Murray Bookchin: Yurttaşlar vergi mükellefi birer ‘seçmen’e dönüştürülerek etkisizleştirilmiştir

Bugün, insan ilişkilerinin ayrışmaya başladığı bir dünyada yaşıyoruz. Akıl bedenin, düşünce maddenin, birey topluluğun, kent kuşakları kentlerin, kentler kırsal kesimin, insanlık ise “vahşi ve yola getirilmesi güç” olarak görülen doğanın karşısında yer alıyor.

Böylesi “yoksun” bir noktaya evrilmemizde en büyük pay sahibi olan ulus-devlet ise artık totaliter bir karaktere bürünmüş durumda. Politika, kentsel ve katılımcı özünden koparılıp”devlet”e indirgenmiş, yurttaşlar vergi mükellefi birer “seçmen”e dönüştürülerek etkisizleştirilmiştir. Toplumsal sorunlarda söz sahibi olan bir zamanların aktif yurttaşı, giderek eylemsizleşmiş, düşünsel becerileri azalmış, umursamazlığı artmış; bütün etkinliği alışveriş, moda, dış görünüş ve kariyer gibi alanlarda göstermeye başlamıştır. Ne devletin ne de onun doğrudan uzantısı olan politik partilerin halkla “doğrudan” bağı vardır artık. Demokrasi kavramının doğuşu ve gelişimine sahne olan kentler, ulus-devletin yarattığı “kentleşme” denen süreçte homojen, mekanik ve kar hırsının her şeyin önüne geçtiği bir pazar haline gelmiştir. Halk kültürü sentetikleşmiş; insan ilişkilerinde evlilik bir “yatırım”a, çocuk yetiştirme “iş”e, hayat bir “bilanço”ya, idealler “satın alınabilir şeyler”e, yerleşimler ise “işletme”ye dönüşmüştür.

Önsöz

“EN ÎYÎMSER TANIMLA KENT, bir ekotopluluktur. Bu karşı konulmaz gerçeği görmezden gelmek, modern çağın en ciddi fenomenlerinden birinin yol açtığı yıkımı görmezden gelmek demektir; söz konusu fenomen, gezegenimizin birçok doğal özelliğinin yanı sıra kentleri de silip süpüren muazzam kentleşmedir. Kentleşme yalnızca tarihsel boyutu olan bir toplumsal ve kültürel olgu değil, aynı zamanda çok geniş kapsamlı bir ekolojik olgudur. Kuzey Amerika ve Batı Avrupa’da yaşayan insanların ezici çoğunluğunun kendilerini kent sakini olarak kabul ettiği bir zamanda, yalnızca ekolojik nedenler yüzünden bile olsa modern kentleşmenin incelenmesi gereklidir. Şimdiye dek birçok yazarın ayrıntılı biçimde yapmış olduğu gibi, kentleşmenin yalnızca doğal çevre üzerindeki etkilerini incelemekle yetinemeyİz. Kentleşmenin topluma ve doğal dünyaya karşı duyarlılığımıza getirdiği değişiklikleri incelemek bugünlerde daha anlam kazanmıştır. Bugün, ekolojik düşüncenin modern insanlık durumunu kucaklayabilmesi için, kente ilişkin bir toplumsal ekolojiye ihtiyaç vardır.

Bu kitap, böyle bir toplumsal ekolojinin temellerini atma ça-basında olup bütün “ekosistemleri” (ya da benim kullanmayı tercih ettiğim terimle, eko-topluluklan) ayırt eden katılımcı koşulları içeren bir kent kavramı oluşturmaya çalışmaktadır. Tarih içinde çeşitli biçimler almış olan kent ile ekolojinin katılımcı duyarlılığı arasında bir bağlantı kurar. Burada amaçlanan, çeşitlilik, ortakyaşam ve bağlılığı teşvik ettiği sürece kentin, tarihin çeşitli dönemlerinde bir eko-topluluk olduğunu göstermektir. Nasıl her ciddi doğal ekolojist bir organizmanın yaşam döngüsünü daha iyi anlayabilmek için onun biyolojik gelişimini incelemek zorundaysa ben de katılımcı duyarlılığı kente uygularken okuyucuyu kentin evrimiyle ilgili bir yolculuğa çıkarmaya kendimi zorunlu hissettim. Kenti bir eko-topluluk olarak düşünmek, onun gelişimini, zaman içinde aldığı şekilleri, sadece bir pazar ya da üretim merkezinden Öte bir yer olarak nasıl bir işleyiş gösterdiğini anlamaya çalışmaktır; son tahlilde de kent adı verilen bu eko-topluluğun üyelerinin bir çeşit “ikinci doğa” (bizim genellikle doğal çevre olarak adlandırdığımız “birinci doğa’yla uyum içinde varlık göstermiş olan insan yapısı bir “doğa”) üretmek için birbirleriyle nasıl bir etkileşimde bulunmuş olduklarının kavranması gerekir. Bundan dolayı kent sakinleri benim için en az kentin kendisi kadar önem taşır. Çünkü kent sonuçta en gelişmiş durumuyla etik bir insan birliğidir; etik ve toplumsal nitelikteki bir eko-topluluktur. Yoksa kent, yalnızca isimsiz sakinlerine mal ve hizmet sağlamak için tasarlanmış yoğun bir yapılar bütünü değildir.

Benim yapmak istediğim kente hak ettiği yeri vermektir; onu çevre için bir tehdit olarak değil, çoğu kez doğayla denge içinde yaşamış, insanın doğal ve toplumsal mekân duyusuna ilişkin bilincini keskinleşti ren kurumlar yaratmış; benzeri görülmemiş derecede insani, etik ve ekolojik bir topluluk olarak gözler önüne sermektir. Tarım dünyasına tekrar tekrar yaptığım göndermeler rahadıkla doğal dünyaya yapılmış göndermeler olarak da kabul edilebilir. Büyük önem verdiğim yurttaşlık katılımı, biyolojik ortakyaşamın toplumsal karşılığı olarak alınabilir; aynı şekilde yurttaşlık,’ doğal bir eko-topluluğun oluşturulmasında canlılar arası rol dağılımının toplumsal karşılığı, yurttaşlık tarihi de tabiat bilgisinin toplumsal karşılığıdır. Benîm amacım, kenti ve yurttaşı toplumsal ekoloji dilinde yeniden tanımlamaktır. Bunu yaparken de bugünün çevresel ve toplumsal yönelimli insanlarının, ekolojik bir toplumda kentin ve yurttaşlığın nasıl olması gerektiğini daha iyi anlamak için önce bunların geçmişte nasıl olduklarını öğreneceklerini ümit ediyorum.

Zamanımızda kentlerin yaşadığı bunalımın, kentin ortaya çıkı-şından değil, kenti ve kırsal kesimi ölümcül bir tehditle karşı karşıya bırakan görece yeni, kanser gibi bir fenomenden kaynaklandığını vurgulamak istiyorum: Bu fenomen, kentleşmedir. Yalnızca coğrafi bir genişleme olmayıp, aynı zamanda kent yaşamının yıkıcı bir şekilde insani niteliğini yitirmesi, topluluk yaşamının yok edilmesi ve tarımsal yaşamın doğal halinden uzaklaştırılması anlamına da gelen bu tehdidin doğası, elinizdeki kitabın ana temasını oluşturmaktadır. Kentleşmenin yarattığı büyük sorunların daha ayrıntılı biçimde tanımlanıp açıklanmasını ilerideki sayfalara bırakıyorum. Batı’da, kentlilik üzerine ortaya konmuş metinlere genellikle hâkim olan geleneksel bir düşüncenin, yani kent ite kırsal alanın ya da toplum ile doğanın mutlaka bir çatışma içinde olacağı düşüncesinin karşıtını savunuyorum ben. Kent yaşamı, kabile ve aile gibi daha doğal İnsan gruplaşmalarından toplumsal olarak pek çok bakımdan ayrılsa da çoğu kez kent, bir toprak parçasının ekolojisine zarardan çok yarar sağlamıştır. Bir zamanlar kent yaşamına ve yurttaşlığa damgasını vurmuş olan katılımcı yurttaşlık kurumlarına duyarlılığı tekrar uyandırmak, kentleşmenin kentleri ve kırsal kesimi maruz bıraktığı muazzam yıkıma karşı yurttaşlık yaşamı ve yurttaşlık duyarlılığı ideallerini kurtarmak anlamına gelir.

Kentsiz Kentleşme / Yurttaşlığın Yükselişi ve Çöküşü – Murray Bookchin

Bu kitapta, ekolojik bir politikanın nasıl geliştirilebileceği konusunda çeşitli düşüncelere yer verilmektedir. Bu yolla, Kuzey Amerika ve Avrupa’daki Yeşil grupların yıllardır yaptıkları gibi politika sözcüğü ekolojik çizgide tekrar tanımlanır. Son olarak da konfedere ve kurumsal bir politika çağrısında bulunulur. Amaç, münferit konulara ve parlamento oylamalarına dayalı geleneksel seçim siyaseti değil, ulus devleti giderek daha da merkezileşmesine karşı çıkacak demokratik ve kitlesel kurumların genişletilmesidir.
“Bir toplumsal ekolojist ve çevre aktivisti olarak, kentin yalnızca lojistik ve yapısal değil aynı zamanda ekolojik girişim boyutuyla da incelenmesi gerektiğine inanıyorum; beni elinizde tuttuğunuz kitabı yazmaya iten en önemli neden budur. Eğer kasabaları ve metro-politen alanları da ekleyecek olursak, incelemenin alanını daha genel olarak yerel yönetimler oluşturacaktır. Kitabın en uzun bölümü, bu nedenle programlı bir gündeme ayrılmıştır; bu gündem, kent ile etkin yurttaşlara tekrar ekolojik bir yön kazandırma amacını gütmekle kalmaz; içerdiği politik yaklaşımda katılımcı yurttaşlık gibi yüksek bir ideale de yer verir. Sözü geçen ideale göre ekolojik değerler, toplum için olduğu kadar doğa için de bir ortakyaşam fenomenidir ve katılıma dayanır.
Ne olursa olsun, kent kalıcıdır. Gerçekten de, insanlık tarihinin çok önemli bir bölümünü oluşturmuş, yaklaşık yedi bin yıldır insan zekâsının anlaşılmasında bir etmen olmuştur. Bunu görmezlikten gelmeye gücümüz yeter mi? Onu olduğu gibi kabul edip kırsal kesimi de tehdit eden yayılmacı bir kentleşme sonucu yok oluşla yüz yüze kalmış bir varlık olarak mı ele almalıyız? Yoksa kente yeni bir anlam, yeni bir politika, yeni bir yön duygusu verip aslında geçmiş zamanlarda çoğuna büyük ölçüde ulaşılmış olan yeni yurttaşlık idealleri yaratabilir miyiz? Kenti ve yurttaşlığı görmezlikten gelmekle, kentleşmenin yarattığı isimsizlik ve güçsüzlüğün tehdit ettiği büyük insanlık kitlesinden yalıtılma tehlikesiyle karşı karşıya kalırız. Bu, toplumsal ve çevresel yönelimli insanların kendi bildikleri şekilde yüzleşip cevap verecekleri bir konudur. Benim buradaki amacım, kentleşme ve yurttaşlık sorununu elimden geldiğince açık bir şekilde ortaya koymak ve bir toplumsal ekolojist olarak kendi ilgi alanlarıma dayalı birkaç mütevazı çözüm önermektir.”

Murray Bookchin, Kentsiz Kentleşme’de, Çatalhöyük’teki toplumsal hayatın katılımcı boyutundan Antik Yunan polis’lerindeki yurttaşlık bilincine, Paris Komünü’nden New England’daki kasaba meclislerine kadar kentin ve yurttaşlık kavramının tarihsel gelişinin inceleyerek ulus-devletin insanlık tarihindeki tahripkar yanlarına dikkat çekiyor. Doğal hayatı ve insani toplulukları yok ederek ulus-devleti güçlendiren kentleşme anlayışlarına karşı bir yerel yönetin programını tartışmaya açıyor. Yerel yönetim kurumlarını birbirleriyle uyum içinde çalışabilecek biçimde yeniden yapılandırmaktan; insan ilişkilerinde dayanışmayı içeren yaratıcılıktan; ulus-devletin yerine politik açıdan konfederasyon sistemine dayanan yerel yönetimlerden; insanlık ile doğa arasında katılımcı, hiyerarşik olmayan yeni bir ilişki kurmaktan; kentin yeni bir tür etik birlik, bireyin insani bir ölçek içinde güçlendirildiği, katılımcı ve ekolojik bir karar sistemi ile yurttaşlık kültürünün tek kaynağı olarak yeniden kurgulanmasından… söz ediyor. Bookchin’e göre yerel yönetim özgürlüğü, politik özgürlüğün tabanını, politik özgürlük ise bireysel özgürlüğün tabanı oluşturur; özgür, elinde kendi kaderini tayin etme hakkı bulunan ve etkin yurttaşlar etrafında yapılandırılmış yeni bir katılımcı politikanın inşası tümüyle buna bağlıdır.

Kitabın Künyesi
Kentsiz Kentleşme Yurttaşlığın Yükselişi ve Çöküşü
Orjinal isim: Urbanization Without Cities The Rise and Decline of Citizenship
Murray Bookchin
Ayrıntı Yayınları / İnceleme Dizisi
Çeviri : Burak Özyalçın
İstanbul, 1999
387 s

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here