Dünya edebiyatının en büyük yazarlarından biri; Johann Wolfgang von Goethe

Johann Wolfgang von Goethe, 18 Ağustos 1749 yılında, Frankfurt’da doğdu. Nesilden nesile gelişip zenginleşmiş Thuringen’li bir esnaf ailesinin çocuğuydu. Babası geniş kültürlü bir hukuk bilginiydi. Goethe de babası gibi hukuk okudu. Hukuk tahsilini 1765’ den 1768’e kadar Leipzig’de; 1770-1771 yıllarında da Strasbourg’da yaptı. Sonra avukatlığa başladı. 1775 sonbaharına, yani Weimar’a yerleşinceye kadar yirmi sekiz davaya baktı. Bu arada bir takım şiirler yazdı, ilk şiirlerini yaktıktan sonra, bazılarını kitaplar halinde yayınladı. Goethe’nin sanat hayatında, Strasbourg’da geçirdiği günlerin büyük önemi vardır. Sanatındaki ustalığına burada erişti. Bir takım çağdaş sanatçılarla düşüp kalktı. Fredfârique Brion’la da gene bu şehirde tanıştı; aralarındaki aşk tamamiyle plâtonikti, üstelik de acı bir ayrılışla sona erdi. Ama Goethe’nin bu aşkın etkisiyle yazdığı şiirlerin, Alman edebiyatının ilk modern şiirleri oldukları söylenebilir.
 Strasbourg katedraline duyduğu hayranlıksa, başka bir alanda önemli bir eser yazmasına yol açtı: Alman Mimarisi Üzerine. Bu eser, büyük bir ilgi gördü, o zamana kadar hor görülen gotik sanatın sevilip benimsenmesini sağladı. Goethe, gotik sanatın nerden çıktığını bilmediği için katedrali yapanlardan biri olan Erwin von Stinbach’ı bu sanatın asıl yaratıcısı olarak görüyor, onu eski kuralları yıkan, yeni ölçülerle, yeni bir dünya kurmaya çalışan bir dâhi sanatçı olarak alkışlıyordu. Kendisi de aynı şeyi yapmaya çalıştı, elbette kendi alanında. Bu düşünceyle, 1773 yılında, Shakespeare’i örnek olarak alan; yer, zaman ve hareket birliğini hiçe sayan bir oyun yazdı: Demir Elli Berlichingen. Goethe eserini sert bir ortaçağ şövalyesinin kişiliği üzerine kurmuştu. Bu eseri de geniş bir ilgi uyandırdı, ortaçağ ve şövalyelik konusu moda oluverdi. Kleist ile Scott da aynı konuları işlediler.

Goethe, Egmont adlı eserinde, deha ile yüreği, eski çağın mantık saygısına karşı çıkarır. Bu onun başlıca niteliklerinden biridir zaten. Genç Werher’in Çektikleri de bunu çok iyi gösterir. Bu romanın yepyeni havası, talihsiz âşığın kendini öldürmesi bütün Avrupa’yı etkisi altına almış, birçok gençlerin intihar etmesine yol açmıştı. Goethe Werther’i yazarken yaşadıklarından faydalanmıştı. Kendisinin, bir arkadaşının nişanlısı olan Charlotte Buff’a duyduğu aşkla bir başka arkadaşının intihar etmesi meydana getirir eserin temelini. Aynı sıralarda yazdığı Stella gibi, Clavigo gibi eserlerinde ise, kendi hayat tecrübelerinden hiç faydalanmamış, bunları, düşüncelerini tiyatro yoluyla anlatabilmek ihtiyacı ile kaleme almıştı.

Goethe, hayatında önemli bir yer tutan başlıca sevgililerinden biriyle, zengin bir tüccarın güzel kızı Lili Schönenman’la Frankfurt’ta tanıştı, ona hemen âşık oldu ve nişanlandı. Genç kızın onun üzerinde büyük bir etkisi vardı, ama ondan hiç yapamayacağı bir şeyi, geleneklere daha uygun bir hayat yaşamasını istiyordu; şair bu düşünceye isyan etti. Yıllarca kendi kendisiyle çarpışıp durduktan sonra, şair tabiatı galip geldi, Lili’den kesin olarak ayrıldı. Bu sıralarda, devlet işlerini daha yeni eline alan genç Weimar dükü, Goethe’yi devlet hizmetine çağırdı. Böylece, 1776 yılında, Gotthe’nin devlet adamlığı hayatı başladı. Birçok yüksek mevkilerde bulundu, dükün başlıca müşaviriydi. 1782 yılında asil payesi aldı. 1815 yılında, Viyana kongresinden sonra da bakanlığa getirildi. Ama hükümet işleri, Goethe’nin şairlik yanını felce uğratıyordu. Bir dostuna yazdığı mektupta: “Kendi hakkımda söyleyebileceğim bir şey varsa, o da kendimi işime harcadığımdır,” diyordu. Buna karşılık, devlet idaresinin pratik gerçekleri, bireyciliğin sınırlarını aşmasına yardım etmekteydi. Saraydan bir kadına, Charlotte von Stein’a beslediği plâtonik aşk da, onun bu gelişiminde yararlı oldu. “Anlık ve huzur”. Kendine yaşama kuralı yaptığı ilke buydu artık. Hayatının bu devresinin iki büyük meyvası vardır, iki büyük dram: Iphigenie Tauris’te ve Torquato Tassa. Bir de romana başlamıştı aynı zamanda: Wilhelm Meister’in Çıraklık Yuları. Bir oyuncular topluluğunda tiyatro yazarı olmak isteyen Wilhelm’in hayal kırıklıklarını anlatıyordu…

Goethe, İtalya’ya büyük bir hayranlık besler, İtalya’yı dolaşmayı çok isterdi. 1770 yılında: “İtalya! İtalya! Paris benim okulum olacak, Roma ise üniversitem!” diye yazmıştı. Ama bu hayalini ancak 1787 yılında gerçekleştirebildi. İtalya’nın birçok yerlerini dolaştı, birçok şehirlerinde aylarca kaldı. Birçok önemli kişilerle tanıştı, dostluk kurdu. Devlet işlerinin götürdüğü canlılığına yeniden kavuştu. İtalya Yolculuğu ile Şiir ve Gerçek, bu mutlu günlerinin meyveleridir. Ama büyük şair, Weimar’a döndükten sonra, gene günlük alelâdeliğe gömüldü. Kimse onu anlamıyordu. Saraydan mümkün olduğu kadar kaçmaya çalışıyordu ama, Prusya ordusunda savaşa katılan dükün ardından gitmemezlik edemedi. Weimar dükü, ona daha fazla bir hürriyet vermek istedi. Unvanlarına ve maaşına dokunmamakla beraber, başındaki ağır işlerden kurtardı onu. Böylece, 1817 yılına kadar, Goethe yalnız Weimar tiyatrosunun yönetmenliğiyle uğraştı. Roma’dan döneli beri, orta tabakadan gelme bir ailenin kızı olan Christine Vulpius’a duyduğu aşk ona bir yuva, bir barınak oluyordu. Christine’le ancak 1806 yılında evlendi. Ama Goethe’nin hayatına gereken yeni hızı karısı değil, Lana üniversitesinde tarih okutan şair Friedrich Schiller’in dostluğu verdi. Ama iki dost arasındaki konuşmalar şiir üzerine değil, tabiat bilimleri ile felsefe üzerineydi. Paust gibi, Goethe de her şeyden önce, tabiatın kanunlarını, sırlarını sezmeye çalışırdı. Daha Weimar’daki ilk yıllarında, jeoloji ve botanik üzerinde incelemeler yapmıştı. Palermo’nun bitkiler bahçesini gezdikten sonra da “ilk bitki” fikri doğmuştu içine, Goethe bu fikirden “bütün bitki organlarının ilkel aynılığı ilkesini” çıkarmıştı. 1791’de, Newton’a karşı bir bilimsel eser yayınladıktan sonra, 1810 yılında, üç bölümlük bir büyük eser daha yayınladı: “Renkler teorisi, Bitkilerin değişimi, Hayvanların değişimi”. Maddenin birliğini ispat etmeye, başlangıcını göstermeye, cinslerin çeşitliliğinin sabit bir ilk yapıdan geldiğini ortaya koymaya çalışan denemelerdir bunlar. Schiller’le Goethe’nin dostlukları, 1805 yılına, Schiller’in ölümüne kadar sürdü ve Goethe’nin hayatında büyük etkileri oldu. Şiiri yöneten kanunlar üzerinde, bilimleri üzerinde fikir alışverişleri de sürekliydi. Bu fikirlerde klasik ilk çağın büyük etkileri vardı.

Goethe, 1787 de, bir burjuva destanı yazdı: Hermann ile Dorothea; Pandora adlı alegorik dramında, eski Yunan efsanelerine dayanarak, medeniyetin ve sanatın zirvesine ulaşacağı gelecek dünyayı coşkunlukla anlatmaya çalıştı. “Wilhelm Meister’in çıraklık yılları”nı 1796’da tamamladı. Bu kitabın asıl konusu eğitim ve bireysel kişiliğin meydana gelişiydi. Wilhelm Meister’in yolculuk yılları’nda ise, toplum önemli bir yer tutuyordu. “Batılı doğu divanı”nda, Tanrı, şairin görevi, dostluk ve kin, aşk ve vazgeçiş gibi değişik konuları işledi. En büyük eseri Foust’a gelince, altmış yıllık bir sürekli çalışmanın meyvesidir bu. Goethe’nin düşünceleri, hayatı, aşkları bu eserde büyük bir yer tutar. Faust, en sonunda, 2 Şubat 1832’de bitmişti. Ama Goethe büyük eserini hâlâ elinden bırakmıyor, onu mükemmelleştirmeye, derinleştirmeye çalışıyordu. Ama zaman elvermedi, 22 Şubat 1832’de Goethe, eserine istediği derinliği veremeden öldü.

Ernst BEUTLER’den kısaltarak çeviren: T. YÜCEL

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Alain Badiou: Ötekini tanımaya dayalı her türlü etik hüküm kesinlikle terk edilmelidir

Özellikle Nazizm sonrasında yeni bir kimliğe bürünen etik kavramı, günümüz dünyasına gelinene değin düşün alanında gitgide daha fazla yer kapladı....

Kapat