Halide Edip Adıvar’ın Romanlarında Kürtler – Emin Karaca

Geçen Mayıs’ta yayımlanan İpek Çalışlar’ın iyi yazılmış, “Halide Edib” biyografisini bitirdikten sonra, Halide Edip Hanım’ın okumadığım kitaplarının peşine düşmüştüm.
Artık aşağı yukarı bütün külliyatını tamamladığımı söyleyebilirim. Şu anda elimin altında “Sonsuz Panayır” var, birkaç gün içinde bitecek…
Bu önemli ve değerli yazarımız, milli mücadele yıllarının kahraman kadın figürü hakkında, şimdiye kadar bazı çalışmalar yapılmış. Ancak bunlar genellikle “eserlerindeki doğu/batı sorunsalı”, “romanlarındaki kadın tipleri” vb. gibi konularla sınırlı.

Bir de, uzun hapislik yıllarının Bursa konağında Nazım Hikmet’in 1940’lı yıllarda, Kemal Tahir’e yazdığı bir mektubunda “Halide Edip romancılığı”nı değerlendirişini anımsıyorum. Bursa’dan yazdığı “2 İkincikanun 1941 Perşembe” tarihli mektubunun bir yerinde şunları söylüyordu: “Hikmet’le (Dr. Hikmet Kıvılcımlı- E.K.) yaptığınız Halide Edip hakkındaki edebi münakaşaya gelince, benim bu husustaki kanaatim şudur: Halide Edip’in eserlerini hem kronolojik hem de ideolojik sırayla önce üçe ayırmak mümkün.

1-Harap Mabetler devri.

2-En kuvvetli verimini Mev’ud Hüküm romanında veren devre (Ateşten Gömlek de geçit olarak dahil.)

3-Sinekli Bakkal ve son romanları.” (Kemal Tahir’e Mapusaneden Mektuplar, S.21)

Bu üç dönemini irdeledikten sonra Nazım Hikmet, Halide Edip’teki gelişmenin nereden nereye gittiğini tespit ediyordu: “Halide Edip’te (…) romanın bir sosyal tezi olması, sosyal bir davayı gütmesi ise bugün birinci planda hakim unsur halindedir ki, bu unsur ilk devreden itibaren bazı değişikliklere uğrayarak mütemadiyen inkişaf etmiştir.”

Halide Edip romancılığı konusundaki son sözü ise şunlar: “…Hele formalizm cihetinden değil fakat sırf roman kuruluşu tekniği cihetinden Halid Edip’in bütün romanlarını büyük bir ciddiyetle tetkik etmek ve bu bakımdan bir çok şey öğrenmek, faydalanmak kabildir kanaatindeyim.” (a.g.e. S.22)

Benim naçiz çabam ise, özellikle “Kalp Ağrısı” ve onun devamı olan “Zeyno’nun Oğlu” romanlarını okuduktan sonra, Halide Edip’in bu iki romanında çizdiği “Kürtleri” ele almak…

Ancak tam da bu yazıya başlayacağım sırada, Ertuğrul Özkök’ün “Arkadaş, Nedir Türk’le Derdin?” yazısı çıkıverdi karşıma. İlk cümlesi şöyleydi: “Son yıllarda ‘Kürt kimliğini’ çok konuştuk.” (Hürriyet, 19.8.2010)

Bilmem üstadı kızdırır mıyım ama; ben “Kürt kimliğini” o kadar çok konuştuğumuz kanaatinde değilim. O nedenden, Halide Edip Hanım’ın romanlarında yeni rastladığım “Kürtler”den söz etmek istiyorum.

“Halide Edip’in Romanlarında ‘Kürtler’ ” irdelememin, burada birkaç hafta uzayabileceğini tahmin ediyorum.

İpek Çalışlar’ın “Halide Edip” biyografisinden öğrendiğimize göre; Halide Edip Hanım’ın annesi ilk evliliğini ünlü bir Kürt Beyinin oğluyla yapmıştı: “Annesi Bedrifem 15 yaşındayken, Kürdistan-ı Osmani’den mecburi oturma kararıyla İstanbul’a gönderilen Kürt Aşiret Beyi Bedirhan Paşa’nın (Cizre Emiri) en yakışıklı oğlu Ali Şamil ile evlenmişti.” (S.10)

Bedrifem Hanım’ın bu evlilikten, ileride Halide Edip Hanım’la anne bir baba ayrı kardeş olacakları “Mahmure” adında bir kızı dünyaya geldi.

Annesi ve babası, torunları Mahmure 2 yaşında iken, kızları Bedrifem Hanım’ı kocası Ali Şamil’den zorla ayırdı.

Evlerinin önünden sık sık geçişiyle birbirlerini fark eden Mehmet Edip’le Bedrifem evlendi. İşte bu evlilikten Halide Edip Hanım dünyaya geldi.

Halide Edip’in anneannesi Nakiye Hanım’ın eşi Ali Efendi Kemahlıydı. Dolayısıyla; yetişme yıllarında Halide Edip, dedesi Kemahlı Ali Efendi’den doğuyla ilgili pek çok şey öğrendi.

Bütün bunların, yıllar sonra iyi ve değerli bir edebiyatçı olduğunda yazdığı romanlara yansıması da doğaldı.

Şimdi de; “Kürtler”den en esaslı biçimde bahsedeceği eseri “Kalp Ağrısı”nın yayımlandığı 1924 yılına kadar geriye gitmemiz gerekiyor.

KALP AĞRISI

Halide Edip’in bu romanını yazdığı sıralarda kendi konumu ve genel ortam nasıldı, önce ona bir bakalım.

Halide Edip Cumhuriyet’in ilan edildiği 29 Ekim 1923 dolaylarında “Vurun Kahpeye” romanını yazmıştı.

1923 yılının sonuna doğru Meclis’e getirilen “Aile Hukuku Kararnamesi” kadın dünyasında bir tartışma başlatmıştı. Kadınlar da evlilikte, boşanmada ve mirasta erkeklerle eşit haklar istiyorlardı.1924 yılının başından itibaren tartışmalar alevlendi. Halide Edip Hanım da 9 Şubat 1924 tarihli Akşam gazetesinde yayımlanan “Kadınlarımızın Maksadı Nedir?” başlıklı bir makalesiyle tartışmaya katılmıştı.

O yılın Mart ayında Hilafet kaldırılmış, son halifeyle birlikte Osmanlı Hanedanı sürgüne gönderilmişti.

Nisan ayında da yeni Teşkilat-ı Esasiye Kanunu (Anayasa) kabul edilmişti.

Halide Edip’in işte bu ortamda yazmaya başladığı “Kalp Ağrısı” romanının sonunda bitiş yeri ve tarihi var: “Tarabya: 26 Haziran 1924”. Dönemin tefrika roman geleneğine uygun olarak “Kalp Ağrısı” önce, Vakit gazetesinde 1924 yılı Mart-Temmuz ayları boyunca tefrika edilmiş. Aynı yıl da kitap olarak basılmış.

“Prelüd”de romanın baş kahramanının adını ve sanını şöyle tanıtıyordu Halide Edip: “Kızın adı Zeynep’ti, annesinin babası Kürt olduğu için ve aynı büyük babanın ırki ateşinden genç kıza, yalnız babasının anladığı kaynayan bir mizaç ve ihtiras geçtiği için babası ona ‘Zeyno’ derdi.”

“Zeyno”nun hikayesi Mudanya Konferansı sıralarında başlar. Yakın arkadaşı Azize’ler Boğaziçi’ndeki yalılarında İzmir’in alınışı şerefine bir ziyafet vermektedir. Orada Anadolu’dan gelen Azize’nin yeğeni “Zabit” Hasan’la tanışır, esasen “Doktor” Saffet’le nişanlıdır. Hasan’la tanışma faslı şöyle olur:

“-Siz benim ismimi de biliyorsunuz. Sizin isminiz nedir?

-Zeyno!

-Allah, Allah! Bir Kürt genci olacaksınız.

-Hayır, Kürt olan bir Türk genciyim, eğer hala genç denilebilirsem.” (S.10)

Azize’nin sırılsıklam aşık olduğu yeğeni Binbaşı Hasan’la Zeyno arasında başlayıp gittikçe tutkulu bir hal alan aşk, Azize’yi intihara Zeyno’yu da fedakarlığı sevk eder. Bağrına taş basan Zeyno, Hasan’ı Azize ile evlenmeye ikna eder, onlar da evlenip Viyana’ya giderler.

Babasının arkadaşı Miralay (Albay) Muhsin, onları bir gün evlerinde ziyaret ederek Zeyno’yla evlenmek istediğini söyler. Albay Diyarbakır’daki bir askeri birliğe komutan olarak atanmıştır. Zeyno da kendisinden epeyce yaşlı Albay Muhsin’le evlenip Diyarbakır’a gitmeyi kabul eder. Albay Muhsin’le evlenip Diyarbakır’a gideceğinden Viyana’daki Azize’yi de haberdar eder. Bunun üzerine Azize, kocası Binbaşı Hasan’a “Miralay (Albay) Muhsin Bey’i” tanıyıp tanımadığını sorar. Bu konuda aralarında geçen konuşmadan, “Kalp Ağrısı”nın devamı olan “Zeyno’nun Oğlu” romanında göreceğimiz asıl her şeyiyle Kürt olan “Zeyno”yla karşılaşırız:

“-Muhsin Bey’le ben, şarkta ben onun yaveri iken rakiptik.

-Nasıl?

-Zeyno isminde bir Kürt kızı ikimizi de aynı zamanda sevdi.” (S.198)

MÜLAZIM HASAN

“Mülazım Hasan” Yıllar Önce Diyarbakır’da…

HASAN bundan sonra Azize’ye hikayenin tamamını anlatır:

Diyarbekir’de karargahın çamaşırlarını yıkayan Zeyno isminde bir Kürt kızı vardır. Güzel olup olmadığının farkında değildir. Öylesine bir Kürt kızıdır işte… Belki de kumandanı Muhsin Bey’le kendisi aşıktır kıza. Belki de Kürt Zeyno, kumandanı Muhsin Bey’i parlak üniforması ve mevkii için, kendisini ise genç olduğu için sevmektedir. Kendisiyle ilişkisi olduğunu öğrenen nişanlısı Hasan’ı vurmak ister. Yattığı odaya doğru süzülürken, yan odadaki kumandanı, yani Muhsin Bey, gürültüyü duyup tabancasıyla kapının önüne çıkınca, gördüğü iki kişiyi yakalatıp, tutuklatır.

Zeyno’dan Azize’ye gelen mektup vasıtasıyla hatırladığı Diyarbakır’daki “Kürt Zeyno” ile olan macerası başından sonuna gözünün önünden geçer Binbaşı Hasan’ın…

Yirmi yaşında genç bir mülazim (teğmen) olarak Diyarbakır’a Muhsin Bey’in yaveri olarak gönderildiğinde, kendisine ayrılan odaya girer girmez, karargahta “Kürt Şeftalisi” denilen “Zeyno”yla karşılaşır:

“…uzun bir kızın uzun yazma başörtülerini, bol şalvarını sallayarak dolaştığını gördü. Duvarda asılı sönük bir lambanın ışığında kırmızı bir şalla sıkılmış ince beli eğilirken, uzanırken yumuşak bir ahenkle kızı ikiye bölüyordu.”

“…Fakat kız hiç konuşmuyor, her sualde bütün vücudunda acayip ve içten gelen bir dalga yapan hareketiyle başını sallıyor, örtüsünün gölgeleri arasında kırmızı yanakları, ince yüzü aşka çağıran sıcak bir çekişle çakıyor, kapanıyordu.”

“Dudaklarının tam ucunda siyah, yuvarlak bir ben Hasan’ın genç kalbine tuhaf bir çarpıntı veriyordu.”

“İnce hakikat şeftaliye benzeyen sıcak kırmızı yanaklarının üstüne düşen, yalnız Kürtlerde görünen uzun düz ve siyah kirpikleri iki sıra ipek saçağa benziyordu.”

İşte bu Kürt Zeyno ile Teğmen Hasan bir gece karargahtaki odada birlikte oluyorlar ve Zeyno hamile kalıyordu.

Sonuçta; “Nişanlısı şüphe ediyordu, nişanlısının emmisi Hasso bir ay içinde Zeyno ile evlenmezse öldürüleceğini söylemişti.”

Annesi bir gün de kumandan Muhsin Bey’i görmeye gelmişti. Zeyno’nun nişanlısıyla evlenmek istemediğini şikayet etmişti. “Çavuş Hasso”nun ihbar ve yol göstermesiyle nişanlısı evlenmelerinin önündeki engelin Teğmen Hasan olduğunu öğrenmişti. O nedenden Teğmen Hasan’ın öldürmeye kalkışmışlardı.

O sıralarda savaş başlayıp seferberlik ilan edildiğinden Muhsin Bey’in Çanakkale cephesine tayini çıkıyor, üç gün sonra da Teğmen Hasan’la birlikte hareket ediyorlardı.

Azize’nin Viyana’da doğum yaparken ölüşüyle biten “Kalp Ağrısı”na “Son”dan sonra şöyle bir not koymuştu Halide Edip Hanım: “Devamı ‘Zeyno’nun Oğlu’adlı eserimizdedir.”

“Zeyno’nun Oğlu” Romanı…

Halide Edip’in “Kalp Ağrısı” romanının devamı olan “Zeyno’nun Oğlu” da, 1926-1927 yıllarında Vakit gazetesinde tefrika edilir. 1928’de de kitap olarak yayımlanır.

Halide Edih Hanım, 5 Mart 1925’de çıkan “Takrir-i Sükun Kanunu” üzerine eşi Dr. Adnan Adıvar’la birlikte, artık diktatörlüğe yöneldiği gördüğü yeni rejimin uzağında yaşamak için Türkiye’yi terk ettiğine göre, “Zeyno’nun Oğlu”nu yurt dışında yazmıştı. Olaylar Şeyh Sait İsyanı arifesindeki Kürdistan’da yaşanıyor, kişiler Diyarbakır ve çevresinde hareket ediyorlardı…

Emin Karaca
2010
Kaynak: www.haberruzgari.com

Emin Karaca Hakkında (Biyografi)
1949 yılında Denizli ilinin Acıpayam ilçesine bağlı Yatağan kasabasında dünyaya geldi.
Aydın Lisesi’nin ikinci sınıfında iken, sol kitaplar okuduğu gerekçesiyle okuldan uzaklaştırıldı.
1967’de İstanbul’a gelerek Babıali’de amatör gazeteciliğe başladı.
Doktor Hikmet Kıvılcımlı’nın çevresinde oluşmuş devrimci grupla beraber oldu.
1970’lere girilirken, direnişiyle ünlü Kavel Kablo Fabrikası’da işçilik yapıyordu. 12 Mart 1971 Darbesi, onu Kavel’deyken buldu. Tutuklandı. Sıkıyönetim Mahkemesi’nde THKP-C örgütüne bağlı İşçi Kesimi davasında yargılandı. 1974 affıyla hapisten çıktı.
Babıali’de çalışmalarını sürdürdü.
12 Eylül’den sonra tümüyle profesyonel bir gazeteci olarak çalışmaya başladı. Önce Gelişim Yayınları’nda düzeltmenlik yaptı. Ardından aynı işi, 1983 ilkbaharından itibaren Milliyet gazetesinde sürdürdü. 1986’ya kadar yaptığı düzeltmenliğin ardından, 1988 Kasımına kadar Ekonomi Servisi’nde yönetici yardımcılığı yaptı.
1980’lerin sonuna doğru mesaisinin tümünü yazarlığa ayırdı.
Ekim 1989’da “Edebiyat-ı Cedide’nin Felsefesi” adındaki çalışması ilk kitabı olarak yayımlandı.
Türkiye Yazarlar Sendikası’nda iki dönem Genel Sekreterlik görevinde bulundu (1995-1998).
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin üyesi.

Eserleri
Ağrı Eteklerinde İsyan:Bir Kürt Ayaklanmasının Anatomisi,Karakutu Yayınları, Eylül 2003
Eski Tüfeklerin Sonbaharı, Ozan yayıncılık, Ocak 2004
Plazaların Efendisi Aydın Doğan:Bir medya imparatorunun öyküsü, Karakutu Yayınları, Ekim 2003
Yeraltı dünyadan başka bir yıldız değildi: 1929 komünist tutuklaması, Nazım Kültürevi Kitaplığı
Sevdalınız komünisttir:Nazım Hikmet’in siyasal yaşamı, Gendaş Kültür, Aralık 2001
Sosyalizm yolunda inadın ve direncin adı:Kıvılcımlı, Nazım Kültürevi Kitaplığı, Ekim 2001
12 Eylül’ün arka bahçesinde Avrupa’daki mültecilerle konuşmalar, Gendaş Kültür, şubat 2001
Sintinenin dibinde (T.C.’nin hukuksal öyküsü), Gendaş Kültür, Aralık 2000
Cumhuriyet olayı, Altın Kitaplar, 1995
Milliyet olayı, Altın kitaplar, Mayıs 1995
Kalaşnikofa güzelleme, Toplumsal Dönüşüm Yayınları
150’likler, Altın Kitaplar, 2007
Nazım Hikmet Şiirinde Gizli Tarih, Karakutu Yayınları, 2005

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Y(anarak): Bu Ülkeden Bir Asım Bezirci Geçti… – Yılmaz Odabaşı

Balzac, Napolyon’un bir resminin arkasına şunu yazar:”Senin kılıçla sona erdiremediğin şeyleri, ben kalemimle tamamlayacağım.” Dünyamızda çağlar boyu savaşların, kılıçların, kısaca...

Kapat