“Van İl Yapılsın! Van’a Bir Vali Atansın!” – Bülent Kale

Mart 2009 yerel seçimlerinin ardından Haziran 2009’da Van Valisi olarak atandığında Kocaeli’nden ayrılırken arkasından teneke çalıp helva dağıtan Belediye işçilerinin uyarısı hayli dikkat çekiyor:
Sayın Karaloğlu Büyükşehir işçilerinin beş yıllık süre içerisinde kazanılmış haklarının ortadan kaldırılması için verdiği mücadeleyi unutamazdı. Sendikaları Belediye İş’ten baskı ve tehditle yandaş sendikaya geçirilmeleri için daire başkanlarına kimin talimat verdiğini unutamazlardı. Tüm bunları işçilere yaşatanlar unutulmamalı, unutturulmamalı diyerek teneke çalıp helva dağıtarak buradan Van halkına ve Van belediye işçilerine de hazırlıklı olmalarını öneriyoruz

“Van İl Yapılsın! Van’a Bir Vali Atansın!”

Böyle de haykırabilirdi depremzede kalabalıklar ama Van’ın il olduğuna, gerçekten bir valisi olduğuna ikna olmuş gibi yapıp yalnızca “Vali İstifa!” diye haykırmakla yetindiler.

Vanlılar onlarca neden sayacaktır elbet Valinin istifasını neden istediklerine dair. Detaylar arttıkça nedenler çoğalır, çeşitlenir. Sorarlarsa tabi. Ama ben çok uzaktan fark ettiğim temel bir nedeni söylemek istiyorum.

Çünkü halkına açıklama yapmak gibi bir derdi yok gibi Sayın Vali’nin. Sürekli Ankara’yla konuşuyor, bakanları ağırlıyor. Ama Van’ın mülki amiri olarak deprem gecesi çıkıp Vanlılara ve Türkiyelilere birinci elden bir açıklama yapmak aklına gelmiyor. Van’da “devlet”i temsil edenin kendisi olduğunu hatırlayamıyor.

Yüzü Van’a değil Ankara’ya dönük ya da Vanlıların değil Ankara’nın valisi olduğunun ziyadesiyle farkında. Yani o makama nasıl geldiğinin demek istiyorum. Biraz yakından bakalım isterseniz Vanlıların istifasını istediği Vali Münir Karaloğlu’nun idari güzergahına :

1994’ten 2002’ye kadar sekiz sene dört küçük ilçede kaymakamlık makamında bulunuyor: Kırıkkale- Karakeçili, Şanlıurfa-Harran, Yozgat-Çekerek, Tokat-Reşadiye.

2002’de ne oluyorsa bir şey oluyor ve sanki kaderi değişiveriyor:

2002-2003’de Kırıkkale Vali Yardımcılığı ve 2003-2004’te İçişleri Bakanlığı Hukuk Müşaviri pozisyonunda Başbakan Danışmanı olarak hizmet vermiş.

Ardından beş yıl 2004-2009 yılları arasında Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreterliği görevi var. Merak edenler görev süresinde neler yaptığını, kişisel web sitesinde yayınladığı köşe yazılarından okuyabilirler.

Van Halkı ve Belediye İşçisi Hazırlıklı Olsun

Ancak Mart 2009 yerel seçimlerinin ardından Haziran 2009’da Van Valisi olarak atandığında Kocaeli’nden ayrılırken arkasından teneke çalıp helva dağıtan Belediye işçilerinin uyarısı hayli dikkat çekiyor:
“Sayın Karaloğlu Büyükşehir işçilerinin beş yıllık süre içerisinde kazanılmış haklarının ortadan kaldırılması için verdiği mücadeleyi unutamazdı. Sendikaları Belediye İş’ten baskı ve tehditle yandaş sendikaya geçirilmeleri için daire başkanlarına kimin talimat verdiğini unutamazlardı. Tüm bunları işçilere yaşatanlar unutulmamalı, unutturulmamalı diyerek teneke çalıp helva dağıtarak buradan Van halkına ve Van belediye işçilerine de hazırlıklı olmalarını öneriyoruz”

Van’da da büyük hizmetleri olmuştur mutlaka. Vanlılar ileride anlatacaktır. İleride diyorum, çünkü bu aralar Vanlıları dinleyen pek yok. Yardım isteyen Vanlılar tamam, ama hakkını isteyen Vanlılara mikrofon yasak. Onlar bölücü, KCK’li, bozguncu…

Bugünden itibaren Van’da Vali Karaloğlu’nu hatırlatan iki önemli fotoğraf var: Biri şu “1 milyon dolarlık” tadilatın ardından Bayram Otel’i ziyareti sırasında çekilen fotoğraf: Önünde alevli meyve tabakları.

Diğeri Van’ın depremden sonra yardımına gelen misafirlerini ağırladığı Bayram Otel’in enkazının fotoğrafı: Altında en zorlu koşullarda çalışmaktan gocunmadan en zor zamanında Van’a koşan (inşaat işçisinden gazetecisine) emekçi insanların can pazarı.

Vali’nin “Evlerinize dönün” açıklaması, yıkılan binalardan kalkan toz bulutu, “Valilik İstifa” diye bağıran kalabalığa kalkan coplar ve sıkılan biber gazları dağılınca ortaya şu gerçekler çıkıyor:

Bu devlet “sorumluluklarını” yerine getirmiyor, “yardım” ediyor: Yaptığı şeyin “yardım etmek” olduğunu düşünüyor. Sorumluluk ağırdır, aşağıdandır; sorumluluktan kaçıyor. Yardım uçarıdır, yukarıdandır; yardıma koşuyor.

Yalnızca Ankara’ya karşı sorumluluk duyan Vali hastaneleri ve resmi kurumları kontrol edip önlem alır, Van’a, şehir halkına karşı da sorumluluk duyan Vali otellerde kalan misafirlerini (mesai arkadaşlarını) ve şehrin sakinlerini de unutmaz.

Bitirirken, şu herkesin diline pelesenk olan “1 milyon dolarlık tadilat”tan da bahsedelim. Türkiye 10 yıldır neoliberalizmin şahikalarında yaşıyor. Neredeyse bütün özkaynakları satıldı. Dereleri, denizi, rüzgarı, güneşi ve ucuz işgücü kaldı elinde: 4/C’yle çalıştırdığı işçilerini zekatla sübvanse ediyor.

Ülke bir şirket gibi yönetiliyor ve valileri de bölge müdürleri gibi çalışıyor. Türkiye’de islami bir tona bürünen bu neoliberal sisteme göre bir bölgede bir deprem olabilir, evler yıkılabilir, insanlar ölebilir. Allahın bir hikmetidir, bahanesi çoktur. Vali bundan masumdur. (Evet, “Evlerinize dönün” dese ve ikinci bir deprem olsa bile.)

Ama Van gibi bir şehirde tek elden “1 milyon dolarlık” bir para hareketi varsa ve Vali bu parayı en azından doğru (!) adreslere yönlendiremiyorsa o vali başarısızdır, bunun bahanesi yoktur, bedelini öder.

Ve kader, asla ve kat’a, o valinin o alevli meyve tabaklarının olduğu masaya oturup o pürneşe fotoğrafı vermesine müsaade etmez.

Yıkılan otelin hikayesini buralardan da deşmek icap eder.

Bülent Kale (Bianet)

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Warldorf Okulu: İnsanın sosyal bir varlık olduğunu unutan alternatif eğitim – Selma Aydemir

Rudolf Steiner, mistitizmi Fransız Devriminin renklerini ve otonomiyi karıştırıp pedagoji sosuyla “Anrotoposofi” adıyla sunar. Ölümünden sonra açılan okullar zaten dinsel-tinsel...

Kapat