Halil Cibran: Ben bu dünya içinde sürgünün, mülteciyim

halil-cibranBu dünyanın içinde sürgündeyim ben. Bir şair, hayatın doğrudan şaştıklarını mısralarda toplayan biri ancak yine de bir mülteciyim ve ölüm gelip vatanıma götürene dek sürgünde kalacağım.

Şair

Bu dünya içinde bir mülteciyim ben. Bir mülteci ve yalnızım, işkencesi altında düşüncelerimin beni taşıdığı gizemli bir bilinmezde ve rüyalarımı mesafeli görünmez olanın gölgeleriyle kuşatan bir âlemdeyim ben.

Akraba ve halkımdan uzak sürgündeyim ben ve onlardan biriyle karşılaşacak olsam o zaman kendi kendime şöyle sorarım: Bu kimdi?
Onu nereden tanıyorum?
Onunla bağım ne ve nedir beni ona yakın oturmaya iten sebep?
Kendimden kaçan mülteciyim ben ve dilimin söylediği kulaklarıma yabancı.
Bazen içime dalıyor ve orada saklı, gizemli özüme bakıyorum; orada gülüp ağlayan; cesur ve korkak olabilen bir öz görüyorum.
Sonra benliğim benliğimi şaşırtıyor ve ruhum öz ruhumu sorguluyor. Yine de mülteci kalıyorum, bir yabancı, sessizlik bulutuyla kuşanmış bir siste kayboluyorum.
Kendi bedeninden kaçan bir mülteciyim ben ve aynanın önü geçince, henüz ruhumun inmediği yüzümü ve derinliğimi henüz kavramamış gözlerimi görüyorum Şehrin sokakları üzerinde yürüdüğümde, arkamdan takip eden çocuklar şöyle bağırıyor: Ona yaslanabileceği bir yardımcı verelim, diyorlar ve ben hızla onlardan kaçıp uzaklaşıyorum.
Ve genç kızlar sürüsüyle karşılaşırsam; giysilerime tırmanıp şöyle şakıyorlar: O bir taş gibi sağır. Gelin kulaklarını tatlı aşk ve tutkuyla dolduralım ve ben onlardan da kaçıyorum.
Ve her ne zaman pazarda orta yaşlılara yaklaşsam etrafıma toplanıp şöyle diyorlar: O bir mezar gibi sessiz. Gelin zayıf diline güç verelim diyorlar ve ben onlardan korkuyla kaçıyorum.
Ve yaşlı ihtiyarların önünden geçersem, titreyen parmaklarını bana uzatıp; O deli bir. Aklı dengesini cin ve gulyabaniye kaptırmış diyorlar Bu dünyanın içinde sürgündeyim ben. Bir mülteciyim ben, çünkü dünyayı Doğudan Batıya dolaşırım, yine de ne doğduğum yeri ne de beni tanıyan bilen birini buldum.
Sabah uyandığımda tavanı engerekli, duvarları binbir tür haşere tehlikesi altındaki bir mağarada hapis buluyorum kendimi.
Dıştaki ışığı aradığımda ise, ruhumun gölgeleri nereye gittiği belli olmayan ve ne olduğunu anlamadığım, ihtiyaç duymadığım şeyleri kavramak için benden önce önde yürürler.
Akşam olduğu ve diken ile türden yatağıma döndüğüm zaman, beni hüzün ve sevinçleriyle işgal etmeyi arzulayan acı tatlı garip düşüncelerim kuşatıyor. Gece olduğu ve kadim zamanların gölgesi üzerimi örttüğü zaman ben unutulmuş mekânların ruhu ziyarete geliyorlar. Ben onları da görüyor ve konuşarak kadim şeyleri soruyorum. Ve onlar şefkatle gülümseyerek cevap veriyorlar, ancak yanımda kalmalarını istediğimde kaçıp sanki havadaki dumandan başka bir şey değillermiş gibi buharlaşıp gidiyorlar. Bu dünyanın içinde sürgündeyim ben. Bir mülteciyim ve hiçbir insanoğlu ruhumun dilinden anlamaz.
Dönüp doğayı süzüyorum ve ne göreyim derecikler vadilerin derinliğinden dağa doğru tırmanıyorlar Gözlerimin önünde çıplak ağaçlar çiçek açıyor meyve veriyor ve yaprak döküyorlar aynı anda. Ve gözlerimin önünde kurumuş dallar yere düşüp, kara yılanlara dönüşüyor.
Çünkü ben sabah vakti şarkı söyleyerek kanatlanan kuşların sonra şarkıyı ağıta dönüştürdüğünü gördüm indikleri zaman değişerek gözlerimin önünde saçları açık çıplak bir kadına dönüştüklerini izledim. Aşka boyanmış baldan tatlı dudaklarıyla bana gülümserken, mür ve buhur kokan beyaz ellerini bana uzattıklarını gördüm. Ve hatta titrek bir sis gibi yok olup gittiklerini de gördüm.
Bu dünyanın içinde sürgündeyim ben. Bir şair, hayatın doğrudan şaştıklarını mısralarda toplayan biri ancak yine de bir mülteciyim ve ölüm gelip vatanıma götürene dek sürgünde kalacağım.

Halil Cibran
Bütün Eserleri

Share

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Batı’da çocuğa yönelik cinsel istismar nasıl cezalandırılıyor?
Şarkiyatçılığı Yeniden Düşünmek – Edward W. Said
Kapat