Ödüllü Roman Filme Uyarlandı; Körlük Sinemalarda


Portekiz edebiyatının önemli romanlarından biri olan Nobel ödüllü yazar Jose Saramago’nun 1995 yılında yazdığı ve ülkemizde 1999’da yayımlanan eseri “Körlük” beyazperdeye uyarlandı.

‘City of God’ın yönetmeni olarak tanınan Fernando Meirelles’in yönettiği filmde, Julianne Moore ve Mark Ruffalo başrolleri paylaşıyor. Saramago’nun Türkçeye de çevrilen romanı, aniden bütün kente yayılan bir salgın sonucu herkesin kör olmasını anlatıyor. Bütün düzenin, hukukun, kanunun ortadan kalktığı ve insanların en vahşi yanlarının ortaya döküldüğü bu salgın sırasında sadece bir kadın görebilmektedir.

http://vids.myspace.com/index.cfm?fuseaction=vids.individual&videoid=40187606
Körlük (Blindness) Fragman

Körlük – José Saramago
Arabasının içinde geçmesine izin verecek, ya da geçmek için kendini haklı göreceği yeşil ışığı beklerken kör olan bir adamın duyduğu korku ve çaresizlikle başlar, Saramago’ nun modern insan ve onun üretiği liberal demokrasiye eleştirilerini anlatır bu kitap…

Körlük o denli hızlı yayılır ki, yayılma hızı Etna’ nın püskürmesiyle civarında ne kadar yerleşim varsa lavların altında kalmasına benzetilir. Saramago’ nun da yarattığı, yada zaten olan ama görmek için kafaların kumdan çıkması gerektiği bir çürüyüşün öyküsüdür körlük.

Arabasında kör olan adamın yardımına giden hırsız, ve bu iki adamı tedavi etmeye çalışan doktor hepsi kör olurlar. İktidar derhal çözümü bulur! Bu insanları eski bir akıl hastanesine kapatır. Bu noktada… Michel Foucault’ un şu sözleri körler ülkesin edönen dünyamızı bu romanla bir kere daha açığa vurmaktadır. “Hapishanenin tarihi, gözetim altında tutma ve cezalandırmanın tarihidir.”

Tutsaklık günleri ertesi sabah duyulan anonsla başlar. Buyruklar kesindir! Kimse dışarıya çıkmaya çalışmayacaktır. Özgürlük istemi iktidarın en ağır olarak gördüğü ölüm cezasıyla sonlandırılacaktır. Günler geçer, körlük ülkede gitgide yayılır. İlk başlarda her şey kontrol altında gibi görünse de, sonradan hastalığın iktidarı da kemirmeye başlamasıyla kaos baş gösterir.

Aslında durumun kendisi başlı başına bir açmazdır, ancak iktidara özgü sistem her şey kontrol altında demekle başlar, aslında her şeyin eskisi gibi olmayacağını bile bile..
Saramago’ nun bu duruma dair neyin kaos, neyinse düzen olduğu sorusunu buluruz karşımızda.

Gerçekten de düzen denilen olgu ve onun tezahürü demokrasi çıplak gerçeği görmemize ve krallara çıplak dememize ne kadar müsaade etmektedir?

Hastane görünümlü bu yeni hapishanede sayı her geçen gün artar ve bireyler oto kontrolü yavaş yavaş terk ederler. Çeteler, ölümler, ve açlık sıradanlaşır; yani insanlar gitgide şaşkınlıklarını ve onurlarını kaybetmeye başlarlar. Bu noktada iletişim araçlarının baş döndürücü şekilde ilerlemesinin, insanların tepkilerinde nasıl bir uyuşmaya neden olduğu, ve gerçek denilen kavramın modern insanın zihninde nasıl bir çelişkiler yumağına dönerek kavramın özünün akıp gittiğine şahit oluruz. Öyle ki…. Akşam yemeğinde televizyonda insanların öldürülmesine bakarken diğer yandan şu tuzu uzatır mısın demeyenimiz yoktur.
Oysa orta çağın karanlıklarından bahsederken es geçilmez kazıklı voyvoda. O da kurbanlarının işkence gördükleri sırada ziyafet çekmektedir kendine. Elbette hem kişilerin niyeti, hem de durumlar aynı değildir. Ancak olayın karşısında ortaya çıkan tepkisizlik son derece benzerlikler göstermesi bakımından manidardır. Zamanla doktor, karısı ve çevresindekilere karşı önceleri tavizler koparmakla işe başlayan, sonrasında ise insanları gözlerini kırpmadan öldüren bir çete ortaya çıkar. Burada William Golding’ in “Sineklerin Tanrısı” adlı kitabının sonundaki bir analiz son derece ufuk açıcı olacaktır. W.Golding’ e göre, insan iktidarı ve onun cismani temsilcisi olan yasaların onu denetlemediğine dair bir fikir edinirse, eskilerin deyişiyle aslına rücu eder ve özünde yer alan yıkıcı yanı ortaya çıkar. Doktor, karısı ve etrafındaki insanlar gitgide daha zor duruma düşerler. İşler o noktaya gelir dayanır ki doktorun karısı kendilerine baskı yapan çetenin başında bulunan adamın boynunu makasla parçalar. Saramago, ahlak, seçme özgürlüğü, ve insanın yapabileceklerinin sınırlarını cesurca sorgular bu kitapta. İnsan denilen varlığın ne tam iyi, ne de tam kötü gibi nitelemelerle anlaşılamayacağını anlatır bize, Portekizli büyük düşünür. Doktorun karısının ağzından duyarız, insan denilen varlığın hem ışığı doğuran, hem ışık söndüren, nevi şahsına münhasır var oluş kayrasını. “Bir insan öldürdüm, bunu yapabileceğime hiç düşünmezdim. Ama şimdi bir insan daha öldürüp öldüremeyeceğimi bilmiyorum!”

Artık ülkede gören kimse kalmamıştır, kahramanlarımız düştükleri hapishaneden büyük bir yangın neticesinde kurtulurlar. Yavaş yavaş ilk şoku üzerlerinden atmaya çalışırken diğer yandan da hayatta kalmak için uğraş verirler. Doktorun karısının gözlerinin görmesi, ve olaylar karşısındaki sakin fakat manik hali, çağımızın olanı olduğu gibi kabullenmeyen,ve sorgulamayı bir hayat tarzı haline getirmiş bireylerin nasıl bir ruh hali içinde olabileceğine dair ipucu verir.

Son bölümdeyse, doktorun evine ulaşılır ve eski kurallar anımsanmaya, ve yeniden bir düzen kurulmaya girişilir. Son sahne ise belleğimize çıkmamak üzere kazınır! Salgın bitmiş ve herkes tekrar görmeye başlamıştır. Doktorun karısı ise her an beklediği körlüğün artık kendisini bulduğuna inanır, ancak gördüğü herkes onu da görmektedir.

http://vids.myspace.com/index.cfm?fuseaction=vids.individual&videoid=43887653
Yönetmen : Fernando Meirelles Senaryo : Don McKellar , José Saramago (Kitap)
Görüntü Yönetmeni: César Charlone Müzik: Marco Antônio Guimarães Oyuncular: Julianne Moore (Doktorun Karısı) , Mark Ruffalo (Doktor) , Danny Glover (Anlatıcı) , Gael García Bernal

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Mahir Günşıray’la Yapılmış Bir Söyleşi: tiyatro yaşamın ruhunu yakalamalıdır

Mahir Günşıray, Taner Birsel, plastik sanatçılar Selim Birsel ve Claude Leon ve müzisyen Turgay Erdener’’den oluşan bir grup. Genet’nin Hizmetçiler,...

Kapat