Genelkurmay’ın tercümanı konuşuyor: Kuyular acemi işiydi… İşkenceden yorulmuştuk… Kazan dairelerinde yakıyorduk…


Sabah gazetesinden Ertuğrul Erbaş, Güneydoğu’da 14 yıl Genelkurmay’ın tercümanı olarak görev yapan Yıldırım Beğler’le yaptığı röportajda  kayıplar ve faili meçhullere ilişkin önemli bilgiler veriliyor. İltica ettiği Norveç’te  yapılan görüşmede, o dönem “cezalandırılacaklar” listesinde yaklaşık 1000 kişi olduğunu ve bunlardan yüzlercesinin sorgu için alındıktan sonra bir daha geri dönmediğini söyleyen Beğler, komutanlarının tuttukları ‘kara listeye’ ilişkin çarpıcı iddialarda bulunuyor: “Cezalandırılacakların yer aldığı kara listede gazeteciler Mehmet Ali Birand ile Fatih Altaylı’nın da ismi vardı. Altaylı haber için gittiği Silopi’de ekibi sayesinde ‘alınmaktan’ kurtuldu”..

* Listeden geleni alıyor muydunuz?
Yolda, kapıda nerede rast gelirse alıyorduk. Birkaç tane gazetecinin de adı vardı.

* Kimlerdi onlar?
Mehmet Ali Birand’ın vardı. PKK’ya yardım yataklıktan. Röportaj mı ne yapmış. Bir şeyler vardı. Sonra Fatih Altaylı vardı. Hatta Fatih Altaylı 1996’da yanımıza geldi Silopi’ye. Haber mi ne çekiyormuş… Gelince ben onu çağırdım. Aynı bu kara listenin çekildiği fotoğraf var ya işte o odada Fatih Altaylı’yla fotoğraf çektirdik.

* Sonra ne oldu?
Altaylı’yı almadık değil, alamadık. Yanında 3- 4 kişi ekibi vardı. Fotoğrafı da niye çektim? Komutan sorduğu zaman “Nasıl almadınız?” o zaman diyecektim ki “Yanında bu kadar ekibi vardı, kameramanı gazetecisi bilmem neyi vardı. Bu kadar adamın önünde nasıl alayım?” Ya da hepsini alsam komutan o zaman şunu soracaktı: “Listede olmayan kişiyi neye göre aldın sen?” Fotoğrafı bu yüzden çektik.

* Peki herkesin Kara Listesi ayrı mıydı? Mesela Yeşil. Onun da bir Kara Listesi var mıydı?
Listede 200-300 kesin PKK’lı var. Genel isimlerdi. Herkesin listesinde vardı zaten. Bir de benim listemde özel isimler var. Şırnak’taki adamın listesinde özel isimler var. Yeşil’in de listesi vardı.

* Yeşil’i hiç gördünüz mü?
Bir gün onun bölgesinde adam almıştık. Sorgulamamız lazım. Yardım istedik “Hay hay” dedi. Kendi sorgu odasını verdi. Benim başkasının bölgesindeki adamı almam için izin almam lazım. Bölgenden şu adamı alıyorum diye. Niye gidip de evinden almıyoruz? O bizim özel listemiz. Evinden almamız için başkasının bölgesine girmem lazım. O da diyor ki niye alıyorsun? Eğer aldığım adam terörist değilse o benim sırrımı bildi. Yani biliyor para için aldığımı. Bu işler böyleydi.

* O listeye para için giren kaç kişi vardı?
Susuyor… (EE)

* Siz hiç para için adam aldınız mı?
Ben almadım. Para için adam almam!

* Ama diyorsun ki bilmem kaç bin dolarlık ev aldım, arsa aldım. Bu paralar nereden geldi?
Yaptım. Ama nasıl yaptım onu sor! Deme adam vurdun.
Sınırdaki ‘ticaretle’ çok para kaldırdım
* Sizi Norveç’te yaşatacak parayı nasıl kazandınız?
Saddam düştükten sonra Irak Cumhuriyeti’nde uydu anteni yok. A. K. Paşa. Özel Kuvvetler’in Genel Komutanı o zaman. Emir verdi direkt bize. “Oğlum kapıdan bir tane uydu anteni Irak’a gitmeyecek!” Komutanım dedik uydu anteni nedir? (Gülüyor) Komutan ne karışıyor uydu antenine? PKK’nın bin tane uydusu var zaten alıcı verici. Bu uydu antenini oradaki halk istiyor. Zaho’daki akrabalarım istiyor. Ben çaktım orada… Bir tane uydu anteni geçmeyecek dediler. Kanun biziz! Bir baktım işadamı Necmettin Sunobır. Türkmen. İstanbul Fatih’te şirketi var. Necmettin, İstanbul’da Yüksel Elektronik’le anlaşma yapmış. Next uydu antenini yapıyorlar. Hani Kurtlar Vadisi’nde reklamı çıkıyor. Milyon dolarlık anten almış. Ortağı kim? E. K. Paşa’nın abisi. O zamanlar Dış Ticaret Müsteşarlığı’nda yetkili. Ortaklık kurmuşlar. 3 milyon dolarlık anten girecek, 15- 20 milyon dolar kaldırıyorlar. O zaman anten 50 dolardı. Karşıda ne kadardı? 600 dolar! 550 dolar kâr.

* Size pay mı verdiler?
Hayır oradan değil. İşadamı Emin Taha’yı aradım. “Uydu anteni gönder” dedim. Ben geçireceğim. Tamam dedi. Mal Silopi’ye geldi depoya indi. Koçero Saluci malları görmüş. “Bu mallar benim” dedi. Git dedim nereye gidiyorsan git. “Bir aydır uğraşıyorum bu malı buraya getirene kadar. Sen nasıl konuyorsun?” Çekti gitti. Bu malları götürdüm. Gümrük müdürünün yanına gittim. Dedim “Bunlar geçsin”. “Emredersin abi” dedi. Sadece dedim bunlar geçecek ha! Onları gönderdim. Bayağı para kaldırmıştım ondan. Çok para kaldırdım.
‘Kaçakçılık görevlilerin ikinci işiydi’

* Sadece uydu anteni ticaretinden mi para kazandınız?
Bundan önce de, tek tek listesini tuttum. 175 devlet görevlisi, astsubayı, asteğmeni, polisi.. Silopi’deki görevliler herkese 2-3 tane araba almış, depoyu büyütmüş vermiş Silopili’lere. Depo 300- 500 litre. Benzin kaçakçılığı yapıyorlar. Yakalıyorum arabayı. Şoför diyor ki “Abi bir dakika”. Telefon ediyor, Başçavuş bilmem kim. “Abi şu benim adamım” Tamam geç. Öbürüsünü yakalıyorum polis, emniyet bilmem ne. Ulan dedim bu ne yahu? Ne kadar kaçakçı yakalıyorsak sizin adamınız. “Abi maaş yetmiyor” diyor bana. Benzinden güzel para kalıyor. Günde 300 YTL kalıyor. Bunun yanında sigarası var çayı var.

* Bildirdiniz mi üstlerinize?
H.Y. komutana gittim. Özel Kuvvetler’in tabur komutanı. Kod adı Topcan. Komutanım dedim böyle bir rapor hazırladım. Böyle bir şey var bölgede. Dedi ki “Senin kafan çalışmıyor mu?” Niye komutanım dedim. “Oğlum bunlar Türk. Kürtler yiyeceğine Türkler yesin! Hep PKK’ya mı gidecek paralar? Kahramanlar kazansın. Sen de yap!” Yemin ettirdi bize. Hani var ya şimdi Ergenekon yemini… Türk Bayrağı, Kuran ve silah üzerine, Türk örf ve adeti üzerine yemin ettik. Bir yanlış olursa direkt kafamıza sıkılacak.

* Ve siz de başladınız kaçakçılığa?
Ne yapayım? Arkadaş gönderdim. Nusaybin’den 3-4 tane araba getirttim. Hepsine depo koydurttum 300-400 litre. Şoför aldım yanıma. Hele biri vardı ki adamın ekmeği yoktu sonra 3 tane araba aldı. Benden çaldığı paralarla. (Gülüyor) O kadar para kazanıyorduk ki, günlük 1.5 milyar. Benim yemeğim bedava. Lojman bedava. Elektrik parası yok, su parası yok. Yemek tugaydan geliyor. Ben nereye para harcayayım? Yine de keyfime bakıyordum. Diskolara gidiyordum, tatile gidiyordum.

‘BÖLÜK KAZANINDA YAKILDILAR’ İDDİASI
Diyarbakır Barosu eski başkanlarından avukat Sezgin Tanrıkulu bölgede 5 bine yakın faili meçhulden söz ediyor. Peki bu kadar çok kişinin cesedi nereye atıldı? Son günlerde sıkça gündeme gelen kuyulara mı? Yoksa kuş uçmaz kervan geçmez uçurumlara mı? İşte bu noktada Yıldırım Beğler şimdiye kadar hiç gün yüzüne çıkmamış bir iddiayı ortaya atıyor: Kazan dairesi!

* Sizin Kara Liste’de olup da öldürülenler kuyulara mı atıldı?
Bizde kuyu yok! Biz profesyoneldik.

* Siz ne yapıyordunuz?
Bizde kuyu falan yok. Biz profesyoneldik! (Gülüyor) O kuyu acemi işiydi. Diğer JİT’çiler, itirafçılar var ya. Onların işiydi. MAK’ın işi değil. Öldürüyorlar salak gibi kenara atıyorlar, kuyuya atıyorlar… Ama bizimkinde yok. Bizimkisi profesyonel bir iştir.

* Nasıl bir profesyonellik bu?
Bizde kazan dairesi vardı…

DNA TESTİYLE ÇIKAR
* Neredeydi bu kazan dairesi?
Bölüğün içinde yine. Kalorifer dairesi. Bizim kazanımız vardı. Oraya bir insan atsan ne olur? Külü kalır. Külün de yerini ben bilirim. Bizimkiler bilir. Başka hiç kimse bilmez!

* Hep biz diye konuşuyorsunuz?
Çünkü biz bir aileydik. Ben yaktım demem çünkü yakmadım. Ama yakanları gördüm.

* Peki siz bu külün yerini söyler misiniz?
Söylerim daha sonra. O külden laboratuvara götürsen çıkar. Kemikler kimin kemiğiydi. DNA testiyle falan çıkar herhalde.

* Bölüğün tam adı neydi?
Jandarma 2. Sınır Bölüğü. Bir üsteğmen vardı bir de bölük komutanı yüzbaşı. Biz de bölüğün içindeydik. Bölüğün kendi bir komutanı var. Biz de onun içindeki ayrı bir binamızdaydık.

* Peki bölüğün komutanı “Gelen adamlar niye çıkmıyor?” diye sormuyor muydu?
Kim soracak? O dönemde bölükte bir tane E.S. yüzbaşı vardı. O adam hastaydı. Bir tane silahı vardı. Biksi değildi. Şeritli tek kabzalı. Onu her gün alıyordu. “Komutanım yazık günah değil mi?” diyorduk “Oğlum sizinki yazık günah değil de benimki mi yazık günah?” diyordu.

AĞAYI DA ALIP GİTTİK
* Sizin profesyonelliğiniz sadece kazanla mı sınırlıydı?
Yok sadece kazan değil. Biz her şeyi güzel yapıyorduk.

* Mesela?
Dağdan iki PKK’lı inmiş korucu başına teslim olmuş. Korucu başı da PKK’yla irtibata geçiyor “İki paketiniz bizde saat 9’da gelin alın” diyor. Biz bunu dinledik. Dokuza yirmi kala PKK üniformalı ARGK bayraklı Kürtçe konuşan birileri gidiyor köye. İki üç tane de itirafçı var aralarında. Gelen kim? Özel Kuvvetler! Bizdik yani. Ben de vardım orada. Ağaya biz paketleri almaya geldik dedik. Saate baktı: “Yav erken geldiniz?” “Hava güzeldi, inişti falan çabuk geldik” dedik. İki teröristi aldık. Ağayı da aldık. Arabaya atınca anladı biz devletiz. Biz çekildik. Sonra komando taburu geldi köyün etrafını sardı. Saat 9’da asıl PKK timi geldi köye. Tak! Komandoyla PKK çatıştı. Çatışma devam ederken emir geldi “Ağayı getirmeyin tık tık yapın atın oraya!”

* Emir kimden?
Emir bir paşadan. (İsmi bizde saklı.) Sonra biz tugaya ulaştık. Sabah ortalık karıştı. Haberlerde de şey geçti, PKK korucu köyünü bastı, korucuları öldürdü, korucu başını öldürdü.

* Gerçekten de doğruları mı anlatıyorsunuz? “Bu adam yalancının teki!” derlerse cevabınız ne olur?
Neden yalan söyleyeyim? Ben itirafçı değilim, PKK’lı değilim! 14 yıl hizmet ettim, canımı ortaya koydum. Kimseden de korkum yok! Sadece şunu söyleyebilirim: Bu anlattıklarımı oradaki herkes biliyor! Askeri de biliyor, polisi de biliyor… Korucusu, savcısı, köylüsü herkes biliyor…

SAHİP ÇIKMADILAR
* Neden anlatıyorsunuz peki? Senelerce yan yana çalıştığınız kişileri, “Baba” dediğiniz kişileri ele veriyorsunuz, gammazlıyorsunuz… Neden?

Ben “baba” dedim… Ama beni cezaevine attılar niye? Ben ne yaptım? Hadi oldu diyelim. Bana niye sahip çıkmadılar?

* Cezaevine niye attılar sizi?
2006’da “İnsan Kaçakçılığı” mevzusundan. 7-8 ay boş yere yattım. Halbuki dediler ki “Yıldırım bu senin görevin. İnsan kaçakçılarının arasına gir. Onları çöz” Ben emri uyguladım. Sonra beni içeri attılar. Ben 14 sene bu devlete hizmet ettim başıma gelene bak. Benim böyle bir şey yapmayacağımı hepsi biliyordu. Polisi, komutanı hepsi… Savcı da çok iyi biliyordu ama bana verdi cezayı.

* Kızgınlığınız bu yüzden mi?
Hadi beni boş ver. Beni çizdiler ben kabul ediyorum. Feda olayım, öleyim. Niye eşime çocuğuma sahip çıkmadılar? Benim bir çocuğumun adı Erdal’dır. Erdal Sipahi’den dolayı koymuşum. Diğerinin adı Efe’dir. Bu çocukları niye rezil ettiler? Şerefsiz bir terörist gitsin evde sataşsın onlara. Gümrük lojmanlarının içinde. Ben cezaevindeyken. Çoluk çocuğuma eşime sataşıyor. Devletin lojmanı bu. Kapısında polis var. Çok ağırıma gitti.

* Erdal Sipahi, Levent Göktaş da mı sahip çıkmadı?
Hiçbiri sahip çıkmadı. Eşim aramış yardım edin perişanız diye. “Biz Yıldırım Beğler diye birini tanımıyoruz bizi aramayın” demişler.

* Ama siz bir suçlusunuz artık kanun önünde. Komutan dediğin suçluya nasıl yardım etsin?
Ben suçlu değilim. Ben kendimi zaten feda etmiştim bu devlet için. Ben hayatımda ihanet etmedim, etmem. Bu benim yaptığım bence Türklüğe ihanet değil. Ben olsaydım sonuna kadar sahip çıkardım.
Niye şimdi konuşuyor?
Yıldırım Beğler, “Yıllarca yan yana çalıştığınız kişileri neden ele veriyorsunuz” sorusuna şu yanıtı veriyor: Ben “baba” dedim. Ama beni cezaevine attılar. Eşime çocuklarıma sahip çıkmadılar.

Bir dönem Güneydoğu’da görev yapan Yıldırım Beğler: “İşkence önümde oluyordu. Çoğu dayanamadı, öyle şeyler yapıldı ki izleri hayatta gitmez. Savcılar da biliyordu. Ama ‘Saklayın, görmeyeyim bunu’ diyordu”..

Türkiyede Yıldırım Beğler’in röportajını okuyan “bir kısım okuyucu”nun  “Yapılması gereken yapıldı, hainler layığını buldu… Bunları ifşa ederek neden düşmanlarımızın ekmeğine yağ sürüyorsunuz?” tepkisi üzerine Ertuğrul Erbaş Norveç’te sormadığı soruları bu kez arayıp telefonla soruyor. Kim hain neden hain? Bu soruyu  İşte Yıldırım Beğler’in cevabı ve röportajın devamı

* Hain ilan ettiğiniz kişiler sizce başlarına geleni hak etmiş miydi?
Hak eden vardı tabi. O köyün ağası mesela. Terörist gelmiş teslim olmuş. Götürmüş yine örgüte vermiş. Örgüt de gencecik çocukları infaz etmiş. O ağa ölümü hak etmişti.

* Peki bu hak edişi kim hangi kıstaslara göre belirliyordu?
Biz emir kuluyuz. Söyleneni yapıyorduk.

* Bütün ölenler öldürülmeyi hak etti mi sizce?
(Bir müddet sessizlik…) Kurunun yanında yaş da yandı bazen…

CESETLERİ ATIYORLARDI
* Çok muydu o yaşken yananlar?

Şimdi şöyle bir şey. Adamın biri kırmızı ışıkta geçti bunun cezası var. Adamın biri adam öldürdü bunun da cezası var. Birine para, birine 15 yıl ceza. Ama bizde cezalar fiks oldu. Herkese aynı ceza…

* Hiç adam sorguladınız mı?
Vallahi o kadar adam sorguladık. Öyle ki sabahlara kadar ter içinde kalıyordum. İğrenç bir şeydi yani.

* İşkence?
İşkence normal bir şeydi. Benim görevim tercümanlık. Ben duruyorum. Adama işkence yapılıyor. Ben ağzından çıkan kelimeyi çeviriyorum. İşkence benim gözümün önünde oluyordu. Genelde faili meçhuller işkence yüzünden oluyordu. Çoğu işkencede öldü. Öyle şeyler yapıldı ki bunun izi hayatta gitmez. Bırak bir ayda hastanede yatsa bir senede gitmez. Sen şimdi bunu nasıl savcının önüne çıkarırsın? Savcı ne diyecek sana? Git bunu sakla yahu ben görmeyeyim bunu diyordu savcı. Bizim o zamandaki savcıların da yargılanması lazım.

* Savcı işkenceye göz mu yumdu yani?
Çok oluyordu. Gelip bizim yanımıza oturuyordu. “Ben sizi görmem” diyordu. Ben savcıya anlatıyordum şunu yaptık bunu yaptık diye “Sus burada kalsın ben duymadım” diyordu. İşkenceden artık yorulmuştuk. Sonra bize bir iğne getirdiler. Damardan vuruyorduk. Adam konuşuyordu. Sürekli onu kullanmaya başladık. İğneyi vurdun mu adam bülbül gibi ötüyordu. (Gülüyor) Çok acayibime gitmişti. Mucize gibi iğneydi. İğneyi yapıyorduk adam çocukluğunu bile anlatıyordu. Ama bu iğnenin zamanı nedir, dozu nedir kimse bilmiyordu. Yani bir uzman doktor falan olsa o yapsaydı iğneyi. Gelene yapıyorduk iğneyi.

* Çok ölen oldu mu bu iğneden?
Oldu işte. Doz aşırı kaçınca 5 dakika 10 dakika anında öldürüyordu. O ölenler helikopterle atılıyordu. Benim bildiğim o iğneyi Özel Kuvvetler ve MİT hâlâ kullanıyor. Sistem bu. Artık işkence yok!

* Bunları vatan-millet adına mı yapıyordunuz?
Tabi vatan millet adına! Bunlar haindi. O zamanlar öyleydi. Hepimiz aynıydık.

* Ölenleri helikopterden atıyorduk dediniz. Nasıl yapılıyordu bu?
İki tane pilot vardı. Biri o zamanlar yüzbaşı, biri üsteğmendi. Bütün kirli işlerde onlar çağırılıyordu zaten. Bunlar özel pilotlardı. Erken terfi alıyorlardı. Herkes de biliyor bu pilotları. Cesetleri nereye attıklarını ben de biliyorum.

* Kim bu pilotlar?
Şimdi ikisi de hala görevde diye biliyorum. Yükseldiler. O zamanlar yüzbaşı olanın isminin baş harfi “M” üsteğmen olanın isminin baş harfi ise “T”.

HER ŞEYİ YAPIYORDUK
* Neden yapıldı bunlar?

O zaman böyle kapalıydık. Büyüklere bakıyorduk. Tansu Çiller gazı veriyordu “Haydi Türkiyem ileri!” Büyükler, “Ulan kesin, yok edin! Bunlar kafir, bunlar sünnetsiz, bunlar Ermeni! Aman ülke elden gidiyor!” diyorlardı. Biz de her şeyi yapıyorduk.

* Peki şimdi aynı şeyi yapar mısınız?
Yok. Şimdi buradan bakıyorum da öyle bir şey yok. Bu insanların hepsinin bu topraklar üzerinde yaşaması lazım. Bak burada benimle zenciler de yaşıyor. Kürtler de benimle yaşasın. Çanakkale’de Kürtler de şehit düşmedi mi? Ama biz o zamanlar “En iyi Kürt, ölü Kürt!” diyorduk. (Telefonla yaptığımız son görüşmede, Yıldırım Beğler, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un Harp Akademileri’nde yaptığı o konuşmadaki bazı bölümleri hatırlatıyor. İşte o bölümler: “…Terörist de neticede insandır… Üzerinde önemle durulması gereken bir diğer konu da terörist ile masum bölge halkının karıştırılmamasıdır. Terör olaylarının yaşandığı bölgelerde, toplumun bütününü potansiyel terörist olarak görmek ve düşünmek, terörle mücadelede yapılabilecek en büyük hatadır… Orgeneral İlker Başbuğ, Genelkurmay Başkanı)

* Terörist dahi olsa aldığınız o kişileri mahkemeye çıkartmanız lazım değil miydi?
Yaptık. Reşo Dayı vardı. Ramazan Altay. Hani yakalandı şimdi. Asker öldürmüş bir sürü. Adliyeye verdik. Savcı geldi ceza verdi hapse koydu. Mete geldi. Yani Levent Göktaş. “Nerede Reşo?” dedi. Biz dedik savcıya verdik hapse attı. “Lan gidin alın” dedi. Cezaevinden. Gittik. Gardiyana dedik oğlum aç kapıyı. Kapıyı açtık.

* Hangi cezaevi?
Silopi cezaevi. Cezaevinden aldık. “Bilgi verin” dedik savcıya. O kadar. Savcı bir şey demiyordu.

Sabah gazetesi – Ertuğrul Erbaş’ın röportajı

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here