Kafka: toplum tarafından örselenmiş ve çürütülmüş yanlarımızı keşfettiren bir yazar

“Ah!” dedi fare. “Dünya her gün daha da küçülüyor. Başlangıçta o kadar büyüktü ki korkuyordum. Devam ettim yürümeye. Sonunda, uzaklarda sağda ve solda duvarlar gördüğümde mutluydum. Fakat bu uzun duvarlar o kadar hızlı birbirine yaklaşıyor ki son odadayım ve odanın köşesinde içine doğru yürüdüğüm kapan var.”
Sadece gidiş yönünü değiştirmelisin” dedi kedi ve onu yedi.
Kleine Fable – Franz Kafka

Yukarıdaki “Kısa Fabl”ın yazarı Franz Kafka 3 Temmuz 1883 tarihinde Prag’da Yahudi bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. O tarihlerde Prag kentinin nüfusunu, yönetimi elinde tutan Alman azınlık, yönetimi ele geçirme amacındaki Çek çoğunluk ve bu iki güç odağı arasında sıkışıp kalan Yahudi azınlık oluşturuyordu. Ancak Kafka üzerindeki tek baskı unsuru bu sosyal yapıdan kaynaklanan baskı değildi. Çok otoriter ve sert bir baba olan Herrman Kafka aile içindeki tutumlarıyla Franz Kafka’nın hayatı boyunca kurtulamayacağı suçluluk duygusuna saplanıp kalmasına sebep olmuştu. Babasıyla olan ilişkisi Kafka’yı öyle derinden etkilemişti ki her eserinde Kafka’nın zihnindeki baba motifinin izlerini taşıyan karakterler bulmak mümkündür. Kafka’nın babasına bakışı hakkında en doğru ipuçlarını, adresine hiçbir zaman ulaşmamış olan “Babaya Mektup” verir.

1901’de Prag Üniversitesinin hukuk bölümüne giren Kafka öğrencilik yıllarında “Bir Savaşın Tasviri” isimli ilk eserini yazdı ve hukuk doktorası yaptıktan sonra işçi Kaza Sigortasında memur olarak çalışmaya başladı. Kendince “güvenli” bir hayat kuran yazar sabahları memurluk yapıyor, akşamları eserlerine yoğunlaşıyordu. “şato” isimli romanında bireyin kendini topluma kabul ettirme çabasını romanın ana kahramanı K.’nın kendi isteğiyle kafese girmesini anlatarak sorgulayan Kafka aynı zamanda bireyin toplum içinde ne kadar özgür olabileceğini de düşündürür okuyucuya. ınsanın yaşadığı çevreye yabancılaşmasını en etkileyici şekilde ortaya koyduğu romanı şüphesiz Gregor Samsa’nın kocaman bir hamamböceğine dönüşmesiyle başlayan “Dönüşüm”dür. Eserlerinde ağırlıklı olarak hissedilen suçluluk duygusunun ve yabancılaşmanın yanında modern toplumun kurumlarına yönelik sorgulayıcı bir bakış da vardır.
Yazarın işte bu bütün karakteristik özelliklerinin görülebileceği baş eseri “Dava” Josef K.’nın nedensiz yere tutuklanmasıyla başlar ve soru işaretleriyle dolu olaylardan sonra K.’nın iki kişi tarafından öldürülmesiyle sona erer. “Dava”da bürokrasinin insanı ezici yapısının irdelenmesiyle beraber adalet kavramı da ustaca bir şekilde ele alınır.
Kafka’nın eserleri hakkında yorum yaparken çıkış noktası olarak “Aforizmalar” isimli kitabında gördüğümüz “Kafesin biri, bir kuş aramaya çıktı.” cümlesi kabul edilebilir.Kafka’nın eserlerini yazarken okuyucuya ipucu vermeme ve yorum çeşitliliği sağlama adına kendi fikirlerini net bir şekilde yansıtabilecek cümleleri sildiğini göz önüne alırsak yazarın eserleri hakkında yorum yaparken kafaların biraz karışabileceğini ve çok farklı sonuçlara ulaşılabileceğini de göze almak gerekir.

“Her zaman Prag’dan ayrılmayı hayal edip duruyordu. Çünkü kendini ailesinin pençesinden kurtarmak ve Berlin’de serbest bir yazar olarak çalışıp nişanlısı Felice Bauer ile birlikte yaşamak istiyordu…”*

Yazarın hayatında babasından sonra önemli yere sahip iki kişi nişanlanıp evlenemediği Felice Bauer ve sadece üç kez görüşebildiği evli “sevgilisi” Milena Jesenská’dır. Kadınlara karşı ilginç bir bakış açısına sahip olan Kafka’nın kadınlarla olan ilişkisi, mektuplaşmanın ötesine geçememiş ve “gerçek” bir ilişkiye dönüşememiştir. Bu mektuplar ölümünden çok sonra “Felice’ye Mektuplar” ve “Milena’ya Mektuplar” isimleri altında düzenlenmiştir.
Romanlar ve mektuplar dışında bir çok etkileyici kısa öyküye, kısa anlatıya imza atan Kafka 1924 yılında Viyana yakınlarındaki bir hastanede ölmeden önce yakın dostu Max Brod’a eserlerinin fazla kişisel olduğunu ve ölümünden sonra eserlerinin yakılmasını istediğini söyledi. Fakat Max Brod, Kafka gibi düşünmüyordu ve Kafka’nın eserlerinin çağımızı anlamak için önemli olduğunu fark etmişti. Brod bu düşünceyle Kafka’nın ölümünden sonra eserleri düzenleyerek yayınlatmıştır. Brod’un bu hareketi yakın bir arkadaşa ihanet olarak tanımlanabileceği gibi tüm insanlığa sunulmuş bir hediye olarak da kabul edilebilir.


H. F. Karagül – gazete.itu.
Andy Warhol’un Kafka portresi
*Deutsche Welle

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Thomas Münzer, Şeyh Bedreddin ve Nazım Hikmet – Nedim Gürsel

Tarihsel maddecilik açısından ele alındığında, Şeyh Bedreddin ayaklanmasının dinsel-ideolojik niteliği sınıf savaşımının özgül biçimlerinden biri olarak yorumlanmalıdır. Belli bir tarihsel...

Kapat