Charles Bukowski: Sen biliyorsun ve ben biliyorum ve onlar biliyor…

Büyük sevinçlerin şaşı deliliği
sonunda aldatılmadığımızı biliyoruz artık

Sen biliyorsun ve ben biliyorum ve onlar biliyor

Ellerimize ayaklarımıza hayatlarımıza yollarımıza bakarken
uyuyan sinekkuşu
katledilmiş ölü ordular
baktığında seni yutan güneş

Biliyorlar – Charles Bukowski

Sarı perdeler yırtılır
çılgın gözlü kedi sıçrar
yaşlı barmen tezgaha yaslanır
sinekkuşu uyurken

Sen biliyorsun ve ben biliyorum ve onlar biliyor

Tanklar yapay savaş alanlarında eğitim yapar
lastikler otobanda vızıldar
ucuz burbonla sarhoş cüce odasında bir başına ağlar
boğalar özenle matadorlar için yetiştirilir
çim ve ağaçlar seni seyreder
okyanus devasa ve hakiki yaratıklar barındırırken

Sen biliyorsun ve ben biliyorum ve onlar biliyor

Yatağın altındaki bir çift terliğin hüznünü ve zaferini
kanınla dans eden yüreğinin balesini
bir gün aynalardan nefret edecek aşk kızlarını
mesaide vardiyayı
iğrenç bir salata ile geçiştirilen öğle yemeğini

Sen biliyorsun ve ben biliyorum ve onlar biliyor

Bildiğimiz şekliyle ölüm
berbat bir numara sanki o kadar acıdan sonra

Sen biliyorsun ve ben biliyorum ve onlar biliyor

Durup dururken gelen ani mutluluk duygusunu
olanaksızlığın ortasında yükselen bir şahin ay gibi

Sen biliyorsun ve ben biliyorum ve onlar biliyor

Büyük sevinçlerin şaşı deliliği
sonunda aldatılmadığımızı biliyoruz artık

Sen biliyorsun ve ben biliyorum ve onlar biliyor

Ellerimize ayaklarımıza hayatlarımıza yollarımıza bakarken
uyuyan sinekkuşu
katledilmiş ölü ordular
baktığında seni yutan güneş

Sen biliyorsun ve ben biliyorum ve onlar biliyor ki;
ölümü yeneceğiz.

Charles Bukowski kendini söyle anlatıyor:

“Andernach, Almanya doğumluyum.Babam işgal ordusunda asker, annam Alman’dı.İki yasımda Amerika’ya getirildim.Kısa bir sure sonra LosAngeles’a tasındık.Hayatim bu şehirde geçti.İki sene Los Angeles City College’a devam ettim ancak kendi kendimi egittimi söylemek daha yerinde olur.Okuldan hemen sonra ülkeyi dolaşmaya başladım.Geçimimi 2. sınıf isler yaparak sağladım; kapıcı,benzin istasyonunda pompacı,bekçi,bulaşıkçı,yükleme memuru,fabrika isçisi, ustabaşı, park kahyası.Ayrıca bisküvi fabrikası,flüoresan fabrikası, tren yolları ve mezbahada çalıştım.Şehirlerin çoğunu gördüm ve yüze yakın ise girip çıktım.Yazmaya çalışırken ölümüne açlık çektim.Günde bir çikolatayla yetinerek uç dört öykü yazmaya çalışıyordum.Çoğu zaman daktilom yoktu.El yazısıyla yazdilarimi Atlantik Monthly, Harper’s ve New Yorker dergilerine postaladım.Hepsi geri geldi.
Nihayet 24 yasımda, bir öyküm Whit Burnet’in çıkardığı Story dergisinde basildi.Ardından Portfolio dergisinde bir tane daha.Her zamankinden fazla içmeye başlamıştım,sonraları yazmayı kesip sadece içtim.Bu on yıl surdu.Benim kadar ümitsiz olan kadınlarla geçirdiğim on yıl.Şiddetli bir iç kanama sonucu kendimi Los Angeles hastanesinin düşkünler koğuşunda buldum.On iki sise kan, on iki sise glikoz verildi. Ameliyat olmayı reddettim.’Ameliyat olmaksan ölürsün’ dediler
“Bir kadeh bile seni öldürür’ dediler.Bana cifte yalan söylediler.
Hastaneden çıkınca is ve kalaksak bir yer ayarlamayı basardım.Her aksam is çıkısı eve donup tonlarla bira içip şiir yazmaya başladım.İki haftada 60 kadar şiir yazmıştım ama onları ne yapmam gerektiği konusunda hiçbir fikrim yoktu. Elime şiir dergilerinin bir listesi geçti.İçlerinden biri Wheeler , Texas bölgesindeydi.Tamam, asmalar içinde bir villada yasayan, kanarya yetiştiren yaslı bir kadının çıkardığı o tur dergilerden birisi olsa gerek, bu şiirleri onun panik metre ibresini zıplatır diye duşundum.şiirleri postalayıp aklımdan sildim.Dahi olduğumu ilan eden övgü dolu şişkin bir mektup aldım.İsler iyiye gidiyordu.Yanıtladım.Harlequin dergisi bir şayisini tümüyle benim şiirlerime ayindi.Yazışmaya devam ettik.Beni ziyarete geldi.Oldukça çekici,sarisin bir kızdı.Evlendik ve Texas’a gittik.Milyoner bir ailenin kızı olduğunu orada öğrendim.Evliliğimiz iki bucuk yıl surdu.
Yazmaya devam ettim.Şanslıydım.Tekrar öykü yazmaya bile başlamıştım.Çoğu EverGreen Review dergisinde yayımlandı.şiir kitaplarım çıkmaya başladı, senede bir gibi.Bir yeraltı gazetesinde “Notes Of A Dirty Old Man” baslığı altında yazmaya başladım.Open City gazetesinde başlayan bu yazılar daha sonra Note Express ve L.A Free Press’te sürdü.Bu öyküler sonradan Black Sparrows ve City Lights tarafından kitap olarak basildi.Elli yasında çalışmayı bıraktım (başkası hesabına çalışmayı) ve ilk romanımı yazdım.Post Office. 20 sise viski,210 sise bira ve 80 puro tüketerek, 20 gecede.Black Sparrow yayımladı.O günden beri yazarak geçiniyorum.Black Sparrow yayınevinden John Martin’in büyük yardımı dokundu.Hayatimin sonuna kadar tek bir kelime yazmasam bile bana ayda 100 dolar vaat etti.Hangi yazarın böyle bir sansı olmuştur?
Geçmiş yüzyıllarda yazılanlar beni pek açmadı; aşırı ciddi ve resmi buldum.Birkaç istisna dışında yapaylığa çok yakın.Bu bana devam etme gücünü verdi.Caline’in Gecenin Sonuna Yolculuk kitabini severim, Hemingway’in ilk zamanları, Villon, Neruda, Salinger, Knut Hamsun’un tüm yazıları ve Fedor Dos.Bunların dışında pek bir şey yok.yazmayı sürdürüyorum.Çoğunluk underground ve pek zengin değil.Olması gerektiği gibi.Haftada bir-iki at yarışlarına giderim.Klasik Müzik (Stravinsky ve Mahler) ve birayı severim.

Hakkımda yazılanlara gelince, bazı tanıtma yazıları makaleler, bir kitap ve bibliyografi sayılabilir, ancak onlar bu duvarın arkasındaki dolapta bit yerlerdeler ve simdi gidip ararsam, terler sıkılırım.Siz de bunu istemeksiniz biliyorum. Sabolun. Ayrıca daktilo ve imle yanlışları için özür dilerim. İkisine de hiç bir zaman fazla ilgi duymadım.

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
M.Mungan: Öğrenmenin yaşı yoktur diye öğrettiler bize. Yalan! Yanlış! Her şeyin yaşı var her şeyin!..

"Tanrım, tarım!" diyor. "Madem bu hayata düşecektim, neden bu yaşımdan sonra? niye sonuna dek direnemedim? neden? neyi kaçırdım? neden böyle...

Kapat