Pozantı’dan Uğur Kaymaz’a – Yeşim Ergün | Dün Sivas, bugün Emet! – İhsan Çaralan

Gündem ile ilgili okunması, gidişatın anlaşılması açısından gerekli olduğunu düşündüğümüz Sosyalist Demokrasi’den Yeşim Ergün, Evrensel gazetesinden  İhsan Çaralan’ın  15 mart tarihli yazılarına yer verdik.
Tacize, tecavüze, işkencelere maruz bırakılan çocuklardan önceki yasında bahsettiğini belirten Y. Ergün, Taciz, tecavüz, işkence, katliamlar Kürt halkına karşı milliyetçiliğin kandan beklenen gücüyle işlenen katliamlar, tecavüzler ile normalleştirilmesine dikkat çekiyor. İ. Çaralan ise: 1970’lerde Maraş’ta, Çorum’da katliam yapanlar da o zaman kalabalıkları, “Komünistler camilere bomba koydu” yalanı, “Allahüekber”li sloganlarla ayaklandıranlar, Sivas’ta da aydınları yakanlar, Salı günü Emet’te “İnşaata PKK bayrağı astılar” diye işçileri linç etmeye kalkanların yeni yalanlar ama yine aynı ideolojik argümanlar ve dini sloganlarla aralarında birlik kurarak saldırdığını belirtiyor. Yazar; “Sivas’ta yaşananlar, 35 aydının yakılması olmuş bitmiş, dün olmuş ve “değerlendirilmesi tarihe, tarihçilere bırakılacak bir vaka” değil, bugün de yaşadığımız bir tehdittir. Aradaki fark, hedefin şimdi Kürtler olmasıdır!” diyor.

Pozantı’dan Uğur Kaymaz’a

Geçen haftaki yazımda Pozantı’da yaşananlara değinmiştim, Pozantı cezaevinde kalan, neredeyse tamamı Kürt olan ve taş attıkları gerekçesiyle tutuklu bulunan Kürt çocuklarından. Tacize, tecavüze, işkencelere maruz bırakılan ‘o’ çocuklardan bahsetmiştim. Pozantı’daki son durum ise tam da TC devletine ‘yakışır’ vaziyette ilerliyor. Pozantı’da cezaevinde işkenceye maruz kalan ‘o’ çocuklar Ankara Sincan’a sürülür, bu olayı açığa çıkaran DİHA muhabiri Özlem Ağuş tutuklanır ve bu olayı anlatan işkence maruz kamış Kürt gençleri yeniden tutuklanır. Ve Cumhurbaşkanımız açıklama yapar ‘gereği yapılıyor’ diye.
Şimdi de yine bir çocuktan bahsedeceğim, bir Kürt çocuktan, 12 yaşındaki bedenine 13 kurşun sıkılarak öldürülen bir çocuktan, Uğur Kaymaz’dan.

Uğur Kaymaz davasında ne olmuştu: 12 yaşındaki Uğur ile babası Ahmet Kaymaz, 21 Kasım 2004’te evlerinin önünde devletin ‘güvenlik güçlerinin’ açtığı ateş sonucunda 12 yaşındaki Uğur’a 13 kurşun, baba Ahmet Kaymaz’a ise sekiz kurşun isabet etmesiyle her ikisi de olay yerinde öldürülmüş, olayla ilgili dört polis hakkında dava açılmıştı. Mahkeme “meşru müdafaada bulunulduğu” gerekçesiyle polislerin beraatına karar verdi. Kararın temyiz incelemesi de Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nde yapıldı. Daire, yerel mahkemenin kararını oybirliğiyle onadı. Böylece Kaymaz ailesi açısından iç hukuk yolları tükendi. Bütün bunlar olurken amca Kaymaz’a dava açıldı, davaya müdahil olmak isteyen bizlerin üzerine devletin yönlendirmesiyle faşist saldırı organize edildi. Uğur ve Ahmet Kaymaz’ı öldüren polisler “kahraman” ilan edildi. Müdahil avukatlar duruşma salonuna alınmadan davalar görüldü.
Ve Kaymaz ailesi AİHM’e başvurdu ve AİHM Türkiye’ye sordu ‘öldürmekten başka çare yok muydu?’ diye. Yine TC devletine, AKP iktidarına yakışır bir cevap verildi. 12 yaşında bir çocuğa 13 kurşun sıkmayı ‘orantılı güç kullanıldı’ diyerek tariflediler. Bir çocuğu ve babasını öldürmek meşru müdafaa sayıldı, öldürüldüğü halde ölü bedenine arkasından 8 kurşun daha sıkmak ise orantılı güç.
Uğur Kaymaz 13 yaşındaki bir Kürt çocuğu, nefretle katledildi. Tıpkı polis akrebinin altında kalıp ezilerek can veren 10 yaşındaki Diren gibi, havan topu ile bedeni paramparça edilen Ceylan gibi, Şerzan Kurt gibi…
Ve şimdi bizler başbakanın neredeyse her grup toplantısında ülkesindeki katliamların, çocukların ölü bedenlerinin, karartılmış geleceklerinin üzerinden atlayarak anlattığı masum çocuklar, çocuklar ağlamasın nutuklarını dinliyoruz.
Ve şimdi bizler katil devletin, sırtını sıvazlayarak büyüttüğü katilcikleri ellerini kollarını sallayarak insanları öldürülürken, ve neredeyse hepsi aklanırken, başbakanın hukukun üstünlüğü, adalete güvenmeliyiz söylemlerini dinliyoruz.
Ve ne yazık ki, çoğumuz bu nutuklara kanıyoruz. Aramıza kalın perde çekiyoruz Kürtlerle. Taciz, tecavüz, işkence, katliamlar normalleşiyor Kürtlere karşı yapılınca.
Kürt halkına karşı milliyetçiliğin kandan belenen gücüyle işlenen katliamlar, tecavüzler ile normalleşiyor işçi ölümleri, kadın cinayetleri, taciz, tecavüz.
Ve sonra pek önemi olmuyor patronların kâr hırsı yüzünden konteynır yerine daha ucuz olduğu için çadırlara kapasitelerinin üstünde tıkılan işçilerin, şantiyede çıkan yangında ölmesinin. Ya da Sivas’ta diri diri yakılanların davasının üstünün kapatılmasının. Pek önemi olmuyor hayatlarımızın. Ölmek sıradanlaşıp, öldürmek meşrulaşırken kazanan sadece bir avuç zengin oluyor. Mülkiyet kutsallaşıyor bizim hayatlarız değersizleştirilirken.
Ve kaybeden bizler oluyoruz, insanlığımız, insanca yaşam özlemlerimiz oluyor.

Bu yüzden artık bu zalimlere, zorbalıklara, iktidarın sırtını sıvazladığı katillerin ellerini kollarını sallayarak cinayet işlemelerine, ve her defasında bu cinayetlerin üstünü kapatmalarına, ve olanca mağrurluklarıyla bu işkenceleri, cinayetleri savunmalarına izin vermeyelim.
Hayatımıza, emeğimize sahip çıkmak için önce Uğur Kaymaz’ın, Uludere’nin… Kürtlere karşı işlenen insanlık suçlarının hesabını soralım.

Yeşim Ergün 15 Mart 2012,  Pozantı’dan Uğur Kaymaz’a  [Sosyalist Demokrasi gazetesi]

Dün Sivas, bugün Emet! 

Kaç gündür 1993’te Sivas’ta yakılarak katledilen aydınlarımızı anıyoruz, onlara yapılanın nasıl büyük bir katliam olduğunu konuşuyoruz.
Mahkemenin, davayı “zaman aşımı”ndan düşürerek, 35 aydınımızı bir kez daha yaktığında hemfikir görünüyoruz.
Hatta Başbakan Yardımcısı Arınç ve Başbakanın partisindeki yardımcısı Çelik çıkıyor; “sonuçtan duydukları üzüntüleri” ifade diyor. Yetmiyor, Başbakan yardımcısı Arınç, ortamı yatıştırmak için o dönemdeki devlet yetkililerinin (kamu görevlilerinin) yargılanabileceğini öne sürerek topu taca atıyor, ama görünüşte de Sivas davasının böyle sonuçlanmasına tepkide herkesi geride bırakıyor! Tabii, bu arada yıllar boyu katliamcıları her vesile ile savunanların da “insanlık”, “insani değerler”, “insan hayatı” üstünde parlak edebi metinler yazdıklarına tanık oluyoruz!
Ama biz tam bunları konuşurken, Kütahya’ın Emet ilçesinde yüzlerce kişi bir inşaatta çalışan 25 Kürt işçiyi linç etmek için harekete geçiyor, “Allahüekber”, “La ilahe illalah” sloganlarıyla Emet’i bir boydan bir boya kat edip, işçilerin çalıştığı inşaata gidiyorlar.
Basına yansıyan haber şöyle: “Kütahya’nın Emet ilçesinde bir okul inşaatında çalışan 4 işçi ile Emetli gençler arasında omuz atma tartışmasıyla başlayan tartışma büyüdü.
Tartışmanın ardından ilçede, işçilerin şantiyeye  ‘PKK bayrağı’ astığı yönünde söylentilerin yayılması sonucu olay, çoğunluğu Kürt işçilerin çalıştığı şantiyedeki çadırların ve konteynerlerin yakılmasıyla provokasyona dönüştü. Kalabalık, taşlarla saldırdıktan sonra içeri girerek, çadırları yaktı. İşçiler, sağlık ocağına sığındı. Kütahya Valisi ve Emet Kaymakamının da toplanan kalabalığı sakinleştirmeye çalıştığı kaydedildi.” biçiminde.
Ama dünkü gazetelerden pek çoğu bu olanları ciddi haber olarak görmedi. Üstelik Sivas Katliamı ve mahkemenin kararını çok önemseyenler de dahil pek çok gazete ve gazeteci bu haberi görmemeyi tercih etti. Çünkü kimisine göre bu sefer hedef Kürtlerdi, kimisine göre de olayı büyük görmek hükümetin hoşuna gitmezdi!
Ancak neden ne olursa olsun; eğer Emet’te olanları Sivas’ta olanlarla aynı menşede görmez ve göz yumarsak, Sivas’ı tartışmanın bugüne bir yararı olmaz; Sivas’ta aydınlarımızın katledilmesine karşı çıkmamızın bir kıymeti kalmaz. Dahası Sivas’ta katledilen aydınların miraslarına, onların yaşamlarını ortaya koydukları insanlık davasına sahip çıkmamış oluruz.
Çünkü Sivas’ta da aydınları yakan güruhla, Salı günü Emet’te “İnşaata PKK bayrağı astılar” diye işçileri linç etmeye kalkanlar, çadırları yakanlar aynı ideolojik argümanlarla, aynı dini sloganlarla aralarında birlik kurarak saldırmışlardır.
1970’lerde Maraş’ta, Çorum’da katliam yapanlar da o zaman kalabalıkları, “Komünistler camilere bomba koydu” yalanıyla, yine “Allahüekber”li sloganlarla ayaklandırmıştı. O gün komünistler, dün (Sivas’ta) Aleviler, bugün Kürtler hedefe konarak aynı işi yapıyorlar; kalabalıkların “dini duyguları kullanarak ayaklandırıp” kendi amaçlarına varmak istiyorlar.
Bunları yapanlar da sadece kontra odaklar da değil. Bu sloganları kullanan partiler ve çevreler var. Bunlar biliniyor ve 10 yıldır iktidarda bulunan AKP’nin izlediği politika bu kara gücün zemini genişletmiştir. Trabzon’dan Sakarya’ya, Bayramiç’ten Selendi’ye, Seferhisar’dan İnegöl’e Anadolu’nun dört bir yanında Kürtlere (yerine göre Romanlara) karşı yapılan linç girişimlerinde AKP’nin bu çevrelerle yerel düzeydeki sıkı ilişkisinin, emniyetin bu çevrelerle bağlantılarının rolünün olmadığı söylenebilir mi?
Onun içindir ki Sivas’ta yaşananlar, 35 aydının yakılması olmuş bitmiş, dün olmuş ve “değerlendirilmesi tarihe, tarihçilere bırakılacak bir vaka” değil, bugün de yaşadığımız bir tehdittir. Aradaki fark, hedefin şimdi Kürtler olmasıdır!
Dünle bugün arasında, bu gerçek ilişki görülmedikçe AKP Hükümetinin ve bugün onunla ideolojik ve siyasi yakınlığı olan çevrelerin  bu olaylardaki rolü görülmeden, bu güruhların savunucusu olan kasaba eşrafının, yerel yöneticilerin emniyet güçlerinin bu olaylarda din ve milliyetçilik istismarcılığı yapan çevrelerin ortaklığını görüp bunlara karşı bir mücadele birliği oluşmadıkça ne Sivas Katliamı’nın, ne Emet’teki provokasyonunun, ne Hrant Dink’in katlinin gerçek sorumluları ortaya çıkar, ne de yeni linçlerin, yeni yakmaların ve toplu cinayetlerin önü alınabilir!
Basın ve kimi aydınların olup biteni saklaması, “Kürtlere yapıldı”, “PKK’ye tepki gösteriliyor” diye görmezden gelmeleri, sadece saldırganlara cesaret vermek değil onlarla açık ya da gizli ittifak içine girmek demektir.

 İhsan Çaralan  15 Mart 2012 Dün Sivas, bugün Emet! [Evrensel gazetesi]

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
“Yağmurlu gecede bir adam geldi, dersin…” Projektörcü – Sait Faik Abasıyanık

8:45 vapuru iskeleden kalktıktan sonra, uzak şimşekler yakınlaşmaya başlamıştı. Anadolu sahili bir ara gözden kayboluverdi. Yağmur, projektörün önünde, birtakım hendese-i...

Kapat