“Allahım, bu münasebetsizliklerin başına yukarıdan bir şey düşürmeyecek misin?” Tahta At – Oğuz Atay

Bize şimdi yeni bir hava getir, Tahta At’ın nasıl yapıldığını anlat. Tuzak nasıl kuruldu, onun şarkısını söyle. Şehrin girişinde sağlamlığını bugün de koruyan duvarlar Romalılardan kalmadır. Sen bize güzel bir masal anlatırsan, dedim ona, ben de senin sayende dünyaya belki yeni bir şeyler söylerim. Gördüğünüz kuyuda bir zamanlar bütün şehre yetecek kadar su vardı. Ozan çok dertliydi anlaşılan; bu sözler üzerine öyle bir masala başladı ki bir daha onu susturmak elden gelmedi. Bu tepeye çıkınca bütün ova görülür, ırmak da parmağımla çizdiğim biçimde yeşillikler arasında akardı.

Devamı…“Allahım, bu münasebetsizliklerin başına yukarıdan bir şey düşürmeyecek misin?” Tahta At – Oğuz Atay

“Yalnızlık, gece boş zaman gibi…” – Oğuz Atay

oguz-atay

Sabah uyanınca sevinçliydim. Uyku, zamanımın dörtte birini, dakikaları saymadan geçirmemi sağlıyordu. Sonra hemen mahzunlaştım. Üniversiteye girecektim. Şimdi hatırlayamadığım bazı düşüncelere kapıldığım için kendimi birden büyük bir yapının önünde buldum ve kısa bir süre içinde üniversitenin koridorlarında kayboldum. Geçtiğim koridoru hemen unuttuğum için, aynı koridorlara, başka kapılardan girdim. Sonunda, gururu bir yana bırakıp, yolumu sormaya karar verdim. Bazılarına, çok hızlı yürüdükleri için yetişemedim. Arkalarından koşarak Ölü Diller Bölümünü soramazdım ya. Bazı tarifler de belirsizdi: Koridorun sonu ne demekti? Bir koridor bitmeden başka bir koridor başlıyordu. Mesele çıkarma dedim kendime.

Devamı…“Yalnızlık, gece boş zaman gibi…” – Oğuz Atay

“Yalnız kalmaktan korktukça yalnızlığım artıyor…” Korkuyu Beklerken – Oğuz Atay

Oğuz Atay

Acaba iyi bir şey olacak mı? Hayır! dedim kendime. İyi şeyler birdenbire olur; bu kadar bekletmez insanı.

Dün gece eve dönerken köpekler arkamdan havladı. Bizim mahallenin köpekleri. Bir ikisi de peşime takıldı; adımlarımı sıklaştırdım. Daha önce onların böyle bir davranışıyla karşılaşmamıştım; korktum. Her zaman beni miskin gözlerle süzerlerdi; fakat aramızda bir gerginlik olduğunu da sezmiyor değildim. Yalnız ne var ki, uzun sürmüştü bu gerginlik; alışmıştım. Arkamdan yürümeye başladıkları zaman, havlayan köpek ısırmaz gibi, bana zayıf ve düşünülmesi utandırıcı gelen atasözlerinden birini hatırlamak zorunda kaldım. Köpekler yüzünden kendime karşı küçüldüm.

Devamı…“Yalnız kalmaktan korktukça yalnızlığım artıyor…” Korkuyu Beklerken – Oğuz Atay

Oğuz Atay’ın “Babama Mektup”una Psikanalitik Bir Yaklaşım – Hilmi Tezgör

oguz-atayTüm kadınlar sonunda annelerine benzerler: Bu onların dramıdır. Erkekler için böyle bir durum asla söz konusu olamaz: Bu da onların dramıdır.” Oscar Wilde

Sigmund Freud ve psikanaliz yüz yılı aşkın bir süredir tartışılıyor. Cinsellik gibi bir kavramı öğretisinin merkezine alan bir düşüncenin yıllardır tartışılıyor olması son derece olağan. Freud ile ilgili tartışılmaz bir gerçek varsa bu, onun 20. yüzyıl edebiyatı üzerindeki büyük etkisi olsa gerek. Age of the Modern and other Literary Essays kitabında bu noktanın altını çizen Harry T. Moore da, “Modern edebiyat üzerindeki hiçbir etki Freud’unki kadar doğrudan olmamıştır” diyor. (23)

Devamı…Oğuz Atay’ın “Babama Mektup”una Psikanalitik Bir Yaklaşım – Hilmi Tezgör

Oğuz Atay: Hep can sıkıcı yaşantılar tekrarlanıyor güzellikler, bir kere görünüp kayboluyordu

Oğuz AtayYarabbim ne korkunçtu! Belki de birilerinden duymuştum, onlar da başka birilerinden duymuştu, başka birileri de… Ülkeme ve insanlarına kızmağa başladım: Kimsenin doğru dürüst okuduğu yoktu.
Doğru dürüst hissetmesini bile beceremiyorlardı. Bu yüzden insan, duyduğu şeyleri söyleyen insanların kültürüne güvenemiyordu. Belki bu zavallılığın, bu yarım yamalaklığın, bu gülünç durumun bile bir aslı, gerçek bir biçimi vardı. Albümü elimden bıraktım. Her şeye yeniden başlamak da mümkün değildi. İstesem de mümkün değildi. Nerede kaldığımı unuttuğuma göre, bastan başlamak için de birtakım yetenekler gerekliydi; daha talihli doğmuş olmak gerekliydi mesela. 

Devamı…Oğuz Atay: Hep can sıkıcı yaşantılar tekrarlanıyor güzellikler, bir kere görünüp kayboluyordu

Bir insan susarak kendini nasıl ifade edebilir? | Beyaz Mantolu Adam – Oğuz Atay (öykü)

Kalabalık bir topluluk içindeydi. Başarısızdı. Parası yoktu. Dileniyordu. Caminin önündeydi. Büyük bir camiydi bu. Minareleri, kubbeleri, kemerleri ve parmaklıklı pencereleri filân hepsi tamamdı. Özellikle avlusu: dilenenler için en önemli yer. Bir kenarda duruyordu. Hiçbir hüner göstermediği için ya da acındırıcı bir garipliği olmadığı için ya da kendisini çevreden ayırıp başarısızlığına üzülecek kadar düşünemediği için dilenirken de başarısızdı. Küçük kaplar içinde mısır satmadığı için, çocuklarla ve kuşlarla birlikte, başkaları adına sevap işleyemezdi; ayrıca, ne kırmızı cüppeli bir müneccime benzeyen ihtiyar gibi tekerlekli ve meşin duvarlı ve öğle tatilinde ön duvarı bir kepenk olup sahibini kapatıveren kulübede yaşıyordu, ne de şişman kötürüm gibi nazar boncuklarını ve tespihlerini ve çakmak taşlarını artık satamadığı anda gaz pedalına basıp motosikletli tezgâhıyla oradan hemen uzaklaşabilirdi. Sermayesi ve görünür bir sakatlığı yoktu.

Devamı…Bir insan susarak kendini nasıl ifade edebilir? | Beyaz Mantolu Adam – Oğuz Atay (öykü)

Oğuz Atay: “Bir kenara ittiler beni; işimiz acele, seni bekleyemeyiz dediler”

oguz atayKöpeklerin orada burada, çöp tenekelerinin dibinde uyuduğu sokağa ulaştım. Evlere, bahçe parmaklıklarına baktım: Her yerde, bir fotoğrafın sessizliği vardı. Ana caddeye çıkan sokağa saparken birden vazgeçtim; benim sokağım gibi, evleri bir yerde biten ve çok uzaklarda, bir tepenin yamacında yeniden başlayan bir başka sokağa saptım. Burada tabiat uyanıyordu sanki, donukluk yoktu. Sonra basım döndü. (Gerçekten döndü.) Otların, ağaçların, tarlaların başladığı bir yerde, bir tasın üstünde oturmak zorunda kaldım.

Devamı…Oğuz Atay: “Bir kenara ittiler beni; işimiz acele, seni bekleyemeyiz dediler”

Bir sürü ses “Bir dakika efendim,” dedi | Korkuyu Beklerken – Oğuz Atay

Bahçeye çıktım. Güneşli bir gündü. (Galiba daha önceki günler de güneşliydi.) Güneşe baktım bir süre. Önemli. Güneş mi? Hayır, günesin gözlerimi acıtmaması. Hafif bulut var da ondan. Yaa? Öğleye kadar ön bahçede oturdum. (Altı kişi geçti – hepsi erkek. Birinden şüphelendim. Benim önümden geçerken biraz yavaşladı sanıyorum.) Sonra postacı geldi. (Gene ölsem mi?) Bir makbuz verdi. Telefon borcu. Olur mu? Daha yeni ödedim.
Postacıyla tartıştım. Beni biraz tanıdığı için “Makbuzu ben düzenlemedim ki” demedi, kibarlığından. Hırsla içeri girdim. Mezhebi filan bir an için unutup telefona sarıldım. Bir sürü ses “Bir dakika efendim,” dedi. Sonunda, bir dakika demesine fırsat vermeden, bir sese içimi döktüm. Olamaz efendim. Nasıl olamaz? Kısa kesti: Lütfen elinizdeki ihbarname ile gelin de bir bakalım. (Elimdeki makbuz değil miydi? Baktım. İşbu ihbarname makbuz değildir. Değilmiş.) Gelemem. Neden?

Devamı…Bir sürü ses “Bir dakika efendim,” dedi | Korkuyu Beklerken – Oğuz Atay

“Yaşama gücümü kuvvetimi arzumu ondan alıyordum” Ne Evet Ne Hayır – Oğuz Atay

Ben, dört yıl önce liseyi bitirdim. bu arada çeşitli işlere girip çıktım, askerliğimi yaptım. sigorta memurluğu, havagazı tahsildarlığı, ilaç satıcılığı ve reklamcılık gibi sıkıcı mesleklerim oldu. en çok reklamcılık yakın geldi bana. okuma ve yazmaya düşkün olduğum için reklamları severek -bir bakıma- yazıyordum. bununla birlikte hazırladığım reklamların çok beğenildiğini söyleyemem. belki de şirkette sessiz ve çekingen davranışlarım yüzünden pek tutunamadım. galiba fazla sıfat kullanıyordum ve cümlelerim de bir türlü bitmek bilmiyordu. aynı şirkette, daha kelimeleri bile doğru yazmasını bilmeyen bazı cahiller benden daha başarılı görünüyordu. ben herhalde gösterişi çok sevmediğim için otomobillerin neden yollar fatihi olduğunu ve jiletlerin de kadınların gönüllerini fethettiğini kavrayamıyordum.

Devamı…“Yaşama gücümü kuvvetimi arzumu ondan alıyordum” Ne Evet Ne Hayır – Oğuz Atay

“Seni çok mu yalnız bıraktılar sevgilim?” | Unutulan – Oğuz Atay (Korkuyu Beklerken)

Bir savaş sonu kargaşalığı sardı her yanı. Düzen içinde yaşamayı bir bakıma sevdiğim halde, dayanılmaz bir pislik ve pasaklılık içinde çırpındım. Belki de böylece kendimi cezalandırmış oldum. Sokağa fırlamak, ‘ona’ gitmek için, öldürücü bir ümitsizliğe düşmek istedim. Kim bilir? Belki de, kendim için böyle kötü şeyler düşünmemi istersin diye söylüyorum bunları. Fakat senin öleceğini, kendini öldüreceğini hiç düşünmedim. Uzak bir yerde, hiç olmazsa görünüşte sakin bir yaşantı içinde olacağını hayal ettim senin.

Devamı…“Seni çok mu yalnız bıraktılar sevgilim?” | Unutulan – Oğuz Atay (Korkuyu Beklerken)

Oğuz Atay:”Genellikle aksam üzeri ilham geliyordu ve gecenin geç saatlerine kadar yakamızı bırakmıyordu”

Ülkenin büyük şehirlere uzak bir dağ başı kasabasında, bir demiryolu istasyonunda çalışan üç hikayeciydik. İstasyon binasına bitişik yan yana üç kulübemiz vardı. Ben, genç Yahudi, bir de genç kadın. Seyyar hikaye satıcılığı yapıyorduk. İsimiz pek parlak sayılmazdı; çünkü istasyonumuza tren çok seyrek uğruyordu. Ayrıca, yalnız posta trenlerinin geldiği günler iyi is yaptığımız söylenemezdi. Öğleden sonra gelen posta trenlerinde daha çok elma, ayran ve sucuk-ekmek satılırdı. Bu saatlerde genellikle biz hikayeciler uyurduk. Böylece gece için de dinlenmiş olurduk: çünkü bizim bütün ümidimiz, gece yarısından sonra gecen tek eksprese bağlıydı. Öteki seyyar satıcılar bu saatlerde uyanıp gelemezlerdi çoğu zaman. Bizim de (hikayeciler) uyuyarak gece ekspresini kaçırdığımız olurdu. Oysa istasyon şefiyle de aramız iyiydi; fakat nedense genellikle bizi uyandırmayı ihmal ediyordu istasyonun bu tek memuru. Ona da hak veriyorduk bir bakıma: Makasçılık yapıyordu, telgraflara bakıyordu, bütün işaretleri düzenliyordu; trenlere bilet satmak, kapıları açmak, kapamak..

Devamı…Oğuz Atay:”Genellikle aksam üzeri ilham geliyordu ve gecenin geç saatlerine kadar yakamızı bırakmıyordu”