Falih Rıfkı Atay, Osmanlının Son Suriye Seferini Anlatıyor: Cehaletin ve hayalciliğin sonu hüsran

falih-rifki-atayFalih Rıfkı Atay’ın yedeksubay olarak katıldığı I.Dünya Savaşı izlenimlerini ve Osmanlı İmparatorluğu’nun savaşta içine düştüğü durumu Zeytindağı adlı kitabında anlatıyor.
Atay, Osmanlı, Arapları Türkleştireceğine oradaki Türkler Araplaşmıştır. Osmanlı İmparatorluğu buralarda, ücretsiz tarla ve sokak bekçisi idi 
diyor.

Osmanlı İmparatorluğu, ümmetçilik fikri sebebiyle üç kıtada egemen olmuş, bu coğrafyanın büyük bir kısmını Arapların yaşadıkları ülkeler kapsamaktaydı. Kudüs, Şam, Filistin, Hicaz gibi. Osmanlı sadece coğrafyada büyüyebilmişti. Çünkü, bu kazanılan toprakların hiçbirinin kültürlerine, dillerine, ticaretlerine ve mal mülk, para ile ilgili şeylere egemen olunamamıştı. Ne hüzündür ki Osmanlı, Arapları Türkleştireceğine oradaki Türkler Araplaşmıştır . “Bu kıtaları ne sömürgeleştirmiş, ne de vatanlaştırmıştık.” diyor. Osmanlı İmparatorluğu buralarda, ücretsiz tarla ve sokak bekçisi idi. Eğer, medrese ve şuursuzluk devam etmiş olsaydı, Araplığın Anadolu içlerine kadar gireceğine şüphe yoktu.

Kitaptan Bir Bölüm:

“Ahmed, Allah’ın Muhammed’e bile anlatamadığı cehennemi gördü.”

“Yüz binlerce çocuğunu memesinden sökerek alıp götürdüğümüz bu anaya, şimdi kendimizi ve pişmanlığımızı getiriyoruz, istasyonda bir kadın durmuş, gelene geçene:
– Benim Ahmed’i gördünüz mü? diyor.
Hangi Ahmed’i?
Yüz bin Ahmed’in hangisini?
Yırtık basmasının altından kolunu çıkararak, trenin gideceği yolun, İstanbul yolunun aksini gösteriyor:

– Bu tarafa gitmişti, diyor.
O tarafa? Aden’e mi, Medine’ye mi, Kanal’a mı, Sarıkamış’a mı, Bağdat’a mı?
Ahmed’ini buz mu, kum mu, su mu, skorpit yarası mı, tifüs biti mi yedi?
Eğer hepsinden kurtulmuşsa, Ahmed’ini görsen, ona da soracaksın:

– Ahmed’imi gördün mü?
Hayır… Hiçbirimiz Ahmed’ini görmedik. Fakat Ahmed’in her şeyi gördü. Allah’ın Muhammed’e bile anlatamadığı cehennemi gördü.
Şimdi Anadolu’ya, batıdan, doğudan, sağdan, soldan bütün rüzgârlar bozgun haykırışarak esiyor. Anadolu, demiryoluna, şoseye, han ve çeşme başlarına inip çömelmiş, oğlunu arıyor.
Vagonlar, arabalar, kamyonlar, hepsi, ondan, Anadolu’dan utanır gibi, hepsi İstanbul’a doğru, perdelerini kapamış, gizli ve çabuk geçiyor.
Anadolu Ahmed’ini soruyor. Ahmed, o daha dün bir kurşun istifinden daha ucuzlaşan Ahmed, şimdi onun pahasını kanadını kısmış, tırnaklarını büzmüş, bize dimdik bakan ana kartalın gözlerinde okuyoruz.
Ahmed’i ne için harcadığımızı bir söyleyebilsek, onunla ne kazandığımızı bir anaya anlatabilsek, onu övündürecek bir haber verebilsek… Fakat biz Ahmed’i kumarda kaybettik!”

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Erich Fromm: En iğrenç beraberlikleri bile kendimizle yalnız kalmaya yeğ tutuyoruz

İnsan, doğaya egemen olmak için yeni ve daha iyi araçlar yaratırken, bu araçların ağına düşmüş ve onlara anlam veren asıl...

Kapat