İçimizdeki İrlandalı ve Linç Kültürü – Erol Anar

erol anarBizzat dőnemin bașbakanı Adnan Menderes tarafından devlet tarafından organize edilen 6-7 Eylül 1955 olaylarında da bu esnaf tetikçi olarak -bașka yerlerden tașınan insanlar gibi- kullanılmıștır. Aynı yerde esnaflık yapan gayrımüslim dükkân sahibinin dükkânına yağmacı, zorba, acımasız bir hınçla giren esnaf da iște bunlardandı. Anadolu’nun iç kentlerinde, basın açıklaması yapan őğrencilere (Fașistlerin de kıșkırtmasıyla) saldırıp onları linç etmeye çalıșanlar da bu esnaf kesimine aittir. Kürtlere, Ermenilere, Alevilere, Romanlara, laiklere, çağdaș düșünen insanlara, gay ve lezbiyenlere, ateistlere, sosyalist ve anarșistlere, kısaca farklı olanlara tahammülsüzdür bu prototip, tıpkı kutsal devleti gibi.

Geçtiğimiz günlerde İstanbul’un orta yerinde İrlanda uyruklu bir turistin, su dolabının kapısını açtığı sırada su șișelerini düșürmesi nedeniyle bir grup esnafın vahși sopalı saldırısına uğraması, kamuoyunda gündeme geldi. Bu olay, aslında Türkiye’de ortalama küçük esnaf prototipini ve psikolojisini de sosyolojik olarak ortaya koyuyordu ve analiz edilmeye bu yüzden değerdir. Osmanlı’da bir lonca kültürü egemendi. Lonca, aynı bölgede yaşayan esnaf ve zanaatkârların örgütlenerek kurduğu meslek organizasyonudur. Türkiye’de, Osmanlı’dan bu yana yaygınlașmıș bir linç kültürü vardır. Aslında bu linç kültürü Ortadoğu ülkelerine (Özellikle de Müslüman ülkelere) aittir.

Türkiye’de ortalama insan prototipi, hoșgőrüsüzdür. Bu prototip, bașkalarının yaptığı ve kendisince yanlıș olarak gőrdüğü en küçük bir hatayı affetmez. En küçük bir hatanızda, sonunuz linç edilmeye kadar gidebilir. Osmanlı’da komșusu gayrımüslimleri linç eden, mallarını yağmalayanlar arasında iște bu esnaf da vardı. Küçük esnaf, tarihsel olarak devlet tarafından bir yardımcı kolluk gücü olarak kullanılmıștır; aynı zamanda tarikatların da doğal tabanıdır.

Bizzat dőnemin bașbakanı Adnan Menderes tarafından devlet tarafından organize edilen 6-7 Eylül 1955 olaylarında da bu esnaf tetikçi olarak -bașka yerlerden tașınan insanlar gibi- kullanılmıștır. Aynı yerde esnaflık yapan gayrımüslim dükkân sahibinin dükkânına yağmacı, zorba, acımasız bir hınçla giren esnaf da iște bunlardandı. Anadolu’nun iç kentlerinde, basın açıklaması yapan őğrencilere (Fașistlerin de kıșkırtmasıyla) saldırıp onları linç etmeye çalıșanlar da bu esnaf kesimine aittir. Kürtlere, Ermenilere, Alevilere, Romanlara, laiklere, çağdaș düșünen insanlara, gay ve lezbiyenlere, ateistlere, sosyalist ve anarșistlere, kısaca farklı olanlara tahammülsüzdür bu prototip, tıpkı kutsal devleti gibi. Genelde Anadolu’nun iç yőrelerinden gelerek İstanbul’a yerleșmișler, ama kőyü de sırtlarında getirmișlerdir. Ve hiçbir zaman kentli olamamıșlardır bu nedenle. İstanbul gibi bir metropolün merkezinde küçük esnaflık (dükkâncı, taksici, dolmușçu vs…) yapmasına ve dünyanın her yerinden turistler gőrmesine karșın bir türlü “uygarlașamaz.” Çünkü hayatında bir kitap olsun okumamıștır genelde, boș zamanlarında okey ve tavla oynar bu prototip. Resmi ideolojinin olușturduğu șiddet kültürünün bir ürünüdür ve tetikçi olarak kullanılır sürekli bilinçli ya da bilinçsiz olarak.

Bu coğrafyada sivil bir toplum ve őzgür bir birey gelișemediğinden, kișiler de tek tek kendilerini yalnız olarak değerli ve güvende hissetmezler. Bu nedenle bir cemaatin, kesimin, sürünün içinde kaybolmak ve kendilerini orada değerli ve güven içinde hissetmek isterler. İște esnaf da bundan dolayı, tek tek bir birey gibi değil, sanki bir cemaatin, sürünün parçasıymıș gibi davranır.

Bu prototip, kendisini sürü halinde ifade eder, kurtlar gibi, daha doğrusu sırtlanlar gibi sürü halinde avlanır. Farklı dine, inanıșa, dile, etnik kőkene, mezhebe, cinsiyete, düșünceye, tıpkı devlet gibi tahammülü yoktur. Sürü halindeyken, farklı olanı yok etmeye çalıșır. Sopa, satır, dőner bıçağı ve pala kullanır genelde. Ancak tek bașına olduğunda süt dőkmüș kediye dőner bir anda, boyun eğer, itaat eder, yalvarır. Anladığı tek dil, güçtür. Çünkü yüzyıllardır bu topraklarda devlet tarafından ezilmiș, güce biat eden bir kișiliktir. Eğitim düzeyi ve hayattan beklentisi son derece düșüktür bu prototipin; dinden imandan bahseder ancak taptığı tek șey őzünde paradır. Yani dini paradır. Cuma namazını iște bunun için kaçırmaz. Ama gizli olarak her türlü șeyi yapar. Kadınları taciz eder, bazen tecavüz eder, yaman çelișkiler içerisindedir. Etik değerleri zayıftır, őrneğin çalma olgusunu hoșgőrür, çalanlara oy vermeye devam eder, bir kișiye otuz kiși saldırır, ama kendisini “delikanlı, mert, dürüst” sütten çıkmıș ak kașık olarak gőstermeye devam eder. Müșterisine hakaret eder, onu dőver, sattığı malı fahiș fiyatla satar, malını geri almaz. Türkiye’de halkın bilincinde gelișmiș bir tüketici hakları kavramı yaygın olmadığından istediği gibi at oynatır. Devletin her türlü hoșgőrüsüne sahiptir. Bu yüzden müșterisine her zaman “Git bildigin yere șikayet et.” der. Güce tapar, ama kendisinden güçsüz birini bulduğunda affetmez, ezer. Ezilmiș kișiliğinin verdiği bir psikolojidir bu. Cemaat kültürünün yarattığı bir prototiptir.

Yalnızca Türkiye’de gőrünmez, genelde sivil toplum ve őzgür bireyin olușamadığı cemaatçi Ortadoğu ülkelerinde yașar. Türkiye’den Mısır’a ve diğer müslüman Arap ülkelerine kadar yaygındır.
İrlandalı turist, bu olayda üç kez otelde dinlenip çıkıp tekrar kendisine saldıranları dővüyor. Üçüncü kez çıktığında ortalıkta saldıran kalmamıș, hepsi pes etmiș durumda. Bu, Türkiye’de esnaf denilen kesimin sosyolojisini ve davranıș biçimini ortaya koyan bir olay. Osmanlı’daki loncalardan bu yana Türkiye’de esnaf, devlet eliyle gericileștirilmiș, alperenleștirilmiș, polisleștirilmiș ve farklı olanların üzerine kıșkırtılmıștır.

Türkiye’de kapitalizmin çarpık gelișimi, çarpık kentleșme ve devletin resmi ideolojik biçimlendirmesi bu küçük esnaf prototipini de yaratan etkenlerdendir. Bu esnaf prototipi Anadolu’da ve büyük kentlerdeki küçük dükkânlarında ticaret yapmaktadır. Çoğunlukla ya kendisi ya da ailesi kőylü kőkenlidir ve Anadolu’nun iç bőlgelerinden büyük kentlere, daha iyi bir hayat arayıșı için yola çıkmıștır. Ancak gittiği büyük kentleri de kőyleștirmiș, çarpıklaștırmıștır aynı zamanda. Zengin olsa da kőylü kalır, burjuvalașamaz, mentalitesi değișmez. Kente uyum sağlamaz, kenti kendisine uyum sağlaması için bozar, çarpıklaștırır. Kent kültürünü almaz, gelișmeye kapalıdır. Erkek egemen anlayıșın temsilcisidir, bu yüzden evinde eșini ve çocuklarını baskı altına alır, dőver.

Resmi ideoloji sınırları ve devletin biçimlendirdiği gibi sünni, Türkçüdür. Türkiye’de fașizmin tetikçisi olur sık sık. AKP, MHP, BBP, Saadet vb… sağ partilerin doğal tabanıdır. Muhafazakârdır, ancak her türlü kirliliğe açıktır. Maraș’tan Çorum katliamına o hep sahnededir. Bu prototip esnaf kesimi, sağ tabanın yalnızca bir bőlümünü olușturur, bunun içinde aynı esnaf prototipi gibi devlet tarafından kullanılan, ișçi, ișsiz, çiftçi, őğrenci, memurlar da vardır.

Eğer bu esnaf saldırısına uğrayan İrlandalı turist ya da Türkiyeli birisi orada tek bașına bir politik barıșçıl protesto yapsaydı üç dakika içinde polis tarafından karga tulumba gőzaltına alınırdı. Olay, dakikalarca devam etmesine karșın ortalıkta hiçbir polis gőrünmüyor. Ali İsmail Korkmaz’ı őldürenler arasında bu sırtlan sürüsü eli sopalı esnaf prototipi de vardı. Yine Nuh Kőklü’yü kartopu oynadığı gerekçesiyle őldüren küçük esnaf prototipi de aynıydı. İrlandalı turist kendisinin de ifade ettiği gibi eğer yere düșseydi linç edilerek őldürülecekti. Ve devlet bundan bir sorumluluk kabul etmeyecekti. Çünkü bu esnaf linç anlayıșını olușturan ve devreye sokan da bizzat devletin kendisidir tarihsel olarak.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Krishnamurti: “Derinlemesine hasta bir topluma uyum sağlamak bir sağlık ölçütü değildir”

Sevgi kutsal ve bayağı, insanı ve ilahi diye ayrılabilir mi, yoksa yalnızca sevgi mi vardır? Sevgi çok’a değil, bire mi...

Kapat