Kadınlardaki İğdiş Edilme Kompleksinin Kökeni Üstüne – Karen Horney

İğdiş edilme kompleksinin alabileceği biçimler konusundaki bilgimizin giderek daha geniş boyutlara ulaşmasına karşın, bir bütün olarak kompleksin tümel yapısı konusundaki içgözlemlerimizin buna karşılık gelen bir yaran olmamıştır.

Elde edilen ve hepimizce bilinen malzemenin aşın bolluğu dikkatimizi, her gün biraz daha güçlü olarak olayın tamamının belirgin yapısına çekmektedir, bu nedenle olay kendi içinde bir sorun olmaktadır. Bugüne dek gözlenen kadınlardaki iğdiş edilme kompleksinin alabileceği biçimler ve bunlardan anıştırma yoluyla çıkarılan sonuçlar, bu konudaki egemen kuramın bir ölçüde, aşağıdaki gibi özetlenebilecek temel bir düşünce üzerine kurulu olduğunu gösterir: Birçok çocuk ya da yetişkin kadın, geçici ya da sürekli olarak, kendi cinselliklerinin acısını çekerler. Kadınların ruhsal yaşamlarındaki kadın olmaya karşı çıkma tutumundan kaynaklanan belirtiler, bu kadınların küçük birer kızken duyduklan kamış özlemine bağlanabilir. Temelde bu bağlamda yoksun olma düşüncesi pasif iğdiş edilme fantazilerine yol açarken etkin fantaziler, göz dikilen erkeğe yönelik öç alma tutumlarından kaynaklanır.

Bu formülasyonda, kadınların kendi cinsel örgenleri yüzünden dezavantaj duygusuna kapılmaları olayını, bunun kendi içinde bir sorun oluşturmasına bakılmaksızın —belki de erkek narsistliği için bunun açıklama gerektirmeyecek denli açık olmasından dolayı— semptomatik bir olay olarak ele aldık. Yine de, şu ana dek yapılan araştırmalardan çıkarılan sonuç, —insan soyunun varışının kendi cinselliklerinden hoşnut olmadığı ve ancak belli koşullar altında bu hoşnutsuzluk duygusunu yenebildikleri savı—yalnızca kadın narsistliği sorunu için değil, biyoloji için de doyurucu olmaktan uzaktır. Bundan dolayı şöyle bir soru akla gelmektedir Kadınlarda görülen ve hem nevrozların oluşumu, hem de bütün pratik amaçlan normal olan kadınların kişilik oluşumu ve yazgılan üzerindeki olanca etkileriyle iğdiş edilme kompleksi türlerinin, yalnızca kamış özlemi yüzünden duyulan bir doyumsuzluk üzerine kurulup yerleştikleri doğru mudur? Ya da bu, dinamik güçlerini nevrozların gelişimi üzerinde yaptığımız araştırmalardan tanıdığımız başka etkenlerin ortaya koyduğu yalnızca bir bahane olamaz mı?
Bu soruna değişik yanlardan yaklaşabileceğimizi sanıyorum. Ancak burada ben, yalnızca çözüme katkıda bulunabilir amacıyla çoğunluğunda çok belirgin iğdiş edilme kompleksi bulunan kadın hastalar üzerindeki şunca yıllık deneyimim süresince kendilerini bana zorla kabul ettiren bazı varsayımlan sizlere aktarmak istiyorum.
Konu üzerindeki egemen düşünceye göre kadınlardaki iğdiş edilme kompleksi, bütünüyle kamışa imrenme kompleksi üzerinde toplanmıştır; aslında, erkeklik kompleksi güncel olarak buna eş anlamda kullanılmaktadır. Bu durumda başgösteren soru şu olmaktadır: Nasıl oluyor da kamışa imrenmeyi, kadının erkeksi bir yaşam sürmediği, çocukluğunda bu tür bir karşılaştırma yapabileceği ve böylece kamışına imreneceği bir erkek kardeşin bulunmadığı ve erkekliğe özenmesine yol açabilecek “kaza eseri felaketlerin” olmadığı durumlarda bile değişmez, tipik bir olgu olarak gözlemleyebiliyoruz?
Burda önemli olan, soruyu sormaktır; bu bir kez yapıldı mı, yanıtlar hepimizin bildiği malzemeden kendiliğinden ortaya çıkıverir. Kamışa imrenmenin belki de en sık, en dolaysız dışavurumu olan erkek gibi işeme arzusunu başlangıç noktası olarak ele alırsak, elimizdeki malzemenin eleştirel bir irdelemesi hemencecik, bu arzunun, zaman zaman birisinin, zaman zaman ötekinin öne çıktığı üç bileşenden oluştuğunu ortaya koyar.
Bu öğelerden en açık olanı ve son günlerde üzerinde yeterince durulan,sidikyolkn erotizmine kısaca değineceğim. Eğer bu kaynaktan gelen imrenmedeki bu bileşeni tam anlamıyla anlamak istiyorsak herşeyden önce, çocukların çıkarımsal edimlerindeki aşırı narsist değerlendirmeyi kavramamız gerekir. Özellikle sadist yapıdaki herşeyi yapabilirlik (herşeye kadirlik) fantazileri, erkeğin sidik fışkırtma edimiyle kolayca birleşir. Bu görüşe bir örnek olarak —ve bu bir sürü örnekten yalnızca bir tanesidir—erkekler okulunun bir sınıfında bana anlatılan birşeyi buraya aktarıyorum: İki oğlan çapraz durup bir haç yapacak şekilde işerlerse, o anda düşündükleri insan hemen ölürmüş.
Küçük kızlarda sidik yollarında erotizmle ilgili olarak güçlü bir dezavantaj duygusunun uvanması gerektiği açık da olsa, son günlerde yapıldığı gibi eğer her belirtiyi, içeriği erkek gibi işeme olan her rüyayı doğrudan doğruya buna bağlarsak, işi abartmış oluruz. Tersine, bu arzuyu oluşturan ve koruyan itki gücü sık sık öteki içgüdü öğelerinde de —herşeyden önce röntgencilik içgüdüsünde— bulunur. Bu ilinti, oğlan çocuğun işerken kendini seyredebilmesi, örgenlerine bakabilmesi ve buna izin verilmesi, bundan dolayı en azından kendi bedeni sözkonusu olduğu sürece cinsel merakını bir ölçüde doyurabilmesi gerçeğinde yatar.
Röntgencilik içgüdüsünden gelen bu etken, erkek gibi işeme arzusunun analize bir süre egemen olduğu bir hastamda oldukça belirgindi. Bu süre içinde hastam hemen hemen bana her gelişinde sokakta işeyen bir adamı gördüğünü söylüyordu. Bir keresinde kendiliğinden şöyle haykıracaktı: “Eğer tanrıdan bir dilekte bulunabilseydim; bu, bir kerecik olsun erkekler gibi işeyebilmek olurdu.” Çağrışımları bu düşünceyi kesinlikle ve her türlü kuşkudan uzak, tamamlıyordu: “Çünkü o zaman nasıl bir yapıya sahip olduğumu da bilecektim.” Kadınlar beceremezken erkeklerin işeme edimleri sırasında kendilerine bakabilmeleri gerçeği, gelişimi büyük ölçüde örgensel evre öncesine çakılıp kalmış olan bu hastamdaki kamışa imrenmenin ana köklerinden biriydi.
Cinsel örgeninin görülmez oluşu kadın için büyük bir bilmecedir ancak bu, erkekler için daha da büyük bir bilmecedir; yine de, cinsel örgeninin görülmeye hazır olması yüzünden erkek, kadın için büyük bir kıskançlık nesnesidir.
Sidik yolları erotizmiyle röntgencilik içgüdüsü arasındaki ilişki, Y diye adlandıracağım bir hastamda daha da belirgindi. Babası gibi işemenin yerine geçen bir yolla mastürbasyon yapmıştı. Bu hastanın çektiği saplantı nevrozundaki temel etken, röntgencilik içgüdüsüydü; mastürbasyon sırasında başkaları tarafından görülme düşüncesi yüzünden şiddetli kaygı nöbetlerine kapılıyordu. Böylece, küçük bir kızın derinlerde yatan arzusunu dile getiriyordu: Ben de babam gibi her işeyişte gösterebileceğim bir kamışımın olmasını isterdim.
Aynca sanınm bu etken, kızlardaki her abartılmış utangaçlık ve iffet taslama olayında başı çeken bir rol oynamaktadır, bunun dışında, erkek ve kadın giyimindeki farklılığın en azmdan gelişmiş ırklarda, bu olaya —kızın cinsel örgenlerini sergileyemeyişi ve bu nedenle göstermeci eğilimleri bağlamında kendini sergileme arzusunun, bedeninin tümünü içine alan bir evreye gerilemesine— bağlanabilir. Bu, bizi erkek frag giyerken kadımn açık omuzlu elbiseler giymesinin nedenlerine götürür. Aynca bu ilintinin, kadınla erkek arasındaki farklı noktaların tartışılması sırasında ilk önce anılan bir ölçütü —kadmların daha çok öznel, erkeklerin daha çok nesnel oluşu— de bir anlamda açıkladığını sanıyorum. Bunun açıklamasıysa şöyle olurdu: Erkeğin inceleme araştırma dürtüsü, kendi bedenini gözlerken doyum bulur, belki de bunun sonucu olarak dış nesnelere yönelir ya da yönelmesi gerekir; öte yandan, kadın kendi kişiliği konusunda açık ve net bir bilgi elde edemediğinden, kendini kendi bedeninden ve kişiliğinden alıp dış nesnelere yöneltmeyi çok güç bulur.

Son olarak, kamışa imrenmenin ilk örneği olduğunu düşündüğüm üçüncü öğe, bastırılmış, çok daha derinlerde gizli ama bu bağlamda çok önemli olan mastürbasyon arzusudur. Bu öğe, oğlan çocukların işerken kamışlarına dokunmalarına izin verilmesinin, mastürbasyona verilmiş bir izin olarak yorumlandığı bir düşünceler zincirine (çoğunlukla bilinçaltında) bağlanabilir.

Karen Horney
Kadın Psikolojisi
Çeviri: Selçuk Budak

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
“Bilinçsiz bir yaşam, insan yaşamı değildir!” Kadınlarımız – Tezer Özlü

Yaşam, şöyle bir yaşanıp geçmek için varolmak değildir. Aksine insanları, en insancıl yaşamlara ulaştırmanın mücadelesinin verildiği bir olgudur.

Kapat