Friedrich Nietzsche: Vatan toprağı tiryakiliğini yenerek, iyinin ötesine dönelim

Halklar ve Vatanlar

Biz “iyi Avrupalılar”: Bizim de bir yürekli memleketçilikle, eski sevgilere ve dar kafalı durumlara düşüp gerilemekle geçirdiğimiz saatler oluyor – şimdi ben bunun bir örneğini veriyorum -, milliyetçi kışkırtmalar, vatanperver çarpıntılarla, diğer her çeşit eskimiş duygu taşkınlıklarıyla dolu saatlerimiz. Bizden daha kalın kafalılar, bizim için birkaç saatle sınırla olanla yetinebilir, oyunun sonunu getirebilirler, kimilerine yarım yıl yeter; diğerlerine bir ömrün yarısı, “metabolizmalarının” ve sindirim organlarının hızına ve gücüne bağlı olarak.

Evet, duyarsız ve kararsız ırklar düşünüyorum; bizim hızla değişen Avrupamızda yarım yüzyıla gerekli olan, atcıl memleketçiliğin ataklarını, vatan toprağı tiryakiliğini yenerek, yeniden akıla, yani, “iyi Avrupacılığa” dönmek için. Bu olanaktan saptıkça, iki yaşlı “vatanperver” in konuşmalarına kulak misafiri olmaya başlıyorum; ikisinin de görünüşte işitme güçlükleri var, bu yüzden bağıra bağıra konuşuyorlar. “Bir köylü ya da bir üniversite öğrencisi kadar biliyor felsefeyi” diyor, biri-: masumdur o. Oysa bugün kimin umurunda ki!

Bugün yığınlar çağıdır: Yağınla ilgili her şeyin önünde yerlere kapanıyorlar. Politika da böyle. Bir devlet adamı, onları yeni bir Babil kulesine, bir imparatorluk ve iktidar canavarına tıkıştırıyor; ona “büyük” diyorlar: – burada, önemli olan, biz, daha dikkatli kişilerin hala yalnızca büyük düşüncelerin, büyük bir eylemi ya da büyük bir şeyi yaratacağına olan şu eski inancı terk edemeyişimizdir. Diyelim ki, bir devlet adamı, halkını öyle bir konuma getiriyor ki, bundan böyle ‘büyük politika” yapmak şart oluyor; oysa, onlar buna ne yatkın ne de hazırdırlar: Böylece, eski ve güvenli erdemlerini, bir yeni, kuşkulu sıradanlık için feda ediyorlar. – diyelim ki, bir devlet adamı, halkını tümüyle politize olmaya şartlıyor; oysa şimdiye dek onların yapacak, düşünecek daha iyi şeyleri var ve ruhlarının ta derinlerinde ihtiyatlı bir nefret var, bir türlü kurtulamadıkları; huzursuzluğu, hoşluğu ve gerçekten politize edilmiş halkın gürültülü kavgacılığına olan nefret: – diyelim ki, böyle bir devlet adamı, halkının uyuşturulmuş tutkularını ve arzularını alevlendiriyor; o zamana dek sürüp giden çekingenliklerini ve dışarıda kalma hazlarını, bir özürlü duruma dönüştürüyor; yabancılıklarını ve gizli sonsuzluklarını ciddi bir yanlışa, en içten eğilimlerini değersizleştiriyor; vicdanlarını alt üst ediyor, ruhlarını darlaştırıyor, beğenilerini “milli”, – ne!., kılıyor; bütün bunları yapan, halkının gelecekte, eğer gelecekleri varsa, yaptıklarının kefaretini ödeyeceği böyle bir adam nasıl da “büyük” olur? “Kuşkusuz!” diye yanıtladı, öbür vatanperver, şiddetle: Yoksa bütün bunları başaramazdı! Belki de sen böyle bir şeyi yapmayı istemenin çılgınlık olduğunu söyleyeceksin? Oysa, belki de büyük olan her şey başlangıçta çılgındı!” – “Çarpıtma sözlerimi! diye haykırdı öbürü; – “güçlü! güçlü! güçlü ve çılgın! Büyük değil! – Yaşlılar kızdıkça kızıyorlardı, birbirlerinin yüzlerine kendi doğrularını çarptıkça; oysa ben, mutluluk içinde, mutluluğun ötesinde, daha güçlü olanın güçlü olan üzerinde ne kadar çabuk egemenlik kuracağını düşünüyordum, bir de şunu: Bir halkın ruhsal olarak sığlaştırılmasında verilen ödün, bir başkasının derinleştirilmesiydi.

Friedrich Nietzsche
İyinin ve Kötünün Ötesinde

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Tutuklu Maslova’nın hikâyesi, çok alışılmış bir hikâye – Lev Tolstoy

Kapat