Halil Cibran Aşk Mektupları: “Derinlerimde devamlı bir nabız ve kesintisiz bir acı var”

Sevgili Bayan May,
Masamın üstünde dönüşümü bekleyen diğer bütün mektupları ihmal edip günümü tatlı sözlerle azarlar arasında salınan sözlerini dinleyerek geçirdim diyorum, çünkü ikinci mektubunda eğer izin verecek olsaydım mutlu benliğimi üzüntüye boğacak bazı gözlemler vardı. Ama açık ve yıldızlı bir gök altındayken kendimi nasıl bulutlara terk edebilirdim? Ve gözlerimi çiçeklenmiş bir ağaçtan nasıl dallarından birinin gölgesine çevirebilirdim? Ve mücevherlerle dolu güzel kokulu bir elden gelen hafif bir bıçak darbesini nasıl geri çevirebilirdim?

Beş yıllık bir sessizlikten kurtardığımız diyaloğumuz hiçbir zaman suçlamaya ya da ayıplamaya dönüşmeyecek, çünkü söylediğin her şeyi, ikimizi ayıran binlerce kilometreye bir milim bile eklemeyeceğine inancımla kabul ediyorum; gerçekten, bu mesafeyi, Tanrının bize bağışladığı güzelliğe eğilimimiz, kaynağa karşı arzumuz ve sonsuzluğa susuzluğumuzla kısaltmaya çalışmalıyız. Şu günlerde, dostum, yeterince acı, karmaşa, güçlük ve engel var. Ve bence, mutlak ve temel olanın önünde durabilen bir görüş bir kitaptaki sözün ya da bir mektuptaki gözlemin etkilerine bağışıktır. Bu nedenle aramızdaki farkları bir kenara bırakalım zaten çoğu sözdedir hepsini altın bir kutuya koyup gülümseme denizine fırlatalım.

Mektupların ne kadar güzel, May, ne kadar hoş. Dağların tepesinden düşlerimin vadisine akan bir nektar nehri gibi. Gerçekten de, bu mektuplar, uzaktakileri etkileyen, yakındakileri geliştiren ve büyülü yankılarıyla taşları parlayan meşalelere, dallan çırpınan kanatlara çeviren Orfeus’un lutu gibi. Sadece bir mektubunun geldiği bir gün bile benim için dağın doruğuna eşdeğer düşün artık üç mektubunun birden geldiği güne ne demeli? Böyle bir gün için “Yüksek Sütunlu İrem’in”2 sokaklarında dolaşacağım zamanlardan vazgeçerdim.

Sorularına nasıl cevap vereyim? Yüreğimde kağıda dökülemeyen şeyler varken diyalogumuzu nasıl sürdüreyim? Yine de sürdürmeliyiz. Ama söylenmeden kalanları da anlamalısın.

İlk mektubunda “New York’ta olsaydım, stüdyona gelirdim,” diyorsun. Zaten gelmedin mi?

Stüdyom benim tapınağım, dostum, müzem, hem cennetim, hem cehennemim. Yaşamın, yaşamın dışına seslendiği bir orman ve ortasında dikilip bir kum ve hava denizi

dışında hiçbir şey görmediğim bir çöl. Stüdyom duvarları ve çatısı olmayan bir evdir, dostum. Bu stüdyoda koruyup sakladığım pek çok şey var. [Özellikle] Antika eşyalara düşkünüm. Bu stüdyonun her köşesinde geçmiş çağların, Mısır, Yunan, Roma heykelleri, Fenike camları, İran çömlekleri, eski kitaplar, Fransız ve İtalyanların resimleri ve sessizlikte bile konuşan eski müzik aletleri gibi değerli şeylerinden oluşan koleksiyonlar var. Ama bir gün Keldani’nin kara taştan bir heykelini almalıyım. Çünkü Keldani’ye ait her şeye özel bir düşkünlüğüm var; Keldanilerin efsaneleri, şiirleri, duaları, sanatlarından ve hünerlerinden geri kalan en küçük şeyler bile içimde bu uzak ve gizemli anıları karıştırıyor ve beni geçip gitmiş günlere taşıyıp geleceğin penceresinden geçmişe bakmamı sağlıyor. Antika eşyaları severim; bu şeyler, insan düşüncesinin, karanlığın dışında, ışık içinde binlerce adım süren yürüyüşünün meyveleri olduklarından beni cezp eder bu sonsuz düşünce, denizin dibine sadece Samanyolu’na yükselmek için dalar.

“Ne kadar mutlusun, mutluluğu sanatında buluyorsun,” sözün üstünde uzun bir süre düşündüm. Yo, May, ne mutlu, ne de memnunum. İçimde hiçbir zaman memnun olamayacak, ama açgözlülüğe de benzemeyen bir şeyler var; hiçbir zaman mutlu olamayan, ama yoksulluğa da benzemeyen bir şey. Derinlerimde devamlı bir nabız ve kesintisiz bir acı var, ne birini, ne ötekini değiştirmek istiyorum böyle açmazdaki bir insan ne mutluluğu bilir, ne memnuniyeti tanır, ama yakınmaz da, çünkü yakınmada bir rahatlık ve üstünlük vardır.

Ya sen, büyük yeteneklerinle mutlu ve memnun musun? Söyle, May, mutlu ve memnun musun? “Hayır, ne mutlu, ne memnunum,” diye fısıldadığım neredeyse duyar gibiyim. Memnuniyet doyumdur, doyum sınırlıdır oysa sen sınırlı değilsin. Mutluluğa gelince, mutluluk, insan ancak yaşam şarabını içtiğinde gelir, ama kadehi binlerce fersah derinlikte ve binlerce fersah genişlikte olan insan, yaşam kadehi tamamıyla boşalmadıkça mutluluğu anlamaz. Senin de kadehin bin bir fersahlık değil mi, May?

“Zihin durumum” hakkında ne söyleyebilirim ki? İki buçuk yıl önce yaşamım huzur ve sükunet açısından boş değildi, ama şimdi sükunet gürültüye, huzur çekişmeye dönüştü. İnsanlar günlerimi ve gecelerimi tüketip hırslan ve eğilimleriyle düşlerimi boğdular; çoğu zaman uzak yerlere sürüklenip bu kentten kaçıyorum, belki böylece kendimi insanların Benliğinden ve kendimin {kazanılmış] benliğimin hayaletlerinden koruyabilirim. Amerikalılar güçlü, yorulmak, dinlenmek bilmez, uykusuz, düşsüz insanlar. Birinden nefret ederlerse kayıtsızlıkla öldürürler, birini severlerse nezaketleriyle boğarlar. New York’ta yaşamak isteyen biri yanında keskin bir kılıç bulundurmalı, ama balla kaplayarak; kılıç zamanı öldürmeyi sevenleri cezalandırmak, bal da açları mutlu etmek için.

Doğu’ya kaçacağım gün gelecek. Sıla özlemim beni neredeyse yedi bitirdi, eğer tellerini kendi ellerimle yaptığım bu kafes olmasaydı Doğu’ya giden ilk gemiye binerdim. Ama kim taşlarını yontup yerleştirmek için bir ömür harcadığı evi, o ev ne terk edebildiği, ne de terk etme isteği duyduğu için kendi hapishanesi bile olsa, bırakıp gidebilir ki?

Kendi hakkımdaki bu konuşmalarımla seni sıktığım ve yakınmak yerine başarmak için uğraşmamız gereken şeylerden yakındığım için beni affet, dostum.

Tören Alayı’nı beğenmen bu şiiri bana da sevdirdi, dizelerini ezberleme niyetin karşısında ise ancak alçakgönüllülükle başımı eğerim. Yine de Tören Alayı’nda ya da başka bir yerde yazdığım ya da yazacağım şeylerden çok daha yüce, seçkin ve soylu şeylerin ezberleme yeteneğine daha çok yaraşacağını düşündüğümü söylemeliyim. Ya kitaptaki çizimler hakkında söylediklerin: “Siz sanatçılar böyle mucizeleri göklerin krallarının size emanet ettiği güçle ifade edersiniz, biz izleyiciler ise böyle mucizelerle yüzleştiğimizde çaresiz kalırız, çünkü onları anlamamıza yetecek hiçbir şeye sahip değiliz; bu yüzden bizi cehaletle suçlamanız haksız bir yargı, ne de olsa yoksuluz biz, kaybedenleriz.”

Bunlar kabul edemeyeceğim sözler ve bu sözlere karşı (sık sık yaptığım gibi) isyan etmek istiyorum. Sen bizlerden birisin, May, gerçekten de, gül yaprakları arasındaki güller gibi olan sanatın kızları ve oğullarından birisin. El Mahrusa’daki makalende, Deli’deki çizimler hakkında, derin sanatsal algının kanıtı olan ve pek az insanın yapabildiği bir gözlem yeteneğinin ve özel bir bakış açının bulunduğunu gösteren bir bölüm de var. Şunu söylemek bence hiç de bir abartma değil: “Sen Pleiade’lerin3 ormanında yere sağlam basarak, başı dik ve sanki babanın evindeymişçesine gülümseyerek yürüyen Doğulu ilk kadınsın.” Söyle bana, bütün bunları ne zaman öğrendin, içinde gizli olan hazineler nedir, Lübnan’a gelmeden önce ruhun hangi çağda yaşadı? Dehalarda yaşamın kendi gizinden daha derin bir giz saklıdır.

Batılıların benim hakkımda ne dediklerini öğrenmek istemişsin. Coşkuna ve vatanseverliğine binlerce teşekkürler.

Çok büyük şeyler söylediler, söylediklerini abarttılar ve bir tavşan değil de deveymişim gibi düşüncelerini ifadede aşırıya kaçtılar. Tanrı biliyor ya, sevgili dostum, hakkımdaki övgülerin teki bile yüreğimi bunun kadar sızlatmamıştı. Beğenme başkaları tarafından bize yamanan bir sorumluluk tipidir, kendi güçsüzlüğümüzden haberdar olmamızı sağlar. Ancak belimizi büken ağır yüke rağmen ilerlemeye devam etmek ve güçsüzlüğümüzden güç yaratmak zorundayız.

Sana ayrı bir zarf içinde bazı dergi ve gazeteler gönderiyorum, bunlarda Batılıların kendi ruhlarının hayaletlerinden nasıl bezdiklerini ve kendi kendilerini nasıl sıktıklarını göreceksin, zaten tanımadıkları, egzotik şeylere, özellikle Doğu’yla ilgili olanlara bu yüzden bu kadar düşkünler. Atinalılar da Altın Çağlarının kararmasının ardından bunlar gibiydi. Bir ay kadar önce senin de tanıdığın Emil Zeydan’a4 Deli’yle ilgili birkaç yazı gönderdim.

Sizin oralardaki o buhran bittiği için Tanrı’ya şükrediyorum. O gösterilerle ilgili haberleri okumuştum ve beni bile o kadar rahatsız edip paniğe kapılmama neden olduklarından senin rahatsızlığını ve duyduğun sıkıntıyı gözümde canlandırabiliyorum. Her defasında kendi kendime Shakespeare’in şu dizelerini tekrarlıyordum:

… korkma adamımızdan

Kral’ı çevreleyen böylesine bir kutsallık varken

Seyretmekten başka bir şey yapamaz ihanet

Dilediği küçük oyununu oynamak dışında.5

Sen, May, korunanlardan birisin; içinde Tanrı’nın bütün kötülüklerden sakındığı bir melek var.

Dünyanın bu köşesinde dostların olup olmadığını da sormuşsun.

Bu yaşamla ve içindeki yaralayıcı tatlılık ve kutsal acılıkla, dünyanın bu köşesinde bir dostun var tabi. Seni savunmaya kararlı, iyiliğini isteyen ve senden gelecek bir kötülük görmeyen biri. Uzaklardaki bir dost bazen dizinizin dibin

deki birinden çok daha yakındır. Dağ, vadiden geçenlere eteklerinde yaşayanlardan daha muazzam görünmez mi?

Gece stüdyoma perdesini örttü, artık ellerimin yazdıklarını göremiyorum. Binlerce selam sana, binlerce selam, Tanrı seni her zaman koruyup sakınsın.

İçten dostun

Halil Cibran
New York, 11 Haziran, Aşk Mektupları


1- El Mahrusa 1881’de çıkarılmaya başlanan bir Mısır gazetesi. May’in babası Elias Ziyade 1908’de bu gazetenin editörlerinden biriydi ve sonra sahibi olduğunda May de editörlüğünü yaptı. Babasının 1929′ da ölümünden sonra gazetenin sahibi ve baş editörü oldu.
2- Yüksek Sütunlu İrem Kenti Kuran’da geçer (Fecr: 7). Ad kavminin yaşadığı kentti ve sütunlar üstüne kurulmuştu. Cibran 1921’de yayımlanan sufi bir oyununa bu kentin adını vermişti.
3- Pleiadeler Yunan mitolojisinde, Atlas’ın, eski zamanlarda değişik adlarla anılan ve edebiyat, sanatlar ve bilimleri yöneten yedi kızıdır.
4- Emil Zeydan, babası George Zeydan tarafından kurulmuş olan el Hilal gazetesinin 1914’de baş editörü olmuştur.
5- Hamlet, IV.Perde, 5.Sahne, 11. 1236.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Oya Baydar: “Açlık grevleri şantaj ise idam tehdidi nedir?”

Üç beş yıl önce Başbakan Tayyip Erdoğan, yurtdışındaki bir konuşmasında üniversitelerdeki örtünme yasağına karşı çıkarken, “Başörtüsü yasağıyla genç kızlarımızın yüksek...

Kapat