Musa Anter: “Keşke 16 değil de bir devlet kursaydık ama doğru dürüst olsaydı”

Musa Anter
Bizde Devlet Anlayışı

Görülüyor ki. bizde devlet kurmak, bir şirket kurmaktan daha kolaydır. Örneğin tüm tarih boyunca zavallı Fransızlar,  Almanlar, İngilizler ve Hollandalılar ancak bir devlet kurabilmişler.
Ama biz eğer KKTC’yi de sayarsak tarih boyunca 17 devlet kurmuşuz bu marifetimizi, TBMM salonuna astığımız 16 avize ve cumhurbaşkanımızın forsuna koyduğumuz 16 yıldızla simgeleştirmişiz.

Düşünüyorum da, iyi mi ediyoruz, fena mı ediyoruz?

Sakın bu devletlerimizi de şimdiki cumhuriyetimiz gibi her on yılda bir yaz boz edip de bu sayıyı elde etmiş olmayalım? Bazen diyorum ki. keşke bizim de elalem gibi bir devletimiz olsaydı da doğru dürüst olsaydı. Denilebilir ki, 16 devlet kuran bir ulusun, devletçilik alanında herkesi geçmesi, uzman olması lazımdır.

Ama bakıyorum yarım yamalak Belçika devleti dahi bizi yerin dibine sokuyor. Meğer biz neymişiz? Bizde ne insan hakları ne demokrasi, hatta doğru dürüst insanlık kuralları bile yokmuş. Raporları okudum, yalan bir şey yoktu.

Brüksel’de toplanan Avrupa insan Hakları Toplantısında, bizim meclisimizde yeni kurulan insan Hakları Komisyonu Başkanı Eyüp Aşık şöyle bir müdafaa yapıyordu: “Efendim insan haklarına saygılı olmak bir eğitim ve terbiye işidir. Onun için biz şimdi bir insan hakları dersini ilkokuldan itibaren okullarımıza koymak istiyoruz, işte bu okullarda yetişecek çocuklar büyüyünce işkence yapmayacaklardır.

İşte devletimiz! Ve devletimizi elalem içinde temsil edip bizi rezil eden bir misal! Yani Eyüp bey demek istiyor ki, şimdiki bizler işkence yapmamak için terbiye almadık.
Yapıyoruz. Kusura bakmayın biz yaştakiler yavaş yavaş öldükçe yetişen terbiyeli çocuklarımız yerimizi alacaklar. Ve böylece bizde de işkence kalmayacak.
Ama demezler mi Sayın Eyüp Aşık: senin hükümettin işkence aletlerini satın almak için bütçe ayırıyor? İnsanları ortazamanvari zindan hücrelerinde yatırmak için milyarlar harcıyor, işkence yapmakla ün salan güvenlik kuvvetlerini, komutanları mükafatlandırıyorsunuz. Yaptığınız kanunlarla, teşvik ediyorsunuz. Bütün bunlar böyleyken uygar dünya nasıl ölümünüzü beklesin?

Belçika olayı şu: 6 senatör ve 9 çeşitli sendikanın genel başkanı Türkiye’ye gelip insan haklan konusunda bir rapor hazırlıyorlar. Sonuçta Türkiye’de ve bilhassa Kürt bölgelerinde hiçbir insan hakkının olmadığı, işkencenin bir devlet politikası olduğu sonucuna varıyorlar.
Peki basınımız ve idare adamlarımız Belçikalılara neden kızıyor? Yalan mı? Değil!. Esasen bizim bütün bunları inkar etmemiz yalandır.

Sen kalk orta/amandan kalma 141. 142 ve 163 gibi engizisyon maddelerini Ceza Kanununa al. Yurdunu ikiye böl. Bir bölümünü daha da valisi kanunla idare et. 20 milyon vatandaşının anadilinde konuşmasını dahi yasakla ve bu yasağı da utanmadan kanun dahi olmayan Anayasa kanununa koy.

Ve ondan sonra insan haklarını ders olarak okullarında okut. Yahu deli miyiz ne? Vallahi okul çocuklarımız yüzümüze tükürecekler. Çocuklarımız biz demezler mi ki, “A büyüklerimiz, bizden önce siz TBMM’ne bu dersleri koyun ve okuyun!”

İşte bizde maalesef devlet anlayışı ve devlet terbiyesi budur.

30.03.1991
Musa Anter
Kaynak: Vakayiname

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Metin Altıok’un Kızı Zeynep Altıok Akatlı Anlatıyor: Kürt’ün bayram şekeri, Türk’ün tokadı

"Bu bir sarılma teklifidir" “Kilimanjaro 6500 metre yükseklikte karlı bir dağdır…Tepeye yakın bir yerde kurumuş ve donmuş bir pars iskeleti...

Kapat