Nazım Hikmet’in Açlık Grevi “Millete Verdiğim Açık İstidaya Canımı Pul Yerine Kullanıyorum”

Nâzım Hikmet, 28 Aralık 1938′de Askeri Yargıtay’ın onaylamasıyla hiçbir suçu olmadan toplam 28 yıl 4 ay ağır hapis cezasına çarptırıldı. Şaire isnat edilen suç “orduyu isyana teşvik etmek”ti. 1949 yılına gelindiğinde Nâzım toplam 12 yılını hapishanede geçirmişti. Ve kendince artık dayanma sınırına gelmiş ve farklı “mücadele yollarını” denemeye hazırlanıyordu. Sonunda Nâzım 8 Nisan 1950′de açlık grevine başladı. Avukatının isteği üzerine açlık grevini bir süre durduran şair, 1 Mayıs 1950′de tekrar greve başladı, 13 Mayıs’ta Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastahanesi’ne kaldırıldı. Sonunda 19 Mayıs 1950′de açlık grevine son verdi. Bu arada iktidar değişmiş 14 Temmuz 1950′de çıkarılan af yasasıyla da Nâzım Hikmet tahliye edildi.

Türkiye’de ilk açlık grevini Nazım Hikmet yaptı. Türkiye’de sonu ölümle biten ilk eylem ise 1980 darbesi sonrası yaşandı. 1982 yılının Temmuz ayında Diyarbakır Cezaevi’nde yaşanan baskı ve şiddetten bunalan tutuklular ölüm orucuna başladı. 55 gün sonra ölen Kemal Pir, Türkiye’de ölüm orucu sebebiyle hayatını kaybeden ilk isim olurken, aynı ay 3 mahkum daha ölüm orucu sonucu hayatını kaybetti.


Yaşamaya Dair – Nazım Hikmet Ran (Genco Erkal & Fazıl Say)

Nazımın Açlık Grevi Süreci ve  Adnan Menderes’in Demokrat Partisi

Nazım Hikmet 28 Aralık 1938′de Askeri Yargıtay’ın onaylamasıyla toplam 28 yıl 4 ay ağır hapis cezasına çarptırılmasından sonra Ankara’da avukatlar, İstanbul’da aydınlar topluca imzaladıkları dilekçelerle Cumhurbaşkanı’na başvurdular. Dünyanın bir çok yerinde Aragon gibi aydınlar Nâzım Hikmet için komiteler kurdular. “Nâzım Hikmet” adlı bir dergi çıkarıldı, 9 Mayıs 1950’de annesi Celile Hanım 10 Mayıs’ta şair Orhan Veli, Melih Cevdet ve Oktay Rıfat açlık grevine başladılar.
Nâzım Hikmet’in açlık grevi, içeriden gelen protestolar ve dışarıdan gelen eleştiriler ile köşeye sıkışan Demokrat Parti hükümeti, CHP’nin ardından demokratik bir ortam sağladığı izlenimi yaratabilmek için af çıkarmıştı. Gergin bir ortamda çıkarılan yasanın görüşmeleri sırasında dahi Nâzım Hikmet’in bağışlanmaması konusunda tartışmalar yaşanmıştı. Çıkarılan yasa Nâzım Hikmet’i doğrudan bağışlamıyor, yalnızca cezasının üçte ikisi indiriliyordu. 12 yıl 7 ay yatmış olan Nâzım’ın, 28 yıl 4 aylık cezasının geri kalanı bu şekilde affedilmişti.

15 Temmuz 1950’de, Cerrahpaşa Hastanesi’nde, artık serbest olduğu kendisine avukatlarınca bildirilen Nâzım Hikmet, hapishaneden çıktıktan sonra da rahat edemedi. 22 Kasım 1950’de Dünya Barış Konseyi tarafından verilen Uluslararası Barış Ödülü”nü almaya hak kazanan Nâzım Hikmet bu ödülü almaya gidemedi. Demokrat Parti’nin iktidarda olduğu bu dönemde Pablo Picasso, Paul Robeson, Wanda Jakubowska ve Pablo Neruda’yla birlikte “Uluslararası Barış Ödülü”nü almaya hak kazanan Nâzım Hikmet’in ödülünü de Neruda aldı. Demokrat Parti, iktidara geldikten birkaç ay sonraki bu olayla ne kadar demokrat olduğunu gösterdi. Öldürülmemek için kaçtı.

Nâzım Hikmet üzerindeki baskı bu dönemde de artarak sürdü. Polis tarafından sürekli izlenen Nâzım Hikmet, Kadıköy Askerlik Şubesi’ne çağrıldı. Askerliğini yapmamış olduğu, hemen sevk edilmesi gerektiği bildirildi. Bahriye Mektebi’ni bitirdiğini, güverte subaylığı yaptığını, hastalanarak çürüğe çıkarıldığını söylemesine karşın Hikmet birkaç kez daha şubeye çağırıldı. 17 Haziran 1951 sabahı, askerlik işini düzeltmek amacıyla Ankara’ya gideceğini söyleyerek evden ayrılan Nâzım Hikmet’in 20 Haziran 1951’de Romanya’ya vardığı Bükreş Radyosu’ndan öğrenildi.

Hapishaneden çıkartılmasına karşın sürekli baskı altında tutulan Nâzım Hikmet, öldürülmemek için ülkesinden kaçmak zorunda kalırken Demokrat Parti hükümeti bu fırsatı da kaçırmadı. Kültür ve Turizm Bakanı’nın, Nâzım Hikmet’i affettiği gerekçesiyle alkışladığı Menderes Hükümeti, Hikmet’i vatandaşlıktan çıkarttı. Resmi Gazete’de yayımlanan 25 Temmuz 1951 tarihli Bakanlar Kurulu kararında ”Pasaportsuz olarak İstanbul’dan Romanya’ya kaçan ve oradan da Moskova’ya giderek havaalanında memleketi aleyhinde beyanatta bulunduğu ve müteakiben radyo yayınlarında Türkiye’nin hükümet şekli ve hükümeti idare edenler aleyhinde geniş propaganda kampanyasına girişerek, Komünizmi yaymak maksadını güden neşriyatiyle Sovyet Hükümeti’nin verdiği hizmeti ifa etmekte olan maruf komünist Nâzım Hikmet Ran’ın kendisine bu hizmeti terk etmesi hususunda yapılacak tebligatın da bir fayda vermeyeceği, mülahaza edildiğinden Türk Vatandaşlığı’ndan çıkarılması Bakanlar Kurulunca kararlaştırılmıştır” denildi. Barışseverler tutuklandı
Soğuk Savaş sırasında kendi kampını daha net bir şekilde ortaya koymak için NATO’ya girmeye çalışan DP hükümeti, içeride de solculara karşı terör estiriyordu. 1950 yılının Ekim ayında Kore’ye ilk askerler gönderilirken Nâzım Hikmet daha sonra yazdığı “23 Sentlik Asker” şiiriyle DP hükümetine muhalefetini sürdürdü.

21 Mayıs 1950’de Behice Boran, Adnan Cemgil, Nevzad Özmeriç, Vahdeddin Barut, Osman Faruk Toprakoğlu, Turgut Pura, Affan Kırımlı, Reşad Seviçsoy, Muvakkar Güran tarafından kurulan Türk Barışseverler Cemiyeti, Kore’ye asker gönderilmesini protesto ettiği için kapatılmış önde gelen 7 üyesi tutuklanmıştı. 13 Haziran 1951’de sonuçlanan davalarda 15 ay hapis kararı çıkmıştı. Kore’ye asker gönderilmesine karşı bir bildiri yayımladığı için Barışseverler Cemiyeti’nin kapatılması ve yöneticilerinin tutuklanması DP’nin ne kadar demokrat olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.

51 tevkifatları
NATO’ya girmek için Kore’ye asker göndermekten çekinmeyen DP, içeride sola göz açtırmıyordu. 1951 yılında başladığı için “51 tevkifatları” olarak bilinen büyük tutuklama dalgası 1952 yılında da sürdü. Toplam 187 kişinin tutuklandığı dava, Ankara Askeri Mahkemesi’nde görüldü. Bu davada Zeki Baştımar, Şefik Hüsnü Değmer, Mihri Belli, Sevim Belli, Enver Gökçe, Mübeccel Kıray, Arif Damar, Ruhi Su, Orhan Suda, İlhan Başgöz, Ulvi Uraz, Yılmaz Çolpan, Nejat Özon, Şükran Kurdakul, Behice Boran ve Aclan Sayılgan gibi isimler tutuklandı.

K: Nazım Hikmet’in Açlık Grevi, Sol.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
“Yapay Karşıtlığın ve İşbirliği Sistematiği” Yeni Sinsiyet’in İkbal Ezberi – Zafer Yalçınpınar

Yeni sinsiyet tipolojisi[1] tarafından kurgulanan tüm enstrümanların birer saat gibi tıkır tıkır işlemesine, cehalet alanının genişleyerek devasa bir cehalet ortamına...

Kapat