1 Eylül Dünya Barış Günü… Savaş(lar) Durmaksızın Sürüyor

Türk Tabipler Birliği:  Savaşlar sadece ölüme ve sakatlıklara yol açmıyor
İsterdik ki savaşsız bir zaman diliminde barışı değil barışık kalmayı konuşalım. En temel hakkımız olan yaşama hakkımızı elimizden alan; geçmişimizi, bağlarımızı, bugünümüzü ve geleceğe ilişkin beklentilerimizi ortadan kaldıran zorbalığı yani savaşı barış gününde referans noktası olarak almaktan vazgeçelim. Oysa savaş ve çatışmalar her geçen gün daha fazla çeperini daraltıyor, nicedir o hep yanı başımızda. Irak, Afganistan, Filistin, derken Gürcistan, Osetya ve kendi ülkemizin derinlikleri savaş ve çatışma kültürünün olağanlaştırıldığı bölgeler haline getirildi.

Tarih boyunca erken ölümlerin iki önemli nedeni enfeksiyon hastalıkları ve şiddet oldu. Dünya Savaşı’ndan bu yana 250 büyük savaşta 23 milyon kişi öldü. Birleşmiş Milletler 1.8 milyar insanın savaş ve çatışmalardan etkilendiğini belirtiyor.

Savaşlar salt silahla ölüm ve sakatlıklara yol açmıyor elbet. Savaşın dolaylı etkilerinden birisi de hastalık örüntüsünü değiştirmesi, hastalık seyrini ağırlaştırmasıdır. AIDS, verem, sıtma, solunum yolu hastalıkları, cinayetler savaş ve çatışma dönemlerinde artış göstermektedir. Örneğin Kongo’da savaş kaynaklı hastalık ölümleri, doğrudan şiddet nedenli ölümlerden 6 kat fazla olmuştur.

İnsan Hakları Derneği: Savaşın faturası sadece yaşamlarını yitirenlerle sınırlı değil

Bu gün 1 Eylül Dünya Barış günü. 1 Eylül’ün Birleşmiş Milletler tarafından Dünya Barış Günü ilan edilmesinin 20. yılı. Coşkuyla kutlanması gereken bu günü yine buruk bir acı ve endişe içerisinde kutluyoruz. Aradan geçen bunca yıla karşın ne dünyada ve ne de ülkemizde kalıcı ve adalete dayanan kalıcı bir barış sağlanabilmiş değil.

Sadece bu gün medyada yer alan haberlere bakacak olursak, Türkiye’de Hakkari civarındaki operasyonlar sonucunda 11’i militan, 2’si asker olmak üzere 13 yurttaşımız yaşamını yitirdi. Irak’ta 12 Nepal’li rehine öldürüldü, İsrail’de intihar saldırısı sonucunda en az 15 kişi öldü. Afganistan’da, Sudan’da, Pakistan’da. Hindistan’da, Çeçenistan’da Kolombiya’da, Nijerya’da ve adlarını saymadığımız Dünyanın daha bir çok ülkesinde iç çatışmalara ve savaşlar sürüyor. Her yıl onbinlerce insan bu kaos ortamında yaşamını yitiriyor.

Savaşın faturası sadece yaşamlarını yitirenlerle sınırlı değil.Yine her yıl onbinlerce insan sakat kalıyor, milyonlarca insan yerini, yurdunu, köyünü terk etmek ve mülteci konumuna düşmek zorunda kalıyor. Kadın ve çocuklar tecavüze uğruyor.Dünya halklarına açlık ve sefalet dayatılıyor.

Dünya kaynaklarının sömürülmesini amaçlayan politikalar, demokrasi ve insan hakları söylemine dayanılarak uygulamaya konulmaya çalışılıyor. Uyuşmazlıklara adaletli ve barışçıl çözümler aramak yerine baskı, şiddet ve yok etmede ısrar ediliyor. Tüm dünyaya silahlı güce ve sömürüye dayalı bir sistem dayatılıyor.

Evet hem dünyanın başta Ortadoğu,Asya, Afrika ve Güney Amerika olmak üzere önemli bir bölümünde ve hem de ülkemizde çeşitli biçimleri ile savaş ve çatışmalar devam ediyor. Bizler, İnsan Hakları Savunucuları şiddete ve silahlı güce dayalı bu vahşi politikalara itiraz ediyoruz. Dünya halklarına karşı demokrasi, insan hakları ve terörle mücadele söylemi kullanılarak yürütülen baskı ve saldırıları şiddetle kınıyoruz. Başta, ABD’nin Irak’ta, İsrail’in Filistin’de yürüttüğü işgal ve savaşlar olmak üzere, tüm dünyadaki saldırı ve savaşların bir an önce durdurulmasını talep ediyoruz.

Ülkemizdeki çatışma ortamı ile ilgili kaygılarımız her geçen gün artmaktadır. Sorunların barışçıl yöntemlerle ve adaletli bir şekilde çözümü yerine; sadece imha ve yok etmeye dayalı politikaların bu ülkeye yarar getirmediğini ve kalıcı adili bir barış ortamını sağlamadığını görmenin zamanı gelmiştir. İnsan yaşamını sadece sayılara indirgeyen ve bu ülkeye felaket ve acı getirmekten başka hiçbir şeye yaramayan baskı ve şiddet politikalarından vazgeçilmelidir. 30 bin insanımızın yaşamını yitirmesine yol açan 15 yıllık çatışma döneminin yarattığı tahribatlardan ders çıkarılması gerekir. İnsan Hakları ve Hukukun Üstünlüğü’ne dayalı demokratik bir ülkenin yaratılabilmesi için saldırı ve şiddete son verilmelidir. Devletten operasyonların durdurulmasını ve adalete ve eşitliğe dayalı toplumsal kalıcı bir barışın sağlanması yönünde adımlar atılmasını istiyoruz. Ülkedeki tüm farklı kimlik ve kültürlere saygı temelinde, göstermelik olmayan düzenlemeler yapılmalı, Bürokrasi yeniden yapılandırılmalıdır.Tüm siyasi hükümlü ve tutuklular ile ülke dışındaki siyasi gruplar için koşulsuz bir genel af çıkarılmalıdır.

Devlete karşı silahlı mücadele yürütenler de, demokratik mücadeleyi benimseyerek, silahlı mücadeleye son vermelidir. Şiddet ve saldırı artık bir hak arama aracı olmamalıdır. İnsan Hakları Derneği olarak hiçbir ayrım yapmadan şiddet ve saldırının her türlüsüne karşı olduğumuzu bir kez daha yineliyoruz. 1 Eylül Türkiye’de yeni bir barış sürecinin başlangıcı olmalıdır.

Barış Derneği: Barış uğruna mücadele etmek için artık daha fazla nedenimiz var

20. yüzyılda iki büyük ve yıkıcı savaşın ardından, benzeri bir kitlesel kıyımın bir daha yaşanmaması hedefiyle aydınların öncülük ettiği, 60’lı yıllardan itibaren büyük kitleselliklere ulaşan uluslararası nitelikli barış hareketlerine tanık olduk. Bütün dönem boyunca savaşlar, emperyalist işgaller ya da faşist darbeler eksik olmadı. Ama kitle imha silahlarının yasaklanması ve silahlanmaya son verilmesi, sömürgeciliğin her biçiminin ve ırk ayrımının ortadan kaldırılması, halkların bağımsızlık ve egemenlik haklarına saygı, uluslar arasında ortaya çıkan sorunların kaba güce dayalı zor politikası yerine görüşmeler yoluyla çözümlenmesi, barışçı hareketlerin büyük kitleleri savaşçı politikalara karşı harekete geçirirken yaslandığı temel ilkeler oldu.
Savaş daha somut, daha gerçek ve daha yaygın bir olgu hale gelmiştir
Günümüzde gerek ülkemizde gerekse dünyada bu türden güçlü bir barış hareketinin varlığından söz etmek mümkün değil. Ancak savaşlar, barış hareketlerinin geniş bir toplumsallıkta etkili bir biçimde var olduğu dönemlerdekinden daha somut, daha gerçek ve daha yaygın bir olgu olarak varlığını sürdürüyor.
Sermayedar sınıfın bitmek tükenmek bilmeyen kâr hırsı ile emperyalistler arası çelişkiler ve çıkar çatışmaları halen savaşların ana nedenini oluşturuyor. Ama artık emperyalist hiyerarşinin tepesindeki ülkeler bloğunun diğer ulus devletlerin hareket alanını daraltma ve kimi örneklerde daha küçük birimlere bölme hedefi ve emperyalizmin devrimci dinamiklere karşı dünya çapında başlattığı topyekûn karşı saldırı, savaşların başlıca nedenleri arasına girmiş durumda. Bu nedenle NATO ve AB gibi ülkemizi de yakından ilgilendiren iki “savaşçı” kurumun faaliyet alanları daralmamakta, tersine genişlemektedir.

Emperyalizm savaşların nedenlerini gizlemede daha etkili araçlar geliştirmiştir

Benzer bir şekilde emperyalizm, savaşların gerçek amacını ve boyutlarını gizlemek konusunda eskisine oranla daha etkili araçlar geliştirmiştir durumdadır. Teröre karşı mücadele, geri kalmış coğrafyalara insan hakları ve demokrasiyi götürme, emperyalist düzenlemelere uyum göstermeyen ülkelerin düşman ilan edilmesi, çeşitli vesilelerle barış korumak ve kollamak adına askeri müdahalenin meşrulaştırılması ve uluslararası basın-yayın tekellerinin taraflı ve çarpıtılmış haberlerle kamuoyu oluşumunu etkilemesi sözü edilen araçların en bilinenlerindendir. Bu araçların deşifre edilmesi ve işlevsiz hale getirilmesi barış mücadelesi için yaşamsal önemdedir.

Toplumda savaş ve barışla ilgili konularda ciddi bir ilgisizlik ve bilgisizlik hâkimdir

Bütün bunlardan daha vahimi dünya genelinde yaşanan ancak ülkemizde belirgin bir biçimde gözlemlenen, halkın günümüzün temel savaş ve barış meseleleriyle ilgili konularda zaman zaman ürkütücü boyutlara varan ilgisizlik ve bilgisizlik halidir. Emperyalistler bu durumun kendisinden güç almakta, kolay kolay değişmeyeceğine duydukları güven nedeniyle giderek daha da saldırganlaşmaktadırlar.
__________________________________________
1 Eylül Dünya Barış Günü : Almanya’nın 1 Eylül 1939’da Polonya’ya saldırması üzerine, II. Dünya Savaşı başladı. Milyonlarca kişinin öldüğü savaşın başlamasının 50’nci yılında, Dünya Barış Günü ilan edildi.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
“Edebiyatın Müziği” Konulu Albümler… – Emre Karacaoğlu & Hikmet Temel Akarsu

Sanat türleri arasında sürekli etkileşim vardır. Kimi disiplinler arasında bu öne çıkar. Sinema ile edebiyat arasında olduğu gibi. Sinemada edebiyat...

Kapat