Ahmed Arif anlatıyor: “Ben soyumla değil, ancak halkımla öğünebilirim”

Çok iyi hatırlıyorum. Biz oyun oynuyoruz, üç tane adam bahse girmişler. Üç adam ama, biri Arap, biri Kürt, biri de Zaza. Biri diyor ki beni göstererek, “Bu çocuk Arap”. Öteki diyor ki: “Yok yahu, u çocuk Kürt.” Üçüncüsü “Bu, ne Arap, ne Kürt. Bu çocuk Zaza” diyor. Biz oynuyoruz, onlar konuşmalarımızı dinliyorlar herhalde.

Devamı…Ahmed Arif anlatıyor: “Ben soyumla değil, ancak halkımla öğünebilirim”

Nazım Hikmet’in son yazısı… – Refik Durbaş

nazım hikmetBir şairin yayınlanan ilk şiiri, romancı ya da hikâyecinin ilk cümlesi merak edilir, hatırlanır. “İlk”ler, yazanları kadar okurlar ve edebiyat tarihçileri için de önemlidir çünkü… Ayrıca o ilk dize ya da satırlar yazanın geleceğinin habercisidirler bir anlamda…
Yazarların ölmeden önce söyledikleri son sözleri de aynı merak çemberinde yer alır. “Son sözler” üzerine nice kitaplar da derlenmiştir. En bilineni mesela, Goethe’nin son nefesini verirken söylediği “Biraz daha ışık” sözü değil midir?

Devamı…Nazım Hikmet’in son yazısı… – Refik Durbaş

Vasiyeti Sevdiği Kadınlara Mezartaşı Olana Rüya – Refik Durbaş

Refik DurbasHaftanın öteki altı gününün de “pazar” olmasını isterdi. Sabahın erken servisinde zamanını harcamadığı bir gün akşama geç kalan otobüslerin karanlığında kaybolmadığı bir gün karşılıksız aşkların hatırasıyla yüreğini harap etmediği bir gün gelecek güzel günlerin hayaline dokunamadığı bir gün
Haritalarda adı olmayan bir şehirde bir başka kimliği bürünmek isterdi
Sabahın aynasına vuran yüzünün aksinde çocukluğunun aksini görmek isterdi bir de
Şimdiyse anayolları çürümüş yüreği yerinde denize inen sokaklarıyla çocuk yaşının yüreği

Devamı…Vasiyeti Sevdiği Kadınlara Mezartaşı Olana Rüya – Refik Durbaş

“Ne güzel şey hatırlamak seni: ölüm ve zafer haberleri içinden” | Vera, Nazım’ı anlatıyor

Vera Nazım
Son eşi Vera Tulyakova Nazım’ı anlatıyor

Nâzım ın bir özdileği vardı. İnsanlar nasıl iyi şeylere çabuk alışıyorsa kötü şeylere daha çabuk alışıyorlar diyordu. Kuyruklara alışıyorlar, eksiklere alışıyorlar. Bürokratlar siyah arabalarla dolaşırken halktan insanlar saatlerce otobüs bekleyip soğuk kış günlerinde üşüyor.

Devamı…“Ne güzel şey hatırlamak seni: ölüm ve zafer haberleri içinden” | Vera, Nazım’ı anlatıyor

Ahmed Arif Anlatıyor: “Acı Çekmek Bir Yerde Sevda Gibidir, Her İnsana Nasip Olmaz”

Anadolu insanının tarihini Babil’e kadar, Sümerler’e,  Asurlar’a kadar uzatabiliriz. Hatta daha da öncesine. Bütün Anadolu’da Helenler’e, Truvalar’a kadar götürebiliriz. Bütün bu kavimler bizim atalarımızdır. Yani bu toprağın üzerinde ne kadar uygarlık kurulmuşsa, yaşamışsa, tarihe göçmüşse, yerin altında kalmışsa bütün bunlar bize kalan bir mirastır. O çağların insanı da bizim atalarımızdır.
İmparator Augustus zamanında bir nüfus sayımı yapılmış. O çağda 60 milyon insan varmış Anadolu’da. O da Fırat’a kadar, yani Ege’den Fırat’a kadar…
Peki ama, Ortaasya’dan 250 binden fazla insan gelmedi. En son gelen  1071’deki dalga ortada. Yani bir gecede bütün Anadolu insanları öldü de, Ortaasya’dan gelenler mi egemen oldu.  Böyle şey olmaz.

Devamı…Ahmed Arif Anlatıyor: “Acı Çekmek Bir Yerde Sevda Gibidir, Her İnsana Nasip Olmaz”

Nâzım’ın son eşi Vera Tulyakov, Nazım’ı anlatıyor: “Her yere ışık gibi girerdi”

İstanbul benim için Nâzım’ın hasretinin ve hayal ettiğinin kentiydi. Ve bir gün, birdenbire kendimi İstanbul’da buldum. Baktığım her pencerenin ardında İstanbul yaşıyordu.
Ama öylesine gelişigüzel dolaşmak, insanlarla iç içe yaşamak, İstanbul’a dokunmak, maalesef böyle şeylere pek fırsat bulamadım. Örneğin bugün Süleymaniye camisini gördüm, Kariye’yi gezdim. Süleymaniye, çok muazzam bir yapı. Onu duyumsamak çok şaşırtıcı bir şey… Sanki yüzyıllar, insanın başına vurmaya başlıyor. İstanbul’da hep bunu görüyor, hissediyorsun zaten. Tarihle bugünün iç içeliğini, ilişkisini yani…

Devamı…Nâzım’ın son eşi Vera Tulyakov, Nazım’ı anlatıyor: “Her yere ışık gibi girerdi”

Ahmed Arif Anlatıyor: “Vurulsam, Kaybolsam Derim, Çırılçıplak, Bir Kavgada…”

– Kitabın adını neden “Hasretinden Prangalar Eskittim” koydun?
AHMED ARİF — Bunu anlatmak doğru mu bilmiyorum.  Çok kişisel bir şey. Çok duygusal. Artık anı olmuş. Kitabımın adını ben önce “Dört Yanım Puşt Zulası” koymuştum. Ama sevgili kardeşim Ali Özoğuz buna engel oldu. Bana “Kitabına böyle bir ad koymaya hakkın yok” dedi. “Seni 15 yaşında çocuklar, kızlar taparcasına seviyorlar. Sen bununla ola ki burjuvazinin tuzaklarını söylüyorsun. Ama şu da var o çocuklara saygı duymalısın. Hatta bu adı bir şiirine bile verme, mısra olarak kalsın.”
Düşündüm, Ali’ye hak verdim. Madem öyle, kitabımın adı “Hasretinden Prangalar Eskittim” olsun dedim.

Devamı…Ahmed Arif Anlatıyor: “Vurulsam, Kaybolsam Derim, Çırılçıplak, Bir Kavgada…”

Ahmed Arif Anlatıyor: “Bana günde bir çeyrek ekmek veriyorlardı”

“Sevdadır bu teyze”
Bu arada da psikolojik bir terör var. Polisin biri gazete okuyor, bir yandan da konuşuyor. “Adamın dişinin altına cereyan veriyorlar. Işıklı odaya bir girdi mi hali dumandır.”
Ben hem polisi dinliyor, hem işkenceyi düşünüyorum. Aklıma Fontamara geliyor, Çan Kay Şek’i öldürmek için kendisini arabanın altına atan
Çen geliyor. Çen de benim gibi bir felsefe öğrencisi. Kendimi onunla ölçüyorum. Ona göre benim durumum daha iyi.
Bu arada polisler horlamaya başladı. Bunun üzerine o teyze fısıltıyla bana sordu: “Oğlum nedir halin?” Şimdi cevap olarak ne diyeyim? Siyasi desem olmaz, üniversite öğrencisi, o da olmaz. Eylemci desem, sosyalistim desem. Tutmayacak. O kadıncağıza bunlar ne ifade edecek?
Müthiş bir sıkıntı çektim 5-10 saniye. Birden “Sevdadır bu teyze”
deyiverdim.
Nasıl aydınlandı kadıncağızın yüzü. Beni kucaklayıp öpmek istedi. Bir sevgili, bir anne gibiydi. Ömrümce böyle bir anneye, ablaya hasret kaldım.

Devamı…Ahmed Arif Anlatıyor: “Bana günde bir çeyrek ekmek veriyorlardı”

Ahmed Arif Anlatıyor: “Dicle Kıyısında Bir Çadırda Ölmek İsterim…”

Ben büyük değilim. Halkımın sıradan ve gariban bir ozanıyım. Lütfen bunu belirt. Buna inanıyorum ve onur duyuyorum. Bazı adamlar “Son elli yılın en iyi kitabını ben yazdım” diyorlar. O kendi iddiası muhteremin. Nâzım Hikmet’in memleketinde böyle laflar edilir mi?
Benim şansım halkla kucaklaşabilmek, ya da ona ulaşabilmek. Pek kucaklaşmış değilim ona biraz ulaşmışım. Benim şansım budur işte…
Bir insan bir doğumevinde meydana geliyor, bir dağ başında, bir Yörük çadırında, bir bağ evinde. Komşuları nasıldır, çevresi hısım akrabası kimlerdir? Bütün bunlardan pek çok şey alır.
Ben de elbette böyle çok şeyler aldım. Kültür ağırlığım, töre ağırlığım, giderek içgüdülerim ona göre gelişti. Şiirim de o yönde gelişti mi, bilmiyorum. Çünkü insan kendi şiirine içine dönüp bakamıyor. Yanılıyor. Şimdi bana Bingöllüler kavga döğüş “Ahmed Abi bizim hemşehrimizdir”
diyorlar. Siverekliler “Diyarbakır da neymiş, o bizim çocuğumuz, bizim abimizdir” diyorlar.

Devamı…Ahmed Arif Anlatıyor: “Dicle Kıyısında Bir Çadırda Ölmek İsterim…”

Nâzım Hikmet’in son eşi Vera Tulyakov’a Anlatıyor Güneşli Rüzgârı Nâzım’ın – Refik Durbaş

Vera’ya
İri iri damlalarıyla yağmur üzüm salkımıydı doğum gününde

senin şaşkın ve sırılsıklam durdum önünde senin
altın kubbeli bir ağaçtın
denizin ortasında
ilk ergenlik düşümden geliyorum sana
bu şehrin bana verdiği en tatlı yemiş en akıllı söz en insan sokaksın
günlük güneşlik rüzgârım benim
saçları saman sarısı kirpikleri mavi karım benim
Mayıs1962, Moskova

Devamı…Nâzım Hikmet’in son eşi Vera Tulyakov’a Anlatıyor Güneşli Rüzgârı Nâzım’ın – Refik Durbaş

Ahmed Arif Anlatıyor: “Kafamda, Yüreğimde Bitiriyorum Şiiri…”

AHMED ARİF — 1950 öncesi yılları. Abidin (Dino) Abilerdeyiz. Bir gün yine evde konuşuyoruz. İçiliyor. Bir tartışma başladı. “Türk şiirinde devrimi biz yaptık” dediler, “Nâzım değil. Bir çağ varsa onu da biz başlattık.”
Şimdi hangimiz konuşacağız, bilmiyorum. Yalnız ben düşünüyorum. Nâzım bunların akrabası, bunları yüceltmiş, tercümelerine yardımcı olmuş, ani aralarında bir hukukları var. Biz dışardan halk çocuklarıyız.
Nâzım’la tanışmıyoruz, ne ben, ne Yaşar Kemal. Dedim ki: “Güzin Hoca Hanımdan özür dilerim, benim hocamdır, ama bu, bir terbiyesizliktir.
Kendinizi Nâzım’dan daha büyük bir şair, çok daha önemli, edebiyatta çığır açmış, devrim yapmış adamlar olarak görmeniz soytarıca bir harekettir. Burada benim abilerimsiniz ama, beni mecbur ettiniz.”
“İkincisi” diye devam ettim: “Diyelim ki çok ileri bir toplumdayız, er bakımdan, ekonomik bakımdan, politik bakımdan çok ileri topluma ulaştık. Ve o zaman konuşuyoruz. Şimdi değil o zaman birileri çıkıp Türk şiirini yargılayacaksa ve siz de bu laflarınızla ortaya çıkarsanız, yani Yahya Kemal’e bir şey demezler, ama size hain derler.

Devamı…Ahmed Arif Anlatıyor: “Kafamda, Yüreğimde Bitiriyorum Şiiri…”

Ahmed Arif: “Bir yerde zulüm varsa Onu da anlatmak lazım…”

“Sevdan ölünecek kadar güzel”
(…)Pirinçte Karacadağı, pamukta Adanayı, Çukurova’yı, Tütünde Ege’yi anlatıyorum. (…) Benim şiirimin en çok satıldığı il Tekirdağ. Ve en az Diyarbakır’da satılıyor. Kızıltepe küçücük bir ilçe, orada  Diyarbakır’dan çok satıyor. Konya’da şaşılacak derecede çok satıyor. (…) Yalnız benim öfkemi, yalnız benim kahrımı değil, elbette oradan halkın kendi kahrı, kendi acısı, hatta tarihsel bir acı çıkıp geliyor. Ben şimdi boşuna Spartaküs demiyorum. Spartaküs’ü bir ağabey gibi, benden önceki kuşaktan biri gibi, canım ciğerim gibi seviyorum. Onur duyuyorum onu tanımakla. Onu alıp bugüne getiriyorum. Ve dikkat edersen öyle veriyorum. Sanmıyorum ki bir Romalı şair böyle versin. Benim öfkem, enim kahrım derken elbette bu sadece kişisel değildir. (…) Yılmaz Güney benden on yaş küçüktür. Benim hemşehrimdir. Kurban olayım, benim kardeşimdir. (…) Yaşar Kemal’in çok kahrını çekmişlerdir. (…) Orhan Veli de benim şiirlerimi bilirdi. Büyük hayranlıkla, büyük saygıyla karşılardı. Cahit Sıtkı da öyle. Hüngür hüngür ağlardı. (…) Bir Nâzım sarhoşuyum. Ezbere canımı verebilirim…

Devamı…Ahmed Arif: “Bir yerde zulüm varsa Onu da anlatmak lazım…”

Ahmed Arif anlatıyor: “Her biri bir kızda kaldı. Birçoğu da poliste şiirlerimin…”

“Nâzım Hikmet’in ne olduğunu bilmiyordum, ama okuyordum”
AHMED ARİF – Urfa’da ortaokul olduğu için Urfa’ya gittik. Çünkü
Siverek’te ortaokul yoktu. Urfa’da bizi azınlık, hatta gâvur gibi karşıladılar. Orada benim 20-25 yaşında abilerim oldu. Hepsiyle sınıf arkadaşıydık. Okullar şimdiki gibi değildi. Cumhuriyetin ilk yılları.
Yedi yaşında gelen de var okula, on beş yaşında gelen de…
Neden mi anlatıyorum bunları? Bu karmaşada biz o büyüklerin kavgalarına karışırdık. Dinlemezdik. O sırada bıçak da işlerdi, muşta da çalışırdı.

Devamı…Ahmed Arif anlatıyor: “Her biri bir kızda kaldı. Birçoğu da poliste şiirlerimin…”

Cafrande.org’u

‘ta BEĞENda TAKİP Et

Yereli yaşa, evrensel düşün!.. www.cafrande.org