Cemal Süreya, Çetin Altan’ı anlatıyor: “Hepimizin kanı onda aktı/ Temiz kanla birlikte kirli kan”

Çetin AltanHayat, çoşku ve devinim: Budur Çetin Altan. Atın gökyüzüne çifte atması, ilkyaz ikindisinde gübre kokusunun hiç de kötü olmayışı; manken yürüyüşündeki evrensel, bir bakıma uzaysal tat; Názım’ın bir şiirindeki gibi, denizde öpüşmek…
Çetin Altan, ülkemizde bu denli sömürü olmasaydı, dünya olaylarını böylesine izlemeseydi, siyasete girmeseydi, eski edebiyatı bu kadar iyi bilmeseydi, yeteneğinin bunca ayırdına varmasaydı, daha çok Epikürcü yanıyla yaşayacak, bu anlamda, bir Rousseau gibi, ‘Mutluluk Sözleşmesi’ni yazacaktı.

Çetin Altan’ı bir yazar olmayarak düşünmek istedim, olmadı. Yine de o durumuyla daha da büyüdü gözümde, anlatmaya cesaret edemedim. İkisi arası bir yerden bakabilir miyim ona? Kim ne derse desin. Çetin Altan’ı anlatmak riskli, aynı zurnada coşku uyandırıcı bir şey. Hiç değilse son birkaç yılını? Birkaç yazısını? Gazeteci olarak?…

Çetin Altan 1940’tan sonra boy gösteren yenilik edebiyatımızın (Orhan Veli, Ataç). Nazım’dan da geçerek, basın ve siyaset alanında boy gösteren temsilcisidir. O edebiyat, o alanlarda kendi insan ve toplum değerlerini, özellikle de yadsımalarını onunla sınadı.
Çetin Altan son on yılında ABD’deki “yeni gazetecilik” yönsemesinin ülkemizdeki bağımsız örneği gibi. Sözünü ettiğim yönsemenin en belirgin adı Art Buchwald. Bu adam Batı basınında köşe yazısı, daha özgül niteliğiyle “fıkra” geleneğini başlatıyor. Batı’da yok diye, bizde yok edilmek istenen bir yazı türü batıda yeni mass media’nın getirdiği bir gereksinim olarak can bulmakta. Burada hemen ekleyelim. Çetin Altan yaşadıkça köşeyazısız gazete olmaz. Olsa da yaşayamaz.

Art Buchwald genelde mizaha dayanır. Bütün dünyayı, her yönüyle hayatı kapsayan bir mizahtır bu. Çetin Altan eskiden de mizahı aşan bir çalışma içindeydi. Son yıllardaki yazılarında daha da aşıyor onu (ütopya mizahı dışlıyor). İyice yaratıcı ve çok kökenli bir tavır geliştiriyor. Belki de ’80’li yıllarda oyun, roman vb. yazmayışı köşeyazılarına daha bir yaratıcı doku kazandırmakta. Kendi gazeteci kuşağı içinde eski edebiyatımızı da, batı edebiyatını da birinci elden değerlendirebilen birinci kişi de o zaten. Ayrıca gerçek bir edebiyatçı o. Orhan Kemal’in bir edebiyat soruşturmasında en beğendiği yazıları sıralarken başta onu ve İlhan Selçuk’u saydığını anımsıyorum. Gerçekten 1960’lan sonra beliren bu iki yazarın Türk düşüncesine, Türk gazeteciliğine katkıları çok büyük. Şoförler, bakanlar, işçiler, öğretmenler, şairler, işsizler, herkes çok şey öğrendi onlardan.

Eleştiri Çetin Altan’dan pek bir şey koparamaz. Hata, onu daha da zenginleştirir belki. Çünkü düşüncesini iyice kişiselleştirmiştir de. Polemiğe gelince, o, hiç… Çünkü Çetin Altan’ın saygınlığında, “saygı” kavramının yanında “güç” ve “dokunulmaz ilginçlik” kavramları da asır basmaktadır. Üstelik kimse kolay kolay polemiğe giremez onunla. Bir nokta vardır, yumurta küfesinin beş kuruşluk değeri kalmaz; Çetin Allan için hiçbir zaman o noktaya gelme gereksinimi söz konusu değildir; ama bir karşıtlık diyaloguna da girmeyecektir, ağzını bir bozuverir ki… Değerli bulduğu kişilere karşı ise her zaman kibardır.
Yine de, denebilir ki, kendi özeleştirisi Türkiye’nin romanını verecektir.
Roman dedim ’40’lı yıllarda şiir, ’60’lı yıllarda oyun, 70’li yıllarda roman yazmış. Romanlarında ve oyunlarındaki kişilerin kendinin doğrudan sözcüleri olduğunu söyleyenler var. İncelenmeye değer. Değer de, varılan sonuç düşünce yazılarıyla çelişirce değer, çünkü Çetin Altan düşüncelerini gazete yazılarıyla, politika serüvenindeki davranış ve sözleriyle açıkça ortaya koymuş bir kişi. Değişmekten, değişebilmekten korkmayan bir kişi. Bu yüzden düşüncelerini sanat ünlerine bağlamaktan çok, sanat ürünlerinde düşüncelinin yansılarını aramak daha doğru olacaktır. Kendi payıma, Çetin Altan’ı Her şeyi denemeye hak kazanmış bir yazar, bir sanatçı olarak görüyorum.

Ama o şoförler, o bakanlar, o işçiler, o öğretmenler, o şairler, özellikle de işsizler, iki konuda (yalnız iki) özeleştiri islerler Çetin Altan’dan.

Bir. Türkiye İşçi Partisi Kongresi’nde yaptığı ve bu partinin o günlerinde yazgısını değiştiren konuşması için bugün ne düşünüyor? Beş yıl önce ne düşünüyordu?
İki, Güneşte son yıllarda yazdığı yazıların da göze fazlaca battığı anlaşılıyor. Köylülüğü çok şeyin olumsuz nedeni olarak gören Çetin Altan ANAP’a karşı tavrına daha açıklık getirmeli, bunu da hayal serüveni boyunca ortaya koyduğu tavırla yan yana koyarak yapmalıdır.
Bir de üç var. Fütürist görünümlü, ütopya tadı taşıyan, aslında günümüz gerçeklerinin eleştirisi olan, yine de biçim öğesinden ötürü tam anlaşılamayan yazılar için özellikle yöneltilen ayrı bir soru: 0 yazılarda “forsalar, zincirleriyle oynamaya başlamış da” olmuyorlar mı? Çetin Altan doğmalarla savaşmaktan bıktı mı? Böyle deniyor.
Çetin Allan yanılmaktan korkmayan bir yazar. Ama zaman zaman bunu bir hak gibi gördüğü sanılıyor.

Çetin Altan’da çok şeyimizle hepimiz varız. Yıllar önce yazılmış şu iki dizedeki gibi;
“Hepimizin kanı onda aktı
Temiz kanla birlikte kirli kan.”
Bütün bunlar da yetmiyor Celin Altan’ı anlatmaya.

“Çetin Altan’ın Birkaç Yazısı”
Kaynak: 99 Yüz | Cemal Süreya | İlk Yayınlanma Tarihi: 1990

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Herkesin Bahanesi: “Bizim elimizden ne gelir!..” Fil Beklemek – Metin Altıok

Serçe kuşu yağmurlu bir günde, şimşekler çakıp gök olanca hızıyla gümbürderken, yere sırtüstü yatmış, havaya kaldırdığı incecik ayaklarıyla boşluğu dövermiş....

Kapat