Özgürlük Ekmekten Daha Değerlidir – Erol Anar

İnsani koşullarda yaşamak, karnını onuruyla doyuracak eşit bir yaşama sahip olmak, her insanın hakkıdır. Ekmek yani temel yiyecekler nefes almayı sürdürmek için gereklidir, ancak özgürlük hayatın anlamının kendisidir. O olmadan olmaz, insan kendi benliğini hissedemez ve bir köle olarak, nefes alıp veren bir makine olarak yaşar sadece, kendi özüne yabancılaşır. Öyle olmasaydı köleler, Spartaküs önderliğinde isyan etmezlerdi, çünkü iyi ya da kötü karınları doyuyordu. Öyle olmasaydı kahve plantasyonlarında zorla çalıştırılan köleler, ölümü ve korkunç işkenceleri göze alarak kaçmaya çalışmazlardı.

Daha önce de bir yazımda örnek vermiştim, çoğu insan özgürlüğünü karnını doyurmak için satar. Oysa özgürlük, bazı insanlar için ekmekten daha değerlidir. Örneğin Brezilya’da sokakta yaşayan insanların uyuyabilecekleri ve ücretsiz karınlarını doyurabilecekleri enstitüler vardır. Ama sokakta yaşayanların çoğu zorunlu olmadıkça, oraya gitmekten kaçınır. Çünkü sokaklarda özgürdürler ve özgürlüklerini garanti edilmiş ekmekle değiştirmek istemezler. Özgürlük, onu bilmeyenler için çoğu zaman bir şey ifade etmez, ama özgürlüğü bir kez tadanlar ondan asla vazgeçmek istemezler.

Örneğin hayvanat bahçesinde tüm hayvanların yiyecekleri hazır olarak verilir. Hayvanların doğada olduğu gibi, avlanarak karınlarını doyurmaları gerekmez. Yiyecekleri onlara günlük olarak verilir. Ancak kafeslerin demir kapılarını açarsak, ne görürüz? Hayvanların hepsi ya da en azından çoğunluğu kaçacak ve garanti edilmiş yiyeceklerini özgürlükleri ile değişeceklerdir. Bir tercih yapabilselerdi bu hayvanlar, kafeste kalarak yiyeceklerini garanti altına almayı mı, yoksa kafesten içgüdüsel olarak koşarak çıkmayı ve uçsuz bucaksız vadilerde ormanlarda özgürce koşabilmeyi mi tercih ederlerdi?

La Fontaine’nin anlattığı kısa öyküdeki atın dediği gibi, “Bak vurulsun da ağzına bir gem, kalır mı dünyanın tadı?” Atın yiyecek samanı vardır ahırda, ama özgür değildir.
Öyleyse ekmek, özgürlükten değerli olamaz. Tarihsel olarak da böyledir. Çünkü insanın asıl kendisini gerçekleştirebileceği alan özgürlüktür.
Albert Camus, “özgürlüğü tarihin kaybolmayan tek değeri” olarak tanımlar. Diderot ise, “her ayrıcalığın özgürlüğe bir saldırı” olduğunu belirtir. İşte bunun için Fransız devriminin sloganı “Özgürlük, eşitlik ve kardeşlik”tir.” Eşitlikten ve kardeşlikten yoksun bir özgürlük, aslında özgürlük değildir. İçinde barışı ve umudu da barındırmaz.
Özgürlük, ekmekten daha değerlidir. Öyleyse, bugünü ya da geleceği kurgularken, öncelikle insanların özgürlük taleplerine yanıt vermeyi düşünmek ve insanları kısıtlamak yerine, onların önlerini açmak gerekir.
İnsan ancak kendisini özgür olarak ifade ettiğinde kendisi olmaya daha yakındır ve kendisini özgür olarak ifade eden insan yaratıcıdır.
Özgürlük, gerçekten inandığına inanmaktır. İnanmadan inanmış gibi yapmak, insanın kişiliğine ters bir durumdur özünde ve onun kişiliğini, karakterini törpüler. Birilerine tabi olmak ve gerçekte istemeden de olsa onların hata ve yanlışlarını savunmak zorunda kalmak, ya da onlarla yüzleşmekten kaçınmak, görmemek, insanın kendi inançlarına yaptığı en büyük darbedir. Bu durumdaki insanın yapacağı tek şey, içinde bulunduğu durumun felsefesini yapmak ve bu durumu inancına uygun hale getirecek şekilde gerekçeler üretmektir. Yani bu aslında inanmadan inanmaktır.
İnancı, göksel olanlar için, yani sorgulamadan, düşünmeden, ‘vardır bir hikmeti’ diyerek inananlar için bir problem yoktur. Ancak bilimsel diyalektik ve materyalist düşünceye inanarak, bu davranışları yapanlar, idealist düşünceye savrulurlar. O zaman inançlarınızın kölesi olur, özgürlüğünüzü kaybederseniz.
Hoşgörü göstermek, insanların hatalarını tamir etmelerine fırsat vermek, onları izole etmemek başka bir şeydir, yanlışları savunmak başka bir şey.
Ekmek, insana diz çöktürebilir, karnını doyurmak için ona her şeyi yaptırabilir. Özgürlük ise karın doyurmaz. Ama insanın insan olma onurunu tazeler, geliştirir her gün. Zapata’nın dediği gibi, “Diz çökerek yaşamaktansa, ayaklarının üzerinde ölmek daha onurludur.” Tarihte birçok insan, ekmeğe, özgürlüğü bunun için yeğlemiştir.
Her şeye hayır derseniz belki birçok şey kaybederseniz, ama özgürlüğünüzü kazanırsınız.
Proudhon’la bitirelim yazıyı:
“Her vatandașın faaliyet alanı, çalıșmanın doğal paylaşımı ve mesleğin seçimi ile belirlendiğinden, toplumsal ișlevler harmonik bir sonuç ortaya çıkaracakları bir bağlantı içinde olduklarından; düzen, herkesin özgür faaliyeti sonucu olușur; yönetim yoktur. Kim beni yönetmek için bana satașırsa, bir erk soyguncusu ve bir tiran’dır; onu düșmanım ilan ederim.”[i]
İdeal olan, ekmek ve özgürlüğün bir arada bulunmasıdır. Sınıfsız, sömürüsüz, özel mülkiyetin olmadığı eşitlikçi bir toplumdur. İşte büyük insanlığın mücadelesi de tarihsel olarak budur.
Dünyada özgürlük kadar tatlı hiçbir şey yoktur. Özgürlük, Dostoyevski’nin dediği gibi güneşten güzeldir, çünkü güneşi gerçek anlamda doğduran özgürlüğün kendisidir.
İnsanlığın o büyük idealinin, La Liberte’nin peşinden koşanlara selam olsun!

Erol Anar
Paraná-Brezilya
Mart 2017, erolanar.org
[i] P. J. Proudhon: “Makaleler”, Çev: M. Tuzel, Birey Yayınları, Birinci Baskı: Temmuz 1992, Istanbul, s. 23.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here