Bir fotoğraf insan hayatını nasıl değiştirir?

Afrika’daki açlığı temsil eden bu fotoğraf 1994 yılında  fotoğraf dalında Kevin Carter’e “Pulitzer ödülü” kazandırdı. Görüldüğü gibi fotoğrafın teması açlıktan ölmek üzere olan siyah küçük bir kız çocuğunun  yakınına tüneyerek yemek için ölmesini bekleyen  bir  akbabadan oluşuyor. Açlıktan hareket edemez hale gelen çocuğun birkaç kilometre ilerdeki Birleşmiş Milletler yardım kampına gitmek için çaba harcadığı tahmin ediliyor. Bu hazin manzaranın karşısında ise o birkaç kilometre uzaklıktaki  kamptan gelen  Amerikalı fotoğrafçı Kevin Carter var. Geliyor görüyor, bakıyor ve  deklanşörüne bastıktan sonra  oradan uzaklaşıyor.  Kendisine iyi bir servet kazandıran bu ödül töreninden sonra tüm aramalara rağmen fotoğraftaki çocuk bulunamıyor. Çocuğa ne olabileceğini  üç aşağı beş yukarı hepimiz  tahmin edebiliyoruz  ama fotoğrafcıya ne olduğunu biliyor musunuz? 

Çocuğun bulunamamasıyla  yoğun eleştirilere maruz kalan Carter profesyonel fotoğrafçı olduğunu, yardım görevlisi olmadığını söylerek kendisini savundu. (O dönemde, gazeteciler ve fotoğrafçılar, bulaşıcı hastalıklar nedeniyle hasta insanlara dokunmamaları konusunda sıkı biçimde uyarılıyorlardı)


Çektiği bu fotoğraf, kendisi gibi yardım örgütlerine büyük miktarda maddi kaynak sağladı. Ancak b
u olaydan sonra ağır depresyona giren Kevin Carter ölmek üzere olan çocukların peşini bırakmadığını söyleyerek intiharı seçti. Ancak buna rağmen geride bıraktığı  intihar notunun karmaşık olduğu ve içinde bulunduğu ızdırap dolu ruh halini sorgulayan hiç birşey olmadığı belirtildi. Bu notu yazmadan bir süre önce “Kendimi normal insanlara yabancılaşmış hissediyorum. Objektif kapakları kapanıyor ve korkunç kan görüntüleriyle karanlık yerlere doğru geriliyorum” demişti.
Akşam saatlerinde egzoz verdiği kamyonetinin içinde boğulurken Walkman ile müzik dinliyordu.

Eleştiriler ve destekler

“Benzer anları yaşamış bir foto-muhabir olarak bu ânı görüntüleyen meslektaşım Kevin Carter’ın yaşadıklarını anlayabiliyorum. Savaş ve açlığın bütün acımasızlığıyla hissedildiği bir bölgede, Sudan’da, böylesine vurucu bir ânı görüntüleme fırsatı bulan meslektaşımızın, zamanı durdurduğu bu anda büyük olasılıkla aklında olan tek şey bu fotoğrafın dünya kamuoyunda yaratacağı tepki ve bunun sonucunda dünya ülkelerinin Sudan’a yönelik yardım girişimlerinde bulunma ihtimali. O anda, o fotoğrafı gerekli yerlere ulaştırma güdüsü ve bu nedenle de bir an önce bulunduğu yerden ayrılma isteği sadece o ânı yaşayan insanların anlayabileceği bir psikoloji.”

Coşkun Aral – Savaş Fotoğrafçısı

“Yaşamında bir sürü sorunu vardı, ancak bu olayların zamanlamasını göz önüne alınca o çocuğun fotoğrafı ile Carter’ın intiharı arasında bir ilişki olduğunu düşünmekten kendimi alamıyorum.”

John Long

Kevin Carter orada işini yapıyor! Sudan daki çocukların iyiliği için yapıyor! Ama o çocuğun hayatını umursamıyor,nedense.. Hiç kimse onun orada yaptığının doğru olduğunu söyleyemez ve söylememeli bence.

Sudanlı Bir Çocuk

Kevin Carter (13 Eylül 1960 – 27 Temmuz 1994) Fotoğrafçılık kariyerinin büyük bölümünü, son yıllarını yaşayan, Güney Afrika`daki ırkçı Apartheid rejiminde geçirmiştir. Güney Afrika`da yaşanan ırk ayrımcılığını yansıtmayı planlayan, zaman zaman da yaşanan vahşetin paparazzisi olmakla itham edilen Bang-Bang Kulübü`nün öncülerindendir.

“Bir fotoğraf insan hayatını nasıl değiştirir?” üzerine 7 yorum

  1. her ne olursa olsun normal karşılanamz.dogadakı belgesel yapımcılarının tavrı gıbı arslan yavru ceylanı avlar doğa dengesıdır denilerek dokunulmaz.leş yıyıcı akbaba cocuğun muhtemelen ölumunu bıle beklememıştır.dünya hiçte adil yönetilmiyor.ben olsam resmımı cekerdım.ama yınede o yavruyu orada bırakmazdım.insan soyu dahada acayip bir mahlukat.dengeler için çıkarları için açlığı,sefaleti,öldürmeyi marifet sanarak bu benim işim derler.daima yıkarlar.kendi vicdanımzdan kaçamıyorz.tıpkı belgeyen gazeteci gibi..

  2. Bence hiç bir güç, bir hayatın bitmesine engel olmamalı o fotoğraf karesinde dünyayıda verseler yinede orda o açlığa sefaate mahkum edilen masum küçük kız çocuğunu terk edemez,bu bir sanat değildir,bu bir caniliktir.Birileri ölürken bunlara bakarak para kazanmak ve bunlaır insanlara sanat diye sergilemek işte o kare diye göstermek,bence zavallılıktır yaa baktıkça içim gidior çeken kişinin initahar etmemesi yanlış olurdu.

  3. bu kare ve kareyle ilgili habere baktığımda aklımda sivrilen soru şu:
    ben nasıl ve neden yaşıyorum?

  4. İnsanın içinde ki sevgi,acıma içgüdüsü bu kadar mı körelir .Yaradan aşkına bizi hayvanlardan ayıran özellik duygularımız değil midir?

    Biz neden yiyor ve neden UYUYORUZ ???

  5. allahım afrikadakilere yardım et. tabi bizde boş durmayalım bizde maddi ve manevi olarak yardım edelim allah hepimizin yardıncısı olsun amin

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
Hasan Hüseyin Korkmazgil ve Haziran hüznü “pis bir ota değmiş gibi sızlıyor genzim/ dökülüyor etlerim/ sarı yapraklar gibi”

“3 Haziran 1963. Duyuyorum ki Nazım Hikmet ölmüş. Bir sanatçı için böyle bir haberi soğukkanlılıkla karşılamak olanaksız! ‘Hava leylak ve...

Kapat