“Barış görüşmeleri yapılırken operasyon’a hazırlanan başka bir hükmet olabilir mi dünyada?”

Barışın Ne Olduğunu Kim Anlatacak?.. – Ahmet Nesin

Artık ruhum sıkılıyor, ne aklım, ne yüreğim ne de midem kaldırmıyor bu olanları ve olanlar sonrası konuşmaları. Herkesin beyninde bir şablon ve o şablonun ötesine geçemeyenler bizi yönetiyorlar. Ölümlerden sonra kin kusan bir cumhurbaşkanı gören yada duyan var mı acaba? “Şunu kimse unutmamalıdır ki; bize bu acıyı çektirenler, misliyle çekeceklerdir. Devletimizi bu saldırılarla sarstıklarını zannedenler, hizaya getireceklerini zannedenler, göreceklerdir ki bu saldırıların intikamı çok büyük olacaktır ve misliyle de alınacaktır.” dedi Abdullah Gül.

Nasıl bir devlet adamlığıdır bu, kan davasını başlatmak dışında bir çözüm bulamıyor mu Cumhurbaşkanı. Misliyle alındığı zaman kaç PKK’lı öldürülmüş olacak, Gül eşit sayıda ölü istemiyor, fazlasını, daha fazlasını istiyor. Bir arkadaş yazmış “Ölenlerin 26’sı PKK’lı olsaydı aynı tepkiyi gösterecek miydiniz?..” diye. Gül o zaman da “Bu sayı beni tatmin etmedi…”mi diyecekti.

30 yıldır süren bir savaş var ve ölenlerin sayısı 40 binden fazla… Bunların 30 bini Kürt yada PKK’lı. Neredeyse her evde bir ölü var. Bitakım insanlara 40 bin ölü yetmiyor ve hâlâ kan istiyorlar. Albert Einstein’ın çok güzel bir sözü var “Aynı zamanda hem savaşa hazırlanıp hem de savaşı önleyemezsiniz…” diye. Kürt açılımmayalımı ilk müjdeleyen Cumhurbaşkanı Gül şimdi misliyle ölü istiyor. Bikaç yazımda Gül’ün Erdoğan’dan daha tehlikeli siyasetçi olduğunu yazmıştım, o da benim haklılığımı teyit ediyor.

Gül böyle söyleyince Egemen Bağış alıyor sazı eline ve “Egemen bağış  Kolay karar değil, oraya gönderilenlerin her biri ana kuzusudur. Hazırlık yapılmadan, altyapı olmadan olacak bir şey değil. Ama uzun süredir de burada açıklayamayacağım bazı çalışmalarımız var.” diye bir açıklama yapıyor… Nedir Bağış’ın açıklayamadığı şey, bence çok gizli değil, profesyonel asker, polis yada vurucu tim, yani yine öldürmek üzerine. Barışı düşünen yok yada barışın daha fazla Kürt ölümüyle eşdeğer gören bir siyasi grup var karşımızda.

AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan farklı şeyler söylemiyor, tam bir tehdit içeriyor söyledikleri: “Her kim ki teröre açık ve gizli destek veriyorsa, her kim ki terörü kolluyorsa, kim ki teröre müsamaha gösteriyor, terörün kanlı yüzünü örtmek, terör örgütünün saldırılarını görmezden gelmek gibi bir gafletin içinde bulunuyorsa, tamamı bilsinler ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin nefesi her daim enselerinde olacaktır.”

Zaten KCK tutuklamalarıyla her daim herkesin ensesindeler. Bundan fazlası ne olabilir yada şöyle sorayım, devletin barış adına görüştükleriyle başkaları konuşamaz mı? Barış görüşmelerinin neden bu noktaya geldiğini sorgulaması gereken hükümet tersini yapıyor. Yada bizde barış görüşmeleri “Ben ne verdiysem onunla yetin, yoksa benim siyasi kariyerim gider…” noktasında mı tıkanıyor? Barış görüşmeleri yapılırken “Sınır ötesi operasyon” yasasını meclisten geçiren başka bir hükmet olabilir mi dünyada?

Bence AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ölümler üzerine çok duyarlı bir kişilik değil zaten. Aklıma 1998 yılında Erdoğan’ın oğlu Burak Erdoğan’ın çarparak ölümüne neden olduğu ses sanatçısı Sevim Tanürek geldi. Erdoğan o sıralar Istanbul Belediye Başkanı’ydı ve sayesinde Burak Erdoğan hiç tutuklanmadan yargılandı. “Dikkatsiz araba kullanmaktan” yargılanan Burak için Erdoğan ne mi yaptı, tazyikli suyla arabanın fren izlerini sildirtti. Erdoğan ölüm konusunda işte bu kadar duyarlı!.. Burak Erdoğan ölüme sebebiyetten 3 ay ceza aldı ve o ceza da 540 bin liraya (O zamanın parasıyla) çevrildi. Kim ödemiştir acaba o parayı?..

İşte bütün bunları okuyunca, anımsayınca ve düşününce ruhum sıkılıyor, midem bulanıyor. Barışı savunduğunu yazan Star Gazetesi yazarı Mehmet Altan da “Keşke gerçek bir ordumuz olsa da çocuklarımızı kimse öldürmese, diye düşündüm…” diye yazıyor. Onun da barış anlayışı burada tıkanıp kalıyor. Ne askerliği biliyor, ne gerilla savaşını ne de barışın öldürmekle gelemeyeceğini… Gerçek ordu –Nasıl oluyorsa, ABD bunu ne Vietnam’da ne Afganistan’da başaramadı- karşı tarafı öldürünce oluyor sanırım…

Midem bulanıyor, “Barış, hemen şimdi…” diye yazanların ve savunanların potansiyel suçlu sayılabileceği bir ortamda yaşamaktan her yanıma ağrılar giriyor.

ahmetnesin.wordpress.com

Yorum yapın

Önceki yazıyı okuyun:
“Her şeyi ciddiye alıyordum, sanki ölümsüzmüşüm gibi.” | Duvar – Jean Paul Sartre

Varoluşculuk'un babası sayılan, Jean - Paul Sarte (1905-1980) Aydınlanma Çağı'ndan bu yana çağının tanığı ve bilinci (vicdanı) olabilmiş, edebiyata, felsefeye...

Kapat