Kendi kendimizin bilgisine ve bildiklerimizin bilgisine nasıl sahip olabiliyoruz?

Bilgi Ağacı“Sevgi yoksa, başka insanların yanımızda olmasını kabul etmiyorsak toplumsal süreç olmaz ve dolayısıyla insan olmak imkânsızdır. Başkalarını kabullenmeyi engelleyen her şey – yeterlilik olsun, hakikate erişim olsun, ideolojik kesinlik olsun – toplumsal sürece zarar verir çünkü bu toplumsal süreci oluşturan biyolojik sürece zarar verir. Kendimizi kandırmayalım: Ahlak dersi ya da sevgi vaazı vermiyoruz. Yalnızca biyolojik olarak sevgi olmadan, diğerlerini kabullenme olmadan hiçbir toplumsal fenomen olmayacağını ifade ediyoruz. Eğer buna rağmen bir şekilde bir arada yaşıyorsak sevgi görüntüsü altında kayıtsızlık ve yadsımayı yaşıyoruz demektir.”

Önsöz

Bu kitap bilmenin biyolojisine giriş niteliğindeki pek çok kitaptan biri değil sadece; anlamanın biyolojik kökenlerine dair alternatif bir bakış açısını ele alan kapsamlı bir çalışma. Okurları daha baştan uyarmak isteriz: Burada sunulan görüşler muhtemelen aşina olduğunuz görüşlerle örtüşmeyecektir. Zira burada bilmeyi “dışarıdaki” dünyanın temsili olarak değil de, yaşama sürecinin kendisi aracılığıyla dünyanın sürekli bir şekilde meydana getirilmesi olarak gören bir yaklaşım sunacağız.

Bu hedefe ulaşmak için sağlam bir kavramsal güzergâh izleyeceğiz: Her kavram bir öncekinin üstüne inşa edilecek, öyle ki sonuçta sıkı sıkıya bağlı bir ağ ortaya çıkacak. Dolayısıyla kitabı öylesine, bir orasından bir burasından okumanızı tavsiye etmiyoruz. Bunun karşılığında biz de okura zengin bir görsel malzeme sunmak için elimizden geleni yaptık; ayrıca metinde küçük kutucuklar halinde net bir şekilde açıklanmış temel fikirleri gösteren bir kavram haritası hazırladık. Böylece okurun yolculuk boyunca daima nerede olduğunu tespit edebileceğini umuyoruz.

Bu kitap çok özel durumlar sonucunda ortaya çıktı. 1980’de Amerikan Eyaletleri Organizasyonu (AEO) toplumsal iletişim ve bilgi aktarımında karşılaşılan pek çok zorluğu anlamanın yollarını arıyordu. Bu ihtiyacın farkında olan Rolf Benchke (o zamanlar ODEPLAN’da, Şili hükümetinin Planlama Bakanlığı’nda çalışıyordu) bizim bu konuya yaklaşımımızı –iletişimin temellerini insanın biyolojik varlığı olarak gören tutarlı bir formül biçiminde– AEO’ya sunmanın faydalı olabileceğini düşündü. AEO fikri kabul etti ve bir sözleşme imzalandı. Proje bu kitabın yazarlarının çoğunlukla sosyal hizmet görevlileri ve idarecilerinden oluşan bir dinleyici kitlesine sırayla verdiği bir dizi konferansla Eylül 1980’de başladı. Bu konferanslar kaydedildi, 1981-83 yılları arasında kapsamlı bir redaksiyondan geçti ve 1985’te AEO’nun kendi içinde dağıtılmak üzere kitap halinde özel olarak basıldı. Küçük düzeltmeler ve eklemeler haricinde bu kitap o ilk metnin ta kendisidir. Dolayısıyla AEO’ ya, ilgisi, maddi desteği ve bize metni bağımsız olarak yayımlama konusunda sunduğu özgürlük için fazlasıyla minnettarız. Bu projenin gerçekleşmesi için canla başla çalışan Rolf Behncke’ye ise özel bir teşekkür borçluyuz. Son olarak, bu kitaptaki pek çok illüstrasyon üzerinde aylarca çalışan Francisco Olivares ve meslektaşlarına, çıkardıkları mükemmel iş için takdir ve teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bu kişi ve kurumların biri bile olmasaydı bu kitabın yazılıp yayımlanması mümkün olmazdı.

Bu kitaptaki fikirlerin tarihi hakkında da bir-iki şey söylemek yerinde olur. Çıkış noktası Humberto Maturana’nın yerleşik biyoloji geleneğinden ayrılmaya başladığı 1960 yılına uzanıyor. Maturana canlı sistemleri çevreyle ilişkileri çerçevesinde değil, onları gerçekleştiren süreçler çerçevesinde tasarlamaya çalışmıştı. Bu keşif çabası sonraki yıllarda da devam etti ve 1969’da yayımlanan “Bilmenin Nörofizyolojisi”(1) adlı makalesinde ilk kez net bir şekilde ortaya kondu. Bu makalede canlı sistemlerin döngüsel organizasyonu hakkındaki kilit fikirlerden bazıları açıklanıyordu. 1960’ların ortalarında Francisco Varela, Maturana’nın öğrencisi olarak çalışmalarına başlamıştı; 1970 yılına gelindiğindeyse ikisi birlikte –artık meslektaş olarak– Şili Üniversitesi’nde çalışıyordu. Biyolojik fenomenleri yeniden formüle etme çabalarını sürdüren Maturana ile Varela, Autopoiesis: The Organization of the Living (Kendi Kendini Var Etme: Canlıların Organizasyonu) adlı küçük bir kitap yazdı. 1970-71 yılları arasında tamamlanan kitap ilk kez 1973’te yayımlandı.(2) Bu “temel” makalelerin ikisi de şu anda Autopoiesis and Cognition (Kendi kendini Var Etme ve Bilme) adlı kitapta mevcut.(3) 1973’te Şili’de yaşanan siyasi olaylar ikimizi de araştırmalarımızı uzak yerlerde ve kendi tarzımızda, yeni kuramsal ve deneysel zeminlerde sürdürmeye sevk etti.(4) Uzun süre sonra, 1980’de, koşullar uygun olduğunda ortaklığımızı Santiago’da sürdürdük. Bu kitap bütün bu yıllar boyunca birbirimizden bağımsız olarak veya birlikte geliştirdiğimiz fikirleri içeriyor. Bizim gözümüzde bu eser, Maturana’ nın bundan çeyrek asır öncesine dayanan sezgileriyle başlayan ve zamanla ikimizin paylaştığı bir yaklaşımı, hayatla zihni yeni ve anlaşılır bir sentezde birleştiren bir yaklaşımı temsil ediyor.

Her şeyden öte, bu metin mutat kesinlikleri bir kenara bırakmaları ve böylece insan olmanın ne demek olduğu konusunda farklı bir anlayışa erişmeleri için okurlara yapılan bir davet niteliğini taşıyor.

Humberto R. Maturana ve Francisco G. Varela
Bilgi Ağacı, İnsan Anlayışının Biyolojik Temelleri (Metis kitap)


(1) H. R. Maturana, “The Neurophysiology of Cognition”, Cognition: A Multiple View, New York: Spartan Books, 1969. Bu makalenin son hali “The Biology of Cognition” adıyla Autopoiesis and Cognition içinde (bkz. not 3) yayımlandı. Yukarı
(2) H. R. Maturana ve F. G. Varela, De máquinas y seres vivos: Una teoría de la organización biológica, Santiago Editorial Universitaria, 1973. Yukarı
(3) H. Maturana ve F. Varela, Autopoiesis and Cognition: The Realization of the Living, Boston: D. Reidel, 1980. Yukarı
(4) Bkz. H. R. Maturana, “Biology of Language: Epistemology of Reality”, Psychology and Biology of Language and Thought, G. Miller ve E. Lenneberg (haz.), New York: Academic Press, 1978; F. G. Varela, Principles of Biological Autonomy, New York: North-Holland, 1979. Yukarı

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Hayatın Derin Anlatısı – Josef Kılçıksız

Milliyetçilik, din ve kadın gibi, toplumda en çok istismar edilen ve getirisi olan üç sektörden biridir. Bu istismarın muhafazakâr sağın...

Kapat