Descartes Felsefesinin Önemi – Bertrand Russell

Descartes felsefesi ayrı iki bakımdan da önemlidir. Bunlar şöyle sıralanabilir:

1 — Descartes felsefesi, Platon’la başlayan ve büyük nedenlerle Hıristiyan felsefesi yönünden geliştirilen özdek ve ergi (madde ve zihin) ikiliğini (düalizmini) tamamlamış ya da tamamlama noktasına yaklaşmıştır.
Descartes’ı izleyenler yönünden bir yana bırakılan beyindeki kozalaksal bezde olup bitenleri bilmezlikten gelirsek Descartes sistemi iki paralel fakat bağımsız dünya koyar ortaya. Onlardan biri ergi (zihin) ötekiyse özdek (madde) dünyasıdır. Bu dünyalardan her biri ötekine başvurmaksızın incelenebilir.
Erginin (zihnin), bedeni devindirmemesi yeni bir düşünceydi. Açık olarak Geulincx’e ortak olarak Descartes’a gitti. Düşünceler’de beden susuz olduğu zaman erginin (zihnin) neden «üzüntü duyduğu» konusunda hatırı sayılır bir tartışma görülür. Buna verilen doğru Descartesçı karşılık, ergi (zihin) ve bedenin iki saat gibi olduğu ve birinin susuzluk göstermesi durumunda ötekinin «Üzüntü»yü çalması biçimindeydi. Bununla birlikte dinsel görüş açısından bu kuramın ciddî bir sakıncası (mahzuru) vardı. Bu beni Descartesçılığın yukarıda işaret ettiğim ikinci özelliğine getirir.

2 — Bütün materyel dünya kuramında Descartesçılık bütünüyle belirginciydi (deterministti). Ölü maddeler ölçüsünde yaşayan organizmalar da fizik yasalarıyle yönetilirdi. Aristotelesçi felsefede olduğu gibi, organizmaların büyümesi ve hayvanların eylemini açıklamak için tin (ruh) ya da entelecheia’ya başvurma gereği yoktu.
Descartes’ın kendisi bunun küçük bir ayrılım (istisnasını) kabul etmiştir: İnsan, istemle, hayvan canlarının eyleminin miktarını olmasa da, yönünü değiştirebilir. Bununla birlikte bu ayrıl (istisna) Descartes sisteminin tinine karşıydı ve mekanik yasalarına karşıt bir görüntüye büründü. Dolayısıyle bir yana bırakıldı.

Sonuç, maddenin bütün devinilerinin fiziksel yasalarla belirlendiği ve paralellik dolayısıyle ergisel (zihinsel) olayların da eş ölçüde belirgin olduğunun kabul edilmesiydi. Buradan, Descartesçıların özgür istem konusunda güçlüğe uğradığı çıkıyordu açığa. Descartes’ın bilimine onun bilgi kuramından daha çok dikkat edenler için hayvanların öz-otomat oldukları kuramına uzanmak güç değildi. Aynı nen (şey) niye insan hakkında söylenmesin ve sistem tutarlı bir materyalizme dönüştürülerek sadeleştirilmesin? XVIII. yüzyılda atılan adım işte bu yoldaydı.
Descartes, çağdaş bilimden öğrendikleriyle La Fleche Jesuit kolejinde öğretilen skolastiklik arasındaki ikiciliği çözememiştir bir türlü. Bu, onu tutarsızlıklara fakat, eksiksiz mantıksal bir filozofun sahip olacağından daha engin verimli düşüncelere götürmüştür.

Bertrand Russell
Modernçağ – Yeniçağ

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Hayaller ve Sokaklar: Atlar, Hitchcock ve Zen… – Mehmet Güreli

Kapat