oysa artık bu tanrı öldü. Ama biz ayaktakımının önünde eşit olmak istemiyoruz. Siz daha yüce insanlar, uzaklaşın pazaryerinden!

* * *

2
Tanrının önünde! – Oysa artık bu tanrı öldü! Ey daha yüce insanlar, bu tanrı sizin için en büyük tehlikeydi.
Onun mezara girmesiyle siz ancak yeniden dirildiniz. Şimdi geliyor büyük öğle, şimdi daha yüce insan olacak – efendi!
Anladınız mı bu sözlerimi, ey kardeşlerim? Dehşete kapıldınız: yüreğiniz mi sersemledi? Önünüzde bir uçurum mu açıldı? Cehennem köpeği mi uluyor size?
Pekâlâ! Hadi bakalım! Siz, daha yüce insanlar! İşte şimdi insan geleceğinin dağı doğum sancıları çekiyor. Tanrı öldü: şimdi biz istiyoruz ki, – Üstinsan yaşasın.

* * *

3
En kaygılılar şöyle soruyorlar bugün: “İnsan nasıl korunacak?” Ama ilk defa ve sadece Zerdüşt soruyor: “İnsan nasıl aşılacak?”
Üstinsan yatıyor yüreğimde, odur benim ilk göz ağrım ve biriciğim – insan değil: komşu değil, en yoksul değil, en çok acı çeken değil, en iyi insan değil.
Ey kardeşlerim, insanın sevebileceğim yönü, bir geçiş ve bir batış olmasıdır. Sizde de var sevgimi hak eden ve bana umut veren pek çok şey. Aşağılıyor olmanız, ey daha yüce insanlar, umutlandırıyor beni. Büyük aşağılayanlardır çünkü büyük saygı duyanlar. Kuşku duyuyor olmanızda saygı duyulacak çok şey var. Çünkü siz teslim olmayı öğrenmediniz, küçük kurnazlıkları öğrenmediniz.Günümüzde küçük insanlar efendi oldu: hepsi de boyun eğmeyi ve alçakgönüllülüğü ve kurnazlığı ve çalışkanlığı ve gözetmeyi ve bunlar gibi bir sürü küçük erdemi vaaz ediyorlar.
Korkakça olan ne varsa, kölelikten gelen ne varsa ve özellikle de ayaktakımı kalabalığına özgü ne varsa: İşte bunlar efendi olmak istiyorlar tüm insanların – kaderine – ah, tiksinti! Tiksinti! Tiksinti!
Şunu sorup duruyorlar hiç usanmadan: “İnsan kendini en iyi, en uzun, en hoş nasıl koruyabilir?” İşte böyle, günümüzde efendi oluyorlar.
Günümüzün efendilerini aşın, ey kardeşlerim – aşın bu küçük insanları: bunlardır Üstinsan için en büyük tehlike!
Aşın siz daha yüce insanlar, ey kardeşlerim, aşırı küçük erdemleri, küçük kurnazlıkları, kum taneciğini bile gözetmeyi, karınca sürüsü kıvıldaşmasını, sefil huzuru, “çoğunluğun mutluluğu”nu! –
Boyun eğmektense, ümitsiz olun daha iyi. Ve sahiden, bugün nasıl yaşanacağını bilmediğiniz için seviyorum sizi, daha yüce insanlar! Çünkü böyle yaşarsınız siz, – en iyi!

* * *

4
Cesaretiniz var mı, ey kardeşlerim? Yürekli misiniz? Tanıklar önündeki cesaret değil, hiçbir tanrının tanıklık etmediği bir münzevi cesareti, bir kartal cesareti gerekli.
Soğuk ruhlulara, katırlara, körlere, sarhoşlara yürekli demem ben. Korkuyu bilen, ama korkuyu yenendir, uçurumu gören, ama ona gururla bakandır yürekli kişi.
Uçurumu gören, ama uçuruma kartal gözleriyle bakandır, uçurumu kartal pençeleriyle kavrayandır: cesaretli kişi. – –

* * *

5
“İnsan kötüdür” – böyle söylüyor en bilge kişiler beni avutmak için. Ah, keşke bugün hâlâ doğru olsa bu! Çünkü kötülük insanın en iyi kudretidir.
“İnsan daha iyi ve daha kötü olmalı” – böyle öğretiyorum ben. En kötü, Üstinsanın iyiliği için gereklidir.
Küçük insanların vaizi için, insanların günahları yüzünden acı çekmiş ve sorumluluk yüklenmiş olması iyi olabilir. Ama büyük günaha sevinirim ben, onu büyük tesellim olarak gördüğüm için –
Ama bu sözler uzun kulaklılar için değil. Her söz de her ağza yakışmaz. Bunlar ince, uzak şeyler: koyun tırnakları dokunmamalı bunlara!

* * *

6
Siz daha yüce insanlar, sizin berbat ettiğinizi düzeltmek için mi burada olduğumu düşünüyorsunuz?
Yoksa bundan böyle siz acı çekenlere, daha rahat yataklar sunmak istediğimi mi? Ya da siz yersiz yurtsuzlara, yolunu şaşırmışlara, tırmanırken düşmüşlere, yeni ve daha kolay patikalar göstereceğimi mi?
Hayır! Hayır! Üç kere hayır! Sizin türünüzden gittikçe daha fazlası, gittikçe daha iyileri yok olmalı – çünkü işiniz gittikçe daha berbat ve daha zor olmalı. Böyle yalnız, –
– böyle yalnız büyür insan, yıldırımın ona isabet edip onu parçalayacağı o yüksekliğe: yıldırım için yeterli yüksekliğe!
Az olandır, uzun olandır, uzak olandır fikrimdeki ve özlemimdeki: sizin o küçük, çeşitli, kısa sefaletiniz ne ilgilendirir beni!
Siz yeterince acı çekmiyorsunuz henüz! Çünkü siz kendiniz yüzünden acı çekiyorsunuz, henüz insan yüzünden değil. Başka türlü konuşursanız, yalan söylemiş olursunuz! Benim acı çektiğim şey yüzünden acı çekmiyorsunuz hiçbiriniz. – –

* * *

7
Yıldırımın artık zarar vermiyor oluşu yeterli değil benim için. İletip uzaklaştırmak istemem onu; öğrenmeli benim için – çalışmayı. –
Benim bilgeliğim uzun süredir bir bulut gibi toplanıyor, sakinleşiyor ve kararıyor. Böyle davranır zamanı gelince bir yıldırım doğuracak olan her bilgelik. –
Bugünün insanları için ışık olmak, ışık diye adlandırılmak istemem. Onları – kör etmek isterim: Bilgeliğimin yıldırımı! Oy onların gözlerini!

* * *

8
Gücünüzü aşan şeyler istemeyin: güçlerini aşan şeyler isteyenlerde kötü bir sahtelik vardır.
Özellikle de büyük şeyler isterlerse! Çünkü bu kurnaz kalpazanlar ve oyuncular, büyük şeylere karşı şüphe uyandırırlar: –
– Sonunda kendilerine karşı da sahteleşene dek, güçlü sözlere, göstermelik erdemlere, parıltılı sahte başarılara bürünmüş bu şaşılar, bu gizlenmiş kurt yenikleri.
Çok dikkatli olun onlara karşı, ey siz daha yüce insanlar! Çünkü dürüstlükten daha değerli ve daha az bulunur bir şey yoktur bugün benim gözümde.
Günümüz ayaktakımının günü değil mi? Ama ayaktakımı bilmez neyin büyük, neyin küçük, neyin doğru ve neyin dürüst olduğunu; masum bir eğrilik içindedir o: hep yalan söyler.

* * *

9
Çok şüpheci olun, siz daha yüce insanlar, siz yürekliler! Siz açık yürekliler! Ve gizli tutun sebeplerinizi! Çünkü gün ayaktakımının günüdür.
Ayaktakımının bir zamanlar sebepsiz inanmaya alıştığı şeyleri kim sebepler öne sürerek – yıkabilir ki?
Ve pazaryerinde insan el kol hareketleriyle ikna eder. Oysa sebepler ayaktakımını şüpheci kılar.
Ve bir kere hakikat zafere ermişse, şöyle sorun haklı bir şüpheyle: “Hangi büyük hata savaştı bu hakikat uğruna?”
Bilginlerden koruyun kendinizi! Nefret eder onlar sizden: çünkü kısırdır onlar! Soğuk, kurumuş gözleri vardır, önlerinde duran her kuşun tüyleri yolunmuştur.
Böyle kişiler yalan söylememeleriyle övünürler: ama yalan söylemeye gücü olmamak hakikati seviyor olmak anlamına gelmez henüz. Sakının kendinizi!
Ateşli olmamak idrak anlamına gelmez henüz! Soğumuş tinlere inanmam. Yalan söyleyemeyen hakikatin ne olduğunu bilmez.

* * *

10
Yukarı mı çıkmak istiyorsunuz, kendi bacaklarınızı kullanın! Kendinizi yukarı taşıtmayın, başkalarının sırtına ve kafasına oturmayın.
Ata biniyorsun, öyle mi? Şimdi de süratle hedefine at koşturuyorsun, öyle mi? Pekâlâ, dostum! Ama kötürüm ayağın da oturuyor atın sırtında!
Hedefine vardığında, atından aşağıya adadığında; tam da kendi doruğunda, sen daha yüce insan – sendeleyeceksin.

* * *

11
Siz yaratıcılar, siz daha yüce insanlar! İnsan yalnız kendi çocuğuna hamiledir.
Sizi kandırmalarına, ikna etmelerine izin vermeyin! Kimdir ki sizin komşunuz? Ve “komşunuz” için bir şeyler yapsanız da, – onun için yaratmazsınız ki!
Unutun şu “için” sözünü, ey yaratıcılar; sizin erdeminiz, hiçbir şeyi “için” ve “uğruna” ve “çünkü” ile yapmamanızı ister. Bu sahte küçük sözcüklere tıkayın kulaklarınızı.
“Komşular için”, sadece küçük insanların erdemidir; orada, “davul bile dengi dengine,” ve “bugün sen bana, yarın ben sana”: denilir – sizin kadar bencil olmaya ne hakları, ne de güçleri vardır onların!
Siz yaratıcılar, bencilliğinizde hamilelerin ihtiyatı ve öngörüsü vardır! Henüz hiç kimsenin gözleriyle görmediği meyveyi: kucaklar, korur ve besler tüm sevginiz.
Tüm sevginizin olduğu yerde, çocuğunuzda, oradadır tüm erdeminiz de! Sizin “komşunuz” sizin eserinizdir, sizin isteminizdir: yanlış değerlere ikna olmayın!

* * *

12
Ey yaratıcılar, ey daha yüce insanlar! Doğurmayı bekleyen hastadır; doğurmuş olansa kirlidir.
Kadınlara sorun: keyif verdiği için doğum yapılmaz. Sancıdır tavukları ve şairleri gıdaklatan.
Ey yaratıcılar, çok fazla kirlilik var sizde. Demek ki anne olmalısınız siz.
Yeni bir çocuk: ah ne de çok yeni pislik geldi dünyaya! Çekilin kenara! Doğurmuş olan tertemiz yıkamalı ruhunu!

* * *

13
Kuvvetinizi aşacak kadar erdemli olmayın! Ve olasılığın dışında şeyler istemeyin!
Babalarınızın erdeminin ayak izlerinden yürüyün! Babalarınızın istemi sizinle birlikte çıkmasaydı, siz nasıl çıkabilirdiniz yukarıya?
Ama ilk olmak isteyen, son olmamaya da bakmalı! Babalarınızın günahlarının olduğu yerde ermişler olmaya çalışmayın!
Babaları kadınlarla düşüp kalkanlar ve sert şaraplara, domuz etine düşkün olanlar: bakir olmak isteseler neye yarar?
Bir delilik olur! Sahiden, çoktur bence böyle birine bir ya da iki ya da üç kadının erkeği olmak.
Ve manastırlar inşa ettirse de, kapılarına: “ermişin yolu” diye yazdırsa da – derim ki: Neye yarar? Yeni bir delilik bu!
Kendisi için bir hapishane ve sığınma evi inşa ettirmiştir: Hayırlı olsun! Ama ben inanmam hayırlı olacağına.
Yalnızlığının içine ne taşıdıysan, ancak o büyür yalnızlıkta – içindeki hayvan da işte böyle. Bu yüzden birçoklarına tavsiye edilmemelidir yalnızlık.
Çöl ermişlerinden daha kirli bir şey görülmüş müdür bugüne dek yeryüzünde? Onların yakınında sadece şeytan değil, – domuz da koparmıştır iplerini.

* * *

14
Ürkek, utangaç, beceriksiz, sıçramayı beceremeyen bir kaplan gibi: sık sık böyle bir kenara çekilirken gördüm sizi, ey daha yüce insanlar. Tutmadı attığınız zar.
Ama siz zar atıcılar, ne önemi var ki bunun? Oynamayı ve alay etmeyi gerektiği gibi öğrenmediniz siz! Her zaman büyük bir kumar ve alay masasında oturmuyor muyuz?
Büyük bir başarısızlığa uğrasanız da bu yüzden başarısız mı sayılırsınız? Kendiniz başarısız olsanız da bu yüzden insan mıdır başarısız olan? Ama insan başarısızlığa uğramışsa: pekâlâ! Hadi bakalım!

* * *

15
Türü ne kadar yüceyse, o kadar ender başarılır bir şey. Siz, buradaki daha yüce insanlar, hepiniz – başarısızlık değil misiniz?
Cesaretiniz kırılmasın, ne önemi var ki bunun? Daha ne çok şey mümkün! Kendinize gülmeyi öğrenin, gerektiği gibi gülmeyi!
Başarısızlık ve yarım başarı olmanızda şaşılacak ne var ki, ey siz yarısı kırıklar! İçinizde sizi sıkıştıran ve iten, – insanlığın geleceği değil midir?
İnsanlığın en uzağı, en derini, yıldızlar kadar yüksekliği, olağanüstü kudreti: tüm bunlar sizin çanağınızda birlikte köpürmüyorlar mı?
Kimi çanağın çatlamasında şaşılacak ne var ki? Kendinize gülmeyi öğrenin, gerektiği gibi gülmeyi! Siz daha yüce insanlar, ah daha ne çok şey mümkün!
Ve sahiden, ne kadar çok şey başarıldı şimdiden! Ne kadar zengindir bu yeryüzü küçük iyi mükemmel şeylerden yana, iyi başarılmış şeylerden yana.
Küçük mükemmel şeyler yerleştirin etrafınıza, siz daha yüce insanlar! Onların altın olgunluğu şifadır yüreğe. Mükemmel olan umut etmeyi öğretir.

* * *

16
En büyük günah neydi şimdiye kadar? “Burada gülenlerin vay haline!” diyenin sözleri değil miydi?
Kendisi bulamamış mıydı yeryüzünde gülmek için bir sebep? İyi arayamamıştı o halde. Bir çocuk bile bulur burada gülmek için bir sebep.
O kişi – yeterince sevmiyordu: yoksa bizi de severdi, biz gülenleri! Ama nefret ediyordu bizden ve alay ediyordu bizimle, ulumak ve diş bilemekti bize vaat ettiği.
Sevmeyince hemen lanetlemek mi gerekir? Bu – kötü bir beğeni gibi geliyor bana. İşte böyle yaptı ama o dediği dedik kişi. Ayaktakımından geliyordu o.
O yeterince sevmiyordu sadece: yoksa sevilmemesine daha az öfkelenirdi. Sevgi değildir, bütün büyük sevgilerin arzuladığı: – daha fazlasını ister onlar.
Kaçın böyle dediği dediklerden! Zavallı, hasta bir türdür bu: bir ayaktakımı türüdür! Fena görürler bunlar yaşamı, kem gözle bakarlar bu yeryüzüne.
Kaçın böyle dediği dediklerden! Ağır ayakları ve bunalmış yürekleri vardır onların – dans etmesini bilmezler. Yeryüzü nasıl hafif gelebilir ki böyle kişilere?

* * *

17
Tüm iyi şeyler eğri büğrü yaklaşırlar hedeflerine. Kediler gibi kamburlarını çıkartırlar, içlerinden mırlarlar yaklaşan mutluluklarının önünde – tüm iyi şeyler güler.
Kişinin şimdiden kendi yolunda yürüyüp yürümediği attığı adımdan belli olur: bu yüzden yürüyüşüme dikkat edin! Ama hedefine yaklaşan dans eder.
Ve sahiden, bir heykel olmadım ben, henüz öyle durmuyorum, kaskatı, hissiz, taştan bir sütun gibi; seviyorum hızlı hızlı yürümeyi.
Yeryüzü bataklıklarla ve koyu kederlerle dolu olsa da; hafif ayakları olan yürür balçığın üzerinden bile ve dans eder kaygan buzun üstündeymiş gibi.
Yükseğe kaldırın yüreklerinizi kardeşlerim, yükseğe, daha yükseğe! Bacaklarınızı da unutmayın! Bacaklarınızı da kaldırın, ey iyi dansçılar: iyisi mi, amuda da kalkın!

* * *

18
Bu gülenlerin tacını, bu gül çelengi tacı: ben taktım bu tacı kendime, ben kutsadım kahkahamı. Başka birini bulamadım bugün bunu yapacak kadar güçlü olan.
Dansçı Zerdüşt, hafif Zerdüşt, kanatlarıyla işaret veren, uçuşa hazır, tüm kuşlara işaret veren, hazır ve amade, mutlu bir tez canlı: –
Kehanette bulunan Zerdüşt, kehaneti gülen Zerdüşt, sabırsız biri değil, dediğim dedik biri değil, sıçrayışları ve kaçamakları seven biri; ben taktım bu tacı kendime!

* * *

19
Yükseğe kaldırın yüreklerinizi kardeşlerim, yükseğe, daha yükseğe! Bacaklarınızı da unutmayın! Bacaklarınızı da kaldırın, ey iyi dansçılar: iyisi mi, amuda da kalkın!
Mutlulukta da ağır hayvanlar vardır, doğuştan hantal olanlar vardır. Amuda kalkmaya çalışan bir fil gibi tuhaf bir halde didinirler.
Ama mutluluktan deli olmak mutsuzluktan deli olmaktan daha iyidir, hantal dans etmek aksak yürümekten daha iyidir. Bu yüzden öğrenin şu bilgelik sözümü: En kötü şeyin bile iki iyi ters yüzü vardır, –
– en kötü şeyin bile dans edecek iyi bacakları vardır: bu yüzden, daha yüce insanlar, doğru bacaklar üzerinde durmayı öğrenin!
Bu yüzden unutun kederden oflayıp puflamayı ve tüm ayaktakımı üzüntülerini! Ah ne kadar da üzgün görünüyorlar bugün gözüme, ayaktakımının soytarıları! Ama gün ayaktakımının günüdür.

* * *

20
Dağ mağaralarından kopan rüzgâra benzeyin: kendi çalıp kendi oynamak ister o, ayaklarının altında denizler titrer, sıçrar.
Eşeklere kanat takan, dişi aslanların sütünü sağan, tüm bugünün ve tüm ayaktakımının üzerine bir kasırga gibi esen bu ele avuca sığmaz hayırlı ruha övgüler olsun, –
– diken kafalara ve kılı kırk yaranlara düşman, tüm solmuş yapraklara ve yabani otlara düşman: bataklıkta da, kederde de çimler üzerindeymiş gibi dans eden bu vahşi, hayırlı, özgür kasırga tinine övgüler olsun!
Ayaktakımının yok olup giden köpeklerinden ve tüm o cılkı çıkmış, kasvetli güruhtan nefret eden, tüm karamsarların ve açgözlülerin gözlerine toz savuran bu güleç fırtınaya, tüm özgür ruhların ruhuna övgüler olsun!
Ey daha yüce insanlar, en kötü yanınız bu sizin: hiçbiriniz gerektiği gibi dans etmesini öğrenmediniz – kendinizi aşarak dans etmesini! Ne önemi var ki, başarısızlık olmanızın!
Daha ne çok şey mümkün! Kendinizi aşarak gülmesini öğrenin en azından! Kaldırın yüreklerinizi, ey iyi dansçılar, yükseğe, daha yükseğe! Ve güzel gülmeyi de unutmayın!
Bu gülenlerin tacını, bu gül çelengi tacı: size atıyorum, kardeşlerim bu tacı! Gülmeyi kutsadım ben; siz daha yüce insanlar, öğrenin – gülmeyi!

Böyle Buyurdu Zerdüşt
Friedrich Wilhelm Nietzsche

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Kafka: Baba, beni etkisi altına alan bu hiçlik duygusu senden kaynaklanıyor

Ürkek bir çocuktum, buna rağmen kuşkusuz tüm çocuklar gibi, inatçıydım da, kuşkusuz annem de şımartmıştı beni, ama özellikle uyumsuz olduğuma...

Kapat