Japonlar neden çadır ya da çadır kentler kurmuyor? – Mikdat Kadıoğlu

Size de Japonların neden çadır ya da çadır kentler kurmadığı tuhaf geliyor mu? Geliyor ise tuhaflık Japonlarda değil; bizde! Çünkü çadır ve çadır kentlerin bilimsel afet yönetiminde yeri yoktur. Türk afet yönetim sistemindeki diğer tuhaflıklar ise özetle şunlardır:

1. 1959 yılında çıkan 7269 sayılı kanun sadece deprem, sel, kaya düşmesi, çığ, heyelan gibi 5 afet ve yangından bahseder. Kuraklık, sanayi tesislerindeki patlamalar, vb. hiç bir istatistiki kayıtta yer almaz. Bakan, genel müdür ve bilim insanlarımız da yurt içi ve yurtdışında Türkiye’de sadece 5 afet olurmuş gibi konuşmakta, bu 5 afetin toplayıp Türkiye’nin afetlerini yüzde 100’e tamamlamaktadır!

2. Türkiye’de afet yönetim bir kalkınma problemi değil bir müdahale problemi olarak görülmekte. Bu nedenle de çalışmaların büyük bir kısmı müdahaleye yani insanları enkaz altından nasıl kurtarırıza yönelik olmaktadır. Sonuç olarak mevcut kaynaklarımızı gelişmeye değil yardım ve onarıma (müdahale-iyileştirmeye, ya da yıkım-yara sarmaya) harcamaktayız.

3. 1950’lerde afet yönetimi Dünyada sivil savunma olarak başlamış ve günümüzde kapsamı geliştirilerek afet yönetime dönüşmüştür. Buna rağmen ülkemizde yeni kurulan İl Afet ve Acil Durum Müdürlüklerinin tamamen sivil savunma mantığı ile yürütülmekte ve teknik elemanlara dahi arama kurtarma eğitimleri verilmektedir. Halbuki bu işim temel taşı olan sivil savunma uzmanları ülkemizde de yıllar önce afet yönetimi uzmanına dönüştürülmüş olmalıydı.

4. Türkiye’de stratejik, taktiksel ve operasyonel çalışmalar birbirine girmiştir. Eşgüdümü sağlaması ve gerekli stratejileri belirlemesi gereken Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı gündelik işlerin yükü altında ezilmektedir.

5. Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının görev ve teşkilatlanmasını öngören ve 2009 yılında çıkartılan 5902 sayılı kanun Deprem Danışma Kurulu, Deprem Dairesi, vb bir çok tuhaflıklar taşımakta. Dünyanın hiç bir yerinde her bir afet için danışma kurulu ve daire kurulduğu görülmemiştir.

6. 5902 sayılı kanun afet yönetiminin en önemli konularından biri olan Lojistik konusuna hiç değinmemektedir.

7. Afet anında eski adıyla kriz merkezi yeni adıyla afet yönetim merkezindeki bir masa etrafında toplanan onlarca kişinin vali vb bir kişi tarafından yönetilebileceği düşünülmektedir. Dünyada afet sırasında 1 kişinin sadece 5 kişiyi yönetileceği kabul edilerek, U şeklindeki masa uygulamasından vaz geçilmiş ve olay komuta sistemine geçilmiştir.

8. Türkiye’de Sivil Savunma Sirenleri kanunu gereği sadece savaşta ve 10 Kasım da kullanılabilmekte. Herhangi bir sel, vb durumda sivil savunma sirenlerini kullanmak mümkün değildir. Kazayla siren çalınsa bu konuda eğitimsiz olan insanlarımız 10 Kasım sanıp saygı duruşuna geçebilir (çünkü insanlar afetlerde daha önce yaptıklarını yaparlar).

9. Bazı kanunlar, kanunlardaki ifadeler değişse bile bu konuda çalışanların eğitimi, alışkanlıkları, bilgi ve görgüsü değişmemektedir. Afet yönetimi bir bilim dalı ve uzmanlık görülmediği için de herkes afet yönetim uzmanıymış gibi görevlendirilip çalıştırılabilmektedir.

10. Ülkemizde afet çalışmaları toplum tabanlı değildir; kurumlar bu konuda tek söz sahibidir. Halk bu çalışmalarda paydaş olarak görülmemekte insanlarımız bu sürece daha çok “afetzede” olarak katılabilmektedir.

12. Türkiye’de bir il veya ilçeyi afetlere çok iyi bir şekilde hazırlamış bir örnek yoktur. Bütün tecrübeler afet sonrası yıkım ve yara sarma üzenedir. Böylece herhangi bir afet bölgesinde görev yapmış olarak kendini afet yönetim uzmanı olarak da görebilmektedir.

13. Para ve emekler daha çok şatafatlı arama kurtarma ekiplerine, uzay üssü şeklindeki gösterişli ve atıl afet yönetim merkezlerine harcanmaktadır. Halkın eğitimi daha çok bilgi yükleme şeklinde olmakta beceri geliştirme ve davranış değişikliğine gidilememektedir. Daha da kötüsü afet ve acil durum yönetimi ile ilgilenenler halka anlattığı ve öğrettiklerini kendisi bile evinde yapmamaktadır.

14. 2005 yılında çıkan 5393 Sayılı Belediye Kanununun 53. maddesi ve 5302 Sayılı İl Özel İdaresi Kanununun 69’uncu maddesi belediye ve il özel idarelerine afet ve acil planlarını yapmak, afet zararlarını azaltmak, halkı eğitmek, gerekli donanımı hazırlamak, vb gibi görevler vermesine rağmen ülkemizde bunları yerine getiren il özel idaresi ve belediye sayısı yok denecek kadar azdır…

15. Afetlerde halkın sığınacağı, park, bahçe, okul ve kamu binalarında bu konu ile ilgili herhangi bir hazırlık bulunmamaktadır.

16. Ülkemizde tatbikatlar hep haberli yapılmakta, ambulanslar bile önceden gelip 2 blok ötede tatbikatı bekleyebilmektedir. Evinde, iş yerinde, kurumunda yangın, deprem, vb tatbikat yapan yok.

17. Afet önce afetzedeleri barındırmak için kamu tesislerine yönelik planlar yapamıyoruz; kamu tesislerinin sağlam olduğundan da emin olamıyoruz. Bu nedenle Dünyada bir örneği daha olmayan çadır ve çadır kentler kurmaya yöneliyoruz. Halbuki çadır kentler çok daha pahalı ve insani olmayan problemli bir yoldur…

Özetle:

♦ Afet ve açil durumlara adam gibi hazırlık önceliklerimiz arasında değil; ona ihtiyacımız ve aciliyeti yok; ayrıca şuan onu düşünemeyecek kadar da çok gündelik işler ile meşguluz

♦ Geçim kaygısı, kar, rant, partizanlık ya da oy vb. hırsımız herşeyin önüne geçebiliyor

♦ Yetişkinlerin risk algılamasını değiştirmek imkansız değilse bile çok zor

♦ İnsanların düşündükleri ve söyledikleri ile yaptıkları/ezberleri çok faklı.

Açık Radyo

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Varlığın Anlamı: Varoluşçuluk ve Ölüm (I)- Walter Kaufmann

Varoluşçuluk bir doktrin değil, bilakis doktrinlere az eya çok karşı, felsefik düşünceye en uygun başlama noktasını birkaç uç deneyimde bulan,...

Kapat